<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-2374893240585951756</id><updated>2012-01-15T01:04:51.351-08:00</updated><title type='text'>Numan Kurt'tan Yazılar ve Şiirler</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://numankurt.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2374893240585951756/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://numankurt.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Numan Kurt</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02004156882769949389</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0o89TbA7EI/AAAAAAAAAAU/WnCLY9bXgPQ/S220/untitled.bmp'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>49</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2374893240585951756.post-8690783788434862686</id><published>2011-12-18T12:04:00.000-08:00</published><updated>2012-01-15T01:04:51.356-08:00</updated><title type='text'>ŞU FACEBOOK DEDİKLERİ</title><content type='html'>Bizimki de kırkından sonrayı bırakın, altmışından sonra saz çalmak gibi. Zaten televizyon, uçak, bilgisayar gibi buluşlara oldum olası hiç aklım ermemiştir benim. "Koskoca uçak havada nasıl durur? Dünyanın her yerindeki olayları, kanapemize yan yatmış halimizle nasıl seyrederiz bu televizyon denen ekrandan? Ne sorsan cevap veren, hele de facebook yoluyla yıllardır görüşemediklerimizle iletişimimizi sağlayan bu bilgisayar da nasıl bir mucizedir? Böyle derken bilime olan hayranlığımı anlatmak istiyorum. İnsanlık, bu buluşları yapanlara çok şeyler borçludur. &lt;br /&gt;Üç yıl önce otuz altı yıllık öğretmenliğe noktayı koyup "Şimdi ne yapmalıyım?" sorusuna yanıt ararken, çocuklar: "Baba, gel sana bilgisayar alalım, yazılarını da orada yazarsın, hem senin için de keyifli bir uğraş olur." dediklerinde ben klavyenin tuşlarına basmayı bile bilmiyordum. Kafasını gözünü yararak da olsa bu zamane mucizesini açıp kapatmayı, blog oluşturup ( çocukların yardımıyla) yazılarımı yazmayı öğrendim. Bir gün kızım bana:&lt;br /&gt;&amp;nbsp;- Baba, facebook denen bir paylaşım sitesi var, seni üye yapayım.&lt;br /&gt;&amp;nbsp;- Ne işe yarıyor bu facebook?&lt;br /&gt;&amp;nbsp;- Üye olduktan sonra senin adını görenler arkadaşlık istiyor veya sen gördüklerinden arkadaşlık istiyorsun.&lt;br /&gt;&amp;nbsp;- Ben bu yaşta kiminle arkadaş olacağım, orası gençlerin sitesi olmalı.&lt;br /&gt;&amp;nbsp;Böyle karşı çıktıysam da yine de üye olduk, daha doğrusu üye yapıldık.Önce facebook hesabı olan birkaç yakınımla arkadaş olduktan sonra beni mutlu eden mesajlarla birlikte eski öğrencilerimden istekler gelmeye başladı. 1973'ten 1995'e kadar çalıştığım Mucur'dan, özellikle 1973-1992 arası Mucur Ortaokulu'ndaki öğrencilerimden gelen istek ve onurlandırıcı mesajlar, benim gibi emekli bir öğretmeni elbette&amp;nbsp; sevindirdi. "Mucur Ortaokulu Yılları" adıyla siyah beyaz fotoğraflardan oluşan albümü facebookta oluşturunca istekler çoğaldı. Ben istek yapmıyordum. Bu benim ne gururumdan ne de "benim yaşım büyük" anlayışımdandır. Sadece şunu düşündüm: Büyük çoğunluğu vefa gösterip sevgi ve saygılarını iletse de az sayıda da olsa birtakım ön yargılarla iletişim kurmak istemeyenler de olabilir. Onları güç durumda bırakmamak gerekir. Bu düşüncemde haklı olduğumu da zaman çok iyi gösterdi.&lt;br /&gt;&amp;nbsp;Düşünebiliyor musunuz, bir öğrencinizi on bir- on dört yaş aralığında okutuyorsunuz, ondan sonra otuz- otuz beş yıl onu hiç görmüyorsunuz. Bir gün karşınıza elli yaşına yaklaşmış olarak çıkıyor. Eğer bulunduğunuz kentteyse onunla buluşup konuşuyorsunuz. Bu mutluluklar bir yana şimdi yetmiş yaşına gelen kendi öğretmenlerinizden biri de bir tesadüf sonucu facebook arkadaşınız oluyor ve onun şiirleri seslendirdiği videoları dinliyorsunuz.&lt;br /&gt;&amp;nbsp;Yukarıda belirttiğim albümdeki siyah beyaz fotoğrafların çoğu 1973-1980 arasında çekilmiş. İlçenin tek fotoğrafçısı belirli günlerde çekmiş bu fotoğrafları. Birkaç tane de tab edip okula getirmiş. O zamanın öğrencilerinde bu fotoğrafı alacak para nerede? Öğretmen olarak bizler almışız o fotoğrafları. Şimdi kırklı, ellili yaşlar gelen eski öğrencilerimizin, o fotoğraflarda ortaokuldaki hallerini gördüklerinde nasıl duygulara kapıldıklarını siz düşünün. &lt;br /&gt;Facebooka üye olduğumuz ilk aylardaki gülünç bir olayı da anlatmadan geçemeyeceğim:&lt;br /&gt;&amp;nbsp;Bir gün facebooka girdim, "Bilgiler" kısmında oku gezdirirken "flört" yazan sözcüğün üzerinde de durmuşum herhalde. Oraya tıklamadığımı biliyorum. Kapattım ve dışarı çıktım. Üç saat sonra eve geldiğimde çocuklar da bize gelmişler. Yeni heves ya! Yine açtım, bakıyoruz, kızım da bazı yerlerini öğretiyor bana. Birden kızımın çığlığı: &lt;br /&gt;- Aman baba, bu ne?&lt;br /&gt;&amp;nbsp;- Ne var kızım, ne oldu? &lt;br /&gt;- Bak şurada ne yazıyor? &lt;br /&gt;Dikkatle baktım, "Anasayfa" denen yerde aynen şu cümle var: "Numan yeni flört arıyor."&lt;br /&gt;&amp;nbsp;- Allah Allah! Kızım bu neyin nesi? Çabuk sil şunu! Umarım bu kısa zaman içinde okuyanlar olmamıştır.&lt;br /&gt;&amp;nbsp;- Baba, sen bu "flört" yazan yere bastın mı?&lt;br /&gt;&amp;nbsp;- Bilmiyorum kızım, birkaç saat önce girdim, çeşitli yerleri dolaştım; ama böyle bir yere basmamışımdır herhalde.&lt;br /&gt;&amp;nbsp;Bu arada tepemizde dikilip bakan damat da durumu anlayınca bastı kahkahayı. "Ben seni anneme demem mi?" diyerek salon kapısına doğru koştu. "Elli kağıt temizler bu işi." demeyi de unutmadı. Ben de teslim olmadım her zamanki gibi. "Geç onları, tınmam öyle şeylerden." diyerek umutlarını(!) boşa çıkardım.&lt;br /&gt;..............&lt;br /&gt;&amp;nbsp; Bir başka olay da gülünç olmasa bile epeyce ilginçti. Ben "Edebiyat Defteri" adlı bir edebiyat sitesine yazılarımı gönderiyorum. Yazılarıma "Bedri Tokul" adında bir arkadaş yorumlar yapıyor, övgülerini dile getiriyor. "Tokul" soyadı az bulunan bir soyadı olduğu için ilgimi çekiyor. Bir akşam Bedri Bey'in, o gün gönderdiğim yazımın altına yazdığı yorumunu okuduktan sonra ona, mesaj yoluyla şu soruyu soruyorum: "Bedri Bey, soyadınız ilgimi çekti. Benim Batıkent Mobil Lisesi'nde Seval Tokul adında bir öğrencim vardı. Yakınlığınız var mı?" Bedri Bey'den yanıt çok gecikmiyor. "Vay sevgili hocam! Demek sen benim biricik kızımın öğretmenisin ha?" Bedri Bey, işten çok yorgun geldiğini bildiği halde gecenin on birinde Seval'i arıyor, haber veriyor. Şimdi hem Bedri Tokul'la hem de Seval'le facebook arkadaşıyız. Emekli astsubay olan Bedri Bey'in o siteye yazdıklarını okumak da bana ayrı keyif veriyor.&lt;br /&gt;.............&lt;br /&gt;&amp;nbsp; Yukarıdakilere benzer, mutluluk verici "facebook yaşanmışlıkları"nı daha da çoğaltabilirim. Bu paylaşım sitesi olumlu kullanıldığında gerçekten eşsiz bir buluş. İnsan oraya elbette sevdiği bir müzik parçasının videosunu da koyabilir; ama her önüne gelen videoyu da oraya aktarmamalı diye düşünüyorum. Bir de orda hesabı olanlar en az ilköğretim okulu mezunu. Kullanılan Türkçe ise içler acısı. Büyük harf, küçük harf; nokta, virgül...hak getire. Milletini seven insanlar, o milletin en güçlü bağı olan dilini de doğru kullanmalılar. Şimdi bu cümleleri okuyanlar "Hocam, sen de kendini hâlâ okulda sanıyorsun." diye bıyık altından gülebilirler. Olsun, dilini güzel konuşup yazmak her ulusseverin görevidir bence.&lt;br /&gt;&amp;nbsp;Çok sık gelen "oyun istekleri" de bıktırıyor insanı. Güzel olan bir gönderiyi beğendiğimizi belirtmemiz gayet doğaldır; ama onu gönderen bizim arkadaşımız, yakınımız diye de her şeyi "beğen"mek zorunda değiliz. Keşke başkalarının ürettikleri yanında kendi ürettiklerimizi de paylaşabilseydik bu paylaşım sitesinde. Bu paylaşım sitesinde yedi yaşındaki de yetmiş yaşındaki de var. Cahit Sıtkı'nın bir şiirinde dediği gibi "İnsanoğlu çeşit çeşit/ Beşi parmağın beşi bir mi" Bu olumsuzluklara da katlanmak zorundayız.&lt;br /&gt;.............&lt;br /&gt;&amp;nbsp;Çocuktuk&lt;br /&gt;&amp;nbsp;Daha kasabayı bile görmemiş&lt;br /&gt;&amp;nbsp;Bir köy çocuğu&lt;br /&gt;&amp;nbsp;Derlerdi ki büyüklerimiz&lt;br /&gt;&amp;nbsp;"Zaman gelecek, bu radyoların içinde &lt;br /&gt;Adamlar da görünecekmiş"&lt;br /&gt;&amp;nbsp;Aklımız almazdı bir türlü&lt;br /&gt;&amp;nbsp;Nasıl sığardı kocaman kocaman&lt;br /&gt;&amp;nbsp;Adamlar&lt;br /&gt;&amp;nbsp;Bu ufacık kutulara&lt;br /&gt;&amp;nbsp;Sığdılar&lt;br /&gt;&amp;nbsp;Televizyon oldu o &lt;br /&gt;&amp;nbsp;Biz televizyonu da bilgisayarı da &lt;br /&gt;&amp;nbsp;Gördük&lt;br /&gt;&amp;nbsp;Kim bilir neler neler görecek&lt;br /&gt;&amp;nbsp;Torunlar&lt;br /&gt;..................................................................................&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp; Numan Kurt&lt;br /&gt;&amp;nbsp;19 Aralık 2011&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2374893240585951756-8690783788434862686?l=numankurt.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://numankurt.blogspot.com/feeds/8690783788434862686/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://numankurt.blogspot.com/2011/12/su-facebook-dedikleri.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2374893240585951756/posts/default/8690783788434862686'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2374893240585951756/posts/default/8690783788434862686'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://numankurt.blogspot.com/2011/12/su-facebook-dedikleri.html' title='ŞU FACEBOOK DEDİKLERİ'/><author><name>Numan Kurt</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02004156882769949389</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0o89TbA7EI/AAAAAAAAAAU/WnCLY9bXgPQ/S220/untitled.bmp'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2374893240585951756.post-1057577193537796604</id><published>2011-03-25T14:50:00.000-07:00</published><updated>2011-03-25T14:55:53.826-07:00</updated><title type='text'>ONLAR BÜYÜRKEN (Yiğitalp ve Duru'ya)</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-vjZbZ2V6J5o/TY0PV9sd6II/AAAAAAAAAKg/tguDToKepLw/s1600/34586_1452494707722_1093905590_1338924_5473036_n.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 134px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-vjZbZ2V6J5o/TY0PV9sd6II/AAAAAAAAAKg/tguDToKepLw/s200/34586_1452494707722_1093905590_1338924_5473036_n.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5588139582649395330" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;"Gelecek günlerde iki torunumla&lt;br /&gt;Parklarda&lt;br /&gt;Gezmek isterim&lt;br /&gt;Onların ellerinde balonlar&lt;br /&gt;Benim elimde onların elleri&lt;br /&gt;’Tanrım sana şükürler olsun’ diyerek&lt;br /&gt;O mutluluğu&lt;br /&gt;Yaşamak isterim"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte iki yıl önce yazdığım "El Ele Gezmek İsterim" adlı şiirin son bölümünde duygularımı böyle aktarmıştım. O zamanlar bir yaşına gelmeyen Yiğitalp’le daha doğmamış Duru, şimdi koşuşturuyorlar. Ellerinden tutup parklarda gezdiriyorum da geri eve döndürmek bir sorun oluyor onları.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu zamanda fotoğraf pek çok. Yüzlerce fotoğraf benim bilgisayarımda yüklü. Bizim çocukluğumuz nerede, şimdikilerin çocukluğu nerede! Benim ilk çektirdiğim fotoğraf, ilkokul diplomamdaki, köy okulunun duvar dibinde çekilmiş fotoğraf. Sonra aile olarak iki ya da üç fotoğrafımız var. O da yakın köylü, İlicekli Debrah’ın çektikleri. O adam da olmasa kimsenin o yıllara ait aile fotoğrafı da olmayacakmış. Ben de dedim ki kendi kendime, "Tamam, torunların doğumdan itibaren fotoğrafları çok; ama bir yazıyla onların bebeklik hallerini anlatayım da ileride keyifle okusunlar, "İyi ki bizi anlatmışsın dedeciğim." desinler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Duru...Duru...Duru..bir içim su. Adı gibi dusduru. Yaramazlıkları yavaş yavaş ortaya çıksa da sessiz sakin bir bebek. İki yaşına yaklaştığı bu günlerde en büyük yaramazlığı hep dışarıya çıkmak isteyişi. Eh büyüyor, bebeklikten, meleklikten çıkıyor ya artık. Annesi, babası ya da biz laf arsında "Geç oldu, artık gitsek..." dediğimizde bir şeylerle oynasa bile nasıl anlıyor bilmem hemen badi badi vestiyere doğru gidiyor, gocuğunu, ayakkabılarını kucaklıyor. Telaşla bir şeyler söyleyerek bir de kendince onları giymeye çalışıyor. Annesinin işi olduğu günlerde bize getiriyorum onu. Daha ben varmadan, önceden "Deden gelecek!" sözünü duyduğu için hemen neşeyle, heyecanla kapıya yaklaşıyor, annesinin giysilerini giydirmesini bekliyormuş. Başka zaman giydirilirken yaygarayı koparıyor; ama birilerinin onu dışarı götüreceğini hissedince hiç ses yok. Kapıyı tıklattığımda içeride adeta uçuyor sevinçten. Kapı açılınca hemen kucağıma geliyor. Şimdi benden yana çıkarı var ya! "Durucuk, dedeye bir öpücük!" diyorum. Hemen yanağını uzatıyor. Aynı lafı içerde otururken söylersem yüzüme bile bakmıyor. Bilmiş bilmiş gülümseyip kaçıyor. Neşeli olduğu zamanlarda, "Duru! Kulağımı tut!" diyorum, hemen iki eliyle iki kulağıma yapışıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugünlerde pek de iyi anlaşıyoruz. Uykuyu çok seven babasını, tatil günlerinde de sabah erkenden uyandırıyormuş. Ben de çocuklara her gidişimde, "Duru, bak unutma, babanı sabah altıda uyandır!" diyorum. O yine de insaflı davranıyormuş. Yirmi dört saat uyu desen uyuyacak olan babasını sekizden sonra uyandırıyormuş. Ben, neredeyse kırk yıldır sabah saat beş altı arası kalkarım. Damat da bunu bildiği için başlıyor hemen, "N’olacak, dedeye çekmiş, ha uykuculukta bana çekseydin kızım!" diyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konuşmaya tek tük sözcüklerle başlayacak herhalde. Birkaç gün önce "Duru, yanıma gel!" dediğimde hızlı hızlı" Gemem (gelmem)! " dedi. Konuşmaya başlama süresinde yanımızda olmayacak. Ancak bilgisayarda görüntülü konuşacağız onunla.Babasının görevi gereği yakında gidecek Duru’muz. Onun duruluğuna, uysallığına, boynunu kısıp kollarını sallayıp yürüyüşüne dayanabilecek miyiz bilmem.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Duru, duru akan sular gibiyken bir de yaramazımız var: Yiğitalp. Daha bugün bir alışveriş merkezine gittik iki torunla. Orada bunlara yiyecek bir şeyler alayım derken bir de baktık Yiğitalp yok. "Amannn, Yiğitalp yok!" dedi hanım. Hemen salonun çıkışına baktım, masaların arasından doğru çocukların oyun yerine gidiyor. Biraz önce çıktık oradan; ama Yiğitalp bu, oyuna doyar mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konuşmayı da iyice ilerletti artık. Yanında yanlış şeyler söylemeye hiç gelmiyor. Üç yaşına bir ayı kaldı. Yazın babaannesi baktı, kışın da anneannesi bakıyor. Hafta içinde bazı günler onu gezdirmek için alıyorum. Tam bir araba hastası. Bizim, babasının, öbür dedesinin araba markalarını biliyor. Yolda giderken benim arabadan görürse "Numan dede, bak senin ayaban!" ya da "Mustuk (Mustafa) dedemin ayabası!" diye bağırıyor. İlle de öne oturacak. "Polis amcalar ceza yazar." diyerek ya da "Optima’ya (Optimum’a Yiğitalp öyle diyor.) götürmüyorum seni!" diyerek çocuk koltuğuna oturtabiliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evde epeyce oyuncak arabası var. Çoğu zaman onlarla oynar. Hanım da Yiğitalp’in hareketliliği biraz artmışsa, yaramazlığa başlamışsa "Haydi Yiğitalp, dedenle saklambaç oyna!" diyor. Bunu duyar da durur mu? Oynamaya başlıyoruz. Önce ben saklanıyorum. Biraz arayıp da bulunca basıyor narayı. Sıra kendisine gelince saklanmış oluyor. Kafa, gövde meydanda. Yalnız elleriyle yüzünü kapatıyor, "Yiğitalp nerdesiiin?" demeye kalmadan "Buydayım!" diye bağırıyor. Son günlerde bu saklambacı Duru da öğrendi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Trafik ışıklarına gelirken eğer kırmızı yanıyorsa bir bağırtı: "Dede duur! Kıymızı yanıyor!". "Aferim Yiğitalp’e!" diyorum. Buna da epey şişiniyor. Elbette yeşili beklemek de ve haber vermek de onun görevi. Halasının kızını Duru’yu çok seviyor. İlk karşılaşmalarda sarılmalar, öpmeler tamam.Ya oyuncaklarına el atarsa Duru! Ya da farkında olmadan onu iterse o zaman Yiğitalp’e göz kulak olmak gerekiyor. Kendisi Duru’nun tüm oyuncakları ile oynuyor. O varken Duru’nun kendi oyuncakları ile oynaması bile zor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçenlerde babaannesi "Benim sarı kuzum!" diye severken "Ben sarı değilim siyakım (siyah)." dedi.Geçen yıl ben dişlerimi yaptırırken soruyordu telefonda, hani konuşmayı da şimdiki kadar bilmiyor ya! "Dede, dişlerin bapıyo?". Yanında olumsuz söz söylemeye ya da davranışa gelmiyor, olduğu gibi kapıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onlar artık yaşlılık dönemine adım attığımız şu yıllarda bizim hayat sularımız. Bebekken kokuları, sonra yürüyüşleri, sonra da konuşmaları. Kolay söylendiği için ilk söyledikleri sözcük de "Dede!" olursa değmeyin keyfimize. Dileğim odur ki anneleriyle babalarıyla sağlık içinde, mutlu yaşasınlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Montaıgne’in bir denemesindeki şair Lucretus’un şu dizeleri ne kadar anlamlıdır: "İnsanlar, yaşatarak yaşar birbirini/ Ve hayat meşalesini, birbirine devreder koşucular gibi..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Torun, yeni bir hayatmış /Tomurcukmuş bir ağaçta yeni patlayan/ ’Dede’ dediğinde/ Kondurduğunda yanağınıza bir öpücük/ Dersiniz ki: / Bu hayatın da tadı başkaymış"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;.................................................................................................................&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;24 Mart 2011&lt;br /&gt;Numan Kurt&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2374893240585951756-1057577193537796604?l=numankurt.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://numankurt.blogspot.com/feeds/1057577193537796604/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://numankurt.blogspot.com/2011/03/onlar-buyurken-yigitalp-ve-duruya.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2374893240585951756/posts/default/1057577193537796604'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2374893240585951756/posts/default/1057577193537796604'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://numankurt.blogspot.com/2011/03/onlar-buyurken-yigitalp-ve-duruya.html' title='ONLAR BÜYÜRKEN (Yiğitalp ve Duru&apos;ya)'/><author><name>Numan Kurt</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02004156882769949389</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0o89TbA7EI/AAAAAAAAAAU/WnCLY9bXgPQ/S220/untitled.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-vjZbZ2V6J5o/TY0PV9sd6II/AAAAAAAAAKg/tguDToKepLw/s72-c/34586_1452494707722_1093905590_1338924_5473036_n.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2374893240585951756.post-2645697748387086433</id><published>2011-01-27T22:59:00.000-08:00</published><updated>2011-02-14T08:50:48.183-08:00</updated><title type='text'>GECENİN ZİFİRİ KARANLIĞI, SİS ve SANCI</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-g5Cx__rUjEE/TVgn5b8oDgI/AAAAAAAAAKY/HDXHMrpf3Vw/s1600/sis.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 150px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-g5Cx__rUjEE/TVgn5b8oDgI/AAAAAAAAAKY/HDXHMrpf3Vw/s200/sis.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5573248406579056130" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; " Bayramlarda&lt;br /&gt;   Ya da gurbetten geldiğimizde&lt;br /&gt;   Onlardı bizi bağrına basanlar&lt;br /&gt;   Basmasalar da bağırlarına&lt;br /&gt;   Sevgiyle bakanlar&lt;br /&gt;   Şimdi nerede mi onlar&lt;br /&gt;   Artık yaşamıyorlar "&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gecenin ortasında ter içinde uyandı Hasan. Sağ kasığında dayanılmaz bir sancı vardı. "Allah Allah, bu neyin nesi?" dedi kendi kendine. Odanın içi zifiri karanlıktı. Hiç adıyla seslenmediği, hep "gııeyz" diye çağırdığı karısı yanında deliksiz bir uykudaydı. Sağ dirseği ile sertçe dürttü onu:&lt;br /&gt; -Kalk hele kalk. Hemen yak şu lambayı. Sancıdan ölüyorum ben.&lt;br /&gt; Sıçrayarak kalkıp oturdu yatağa Hürü. Korkuyla sordu:&lt;br /&gt; -Ne var, ne oldu?&lt;br /&gt; -Kasığımda sancı var, ter içinde koydu beni, çabuk şu lambayı yak.&lt;br /&gt; Hürü, "Hayırdır inşallah!" diyerek el yordamıyla kalktı. Lambayı, yanındaki kibriti bulup yaktı. Lamba şişesini çıkarıp fitili ateşledi. İsli lambanın körsen ışığı odayı göz görebilecek kadar aydınlattı. Sonra lambayı da alıp korkulu bakışlarla kocasının yanına yaklaştı. Rengi atmış, ter içindeydi Hasan. İki yıl önce Ankara'da mide ameliyatı olan kocasına:&lt;br /&gt; -Miden mi gene?&lt;br /&gt; -Yoook...yok, midem değil, bu aşağıda. Canımı alıyor benim. Çabuk git şu kaynına söyle, Tahir'in kamyonuyla gelsin. Beni Kayseri'ye yetiştirsinler.&lt;br /&gt; Bir telaşla esvaplarını giydi Hürü. Büyük oğlan Pazarören'de okuyordu. Ötekiler de küçüktü. Yakın da olsa evleri bu geceyarısı karanlıkta gidip de emmilerine durumu anlatamazlardı. Yine de oğlanları uyandırdı, "Siz, babanızın yanında oturun!" dedi, hızla evden çıktı.&lt;br /&gt;.............&lt;br /&gt; Yataklarından korkuyla doğrulup diz üstü oturmuşlardı Döndü ile Ali. Zaten en ufak durumlarda bile telaş gösteren Döndü:&lt;br /&gt; -Aman herif, bu ses ne? Biri pencereye vuruyor.&lt;br /&gt; İkisi de dışarıya kulak verdiler. Döndü, lambaya koştu. Ali'nin kulağı dışarıdaki seste:&lt;br /&gt; -Kapıyı açın ağa, kardaşın sancılandı."Ali ağan gitsin, Tahir'e söylesin, kamyonla gelsinler" diyor. &lt;br /&gt; -Hayırdır, bu Hürü'nün sesi, dedi Döndü. Karanlıkta düşe kalka dış kapıya koştu.Kapıyı açınca lambanın ışığı soğuk havayla şöyle bir kısıldı, ama sönmedi.&lt;br /&gt; -Amanın kaynıma bir şey mi oldu Hürü?&lt;br /&gt; -Sancıdan kıvranıyor."Ağan, Tahir'in kamyonuyla gelsin, beni Kayseri'ye yetiştirsinler" diyor.&lt;br /&gt; Kapıya kadar gelip konuşulanları duyan Ali, hemen içeriye koştu. Üstünü giydi.Dışarıda hava çok soğuktu. Gözünün biri çiçek bozuğuydu. Pek görmezdi. Evden çıkıp yukarı mahalleye doğru zifiri karanlığa daldı. Yolunun üzerinde Elif karının Bayram'ın köyün korkusu olan köpeği vardı ya olsun. Çaresi yok Tahir'in evine ulaşmalıydı. "İnşallah köpeği de bağlamışlardır." diye düşündü.&lt;br /&gt;..........&lt;br /&gt; Traktörlerden başka köyde tek motorlu vasıta Tahir'in Bedford kamyonuydu. Çoğu zaman çalışmaz, ön tarafına sokulan bir demir kol çevrilerek çalıştırılırdı. Bu gece o da kapının hızlı hızlı vuruluşuyla uyandı. Gerçi bu duruma alışıktı.Çok sık olmasa da aniden rahatsızlananları doktora yetiştirmek için gece yarısı kalktığı zamanlar olmuştu. Kapıya yanaştı, açmadan:&lt;br /&gt;  -Kim o?&lt;br /&gt;  -Benim Tahir, Ali emmin, Kezbe'nin Ali.&lt;br /&gt;  Kapıyı açtı Tahir. Karşısında nefes nefese Ali'yi görünce:&lt;br /&gt;  -Ali emmi hayırdır, ne bu telaşın gece yarısı?&lt;br /&gt;  -Pek de hayır değil Tahir'im. Bizim Hasan sancılanmış. Ben de yanına varamadım daha."Tahir, hemen beni Kayseri'ye yetiştirsin." demiş.&lt;br /&gt;  -Beş dakika bekle Ali emmi. Üstümü giyip geliyorum. İnşallah bizim Bedford da çalışır.&lt;br /&gt;  Tahir içeri girince Ali de serpenekteki duvara sırtını dayayıp oraya çömeldi. "Allah vere de kötü bir şeyi olmasa Hasan'ın!" diye düşündü.&lt;br /&gt;.......&lt;br /&gt;  Bedford, Hasan'ın evinin önüne geldiğinde Hasan da giyinmiş, "Off anam!" çekerek kapıya çıkmıştı. Hürü,"Ben de geleyim ağa!" dese de Ali, "Zaten şoför mahallinde yer yok, bu soğukta arkaya da binemezsin. Sen çocukların başında kal." dedi. Sonra Tahir'e dönerek:&lt;br /&gt; -Haydi Tahir! Allah yardımcımız olsun, sür! &lt;br /&gt; Köyün içini homurtuyla geçti Bedford. Asfalta çıkan yola düştüler. Hafif bir sis olsa da önemi yoktu. Asfalta düştüklerinde koca yazıda kamyonun yolu aydınlatan ışığından başka bir şey görünmüyor, dışarıda sessizlik, içeride Hasan'ın inleyen sesi Ali'yle Tahir'e tedirginlik veriyordu."Korkma Çavuş.." diyordu Tahir, "..söylediğinden anladığım kadarıyla seninki apandist sancısı, yetişiriz bir aksilik olmazsa."&lt;br /&gt; Bu eski Bedford ne kadar hızla gidebilirse Kayseri'ye yakın Tekgöz Köprüsü'ne kadar öyle gittiler. Köprüye yaklaşınca sis çok artmıştı. Köprü de tek araçlık geçiş vardı. Bir araç köprüye girince karşıdan gelen araç varsa diğerini beklerdi. Köprüye vardıklarında sisten bir adım ötesini görmez oldu Tahir. Kamyon çok yavaşladı. "Ali emmi, sen hemen in. Köprüye girince kamyonun önünde ellerini salla, bize yol göster. Bu kadar ışıkla en azından seni az da olsa fark ederim." dedi yılların şoförü Tahir. Hep biryantinli gibi taranmış saçları dikleşmişti gerginlikten. Ali aşağıya atladı. Kamyonun önüne düştü. Sanki kağnıyı çeken öküzlere yol gösterir gibi el kol işaretleriyle yürüyordu. Hasan, sancıdan kıvranırken o kısacık, tek yönlü köprüyü geçmek uzun zaman aldı. Bereket gecenin bu saatinde karşıdan araba gelmiyordu.&lt;br /&gt; Tekgöz'ü geçince de sis yoğun olduğu için Kayseri'ye gün ağarırken ulaşabildiler. Bedford, "Millet Hastanesi"nin önünde durduğunda Hasan da bayılmak üzereydi.&lt;br /&gt; .........&lt;br /&gt; Nasıl haber almıştı bilinmez, ama Hasan'ın Pazarören Öğretmen Okulu'nda okuyan büyük oğlu Asım, babasının ameliyat olduğunu duyunca okul müdürüne koşar, müdürden izin ister. Okul müdürü, "Basit bir apandist ameliyatı için izin mi olur!" diyerek onu odasından kovar. Çaresiz, üzgün vaziyette dönerken Tarım öğretmenine rastlar Asım. "Ne o Asım, üzgün görünüyorsun, bir şey mi oldu?" der, bu sevecen adam. "Babam, Kayseri'de ameliyat olmuş hocam; ama müdür beyden izin alamadım." Asım'ın durumuna üzülen Tarım öğretmeni, "Gel bakalım Asım!" diyerek onu müdüre tekrar götürür, iki gün izin alır. Şimdi beyin ameliyatlarında bile hastalar iki gün yatarken Hasan, on gün hastahanede yatar.&lt;br /&gt;...........&lt;br /&gt;                                                               13 Şubat 2011&lt;br /&gt;                                                                Numan Kurt&lt;br /&gt;                                                             ================= &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  Not: Yukarıda kendi kurgularımla hikâyeleştirmeye çalıştığım olay 1960 yılında yaşandı. Adı geçenlerden Hasan, babam; Hürü (Huriye), anam; Ali, amcam; Döndü, kocaanam ve Tahir de köylümüzdür. Adlarını hiç değiştirmeden yazdım. Bu olayı ben de az çok hatırlıyordum; ama daha ayrıntılı aktaran Asım ağabeyimin de ellerinden öpüyorum. Babamı, anamı, amcamı, kocaanamı (amcamın karısı) ve Tahir amcayı rahmetle anıyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2374893240585951756-2645697748387086433?l=numankurt.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://numankurt.blogspot.com/feeds/2645697748387086433/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://numankurt.blogspot.com/2011/01/gecenin-zifiri-karanligi-sis-ve-sanci.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2374893240585951756/posts/default/2645697748387086433'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2374893240585951756/posts/default/2645697748387086433'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://numankurt.blogspot.com/2011/01/gecenin-zifiri-karanligi-sis-ve-sanci.html' title='GECENİN ZİFİRİ KARANLIĞI, SİS ve SANCI'/><author><name>Numan Kurt</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02004156882769949389</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0o89TbA7EI/AAAAAAAAAAU/WnCLY9bXgPQ/S220/untitled.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-g5Cx__rUjEE/TVgn5b8oDgI/AAAAAAAAAKY/HDXHMrpf3Vw/s72-c/sis.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2374893240585951756.post-4966014038966324536</id><published>2010-10-26T10:10:00.000-07:00</published><updated>2010-11-20T23:43:54.554-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/TORMTRe3n-I/AAAAAAAAAKI/CIrpzaTdfkc/s1600/71665_448144397565_842457565_5308390_5852913_n.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5540637335566655458" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 147px; CURSOR: hand; HEIGHT: 200px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/TORMTRe3n-I/AAAAAAAAAKI/CIrpzaTdfkc/s200/71665_448144397565_842457565_5308390_5852913_n.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/TMcNN6Civ1I/AAAAAAAAAJw/1AkxTdtic8k/s1600/74200_1590265431904_1093905590_1668543_1020067_n.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5532405199817326418" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 240px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/TMcNN6Civ1I/AAAAAAAAAJw/1AkxTdtic8k/s320/74200_1590265431904_1093905590_1668543_1020067_n.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YIKIK DUVARLAR KONUŞTU&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;"Kerpiç kerpiç üstüne kurdum binayı&lt;br /&gt;Binayı kurar iken gördüm Leyla'yı&lt;br /&gt;Leyla başıma açtı türlü belayı" &lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;O kerpiç binalar yapılırken kadınlarımızda, kızlarımızda Leyla adı bile yoktu köyümüzde. Hüsneler, Ayşeler, Döndüler... vardı. Yukarıdan aşağıya köyün içinde o kadar yıkık duvarlı kerpiç ev kalıntısı var ki dayanamadım bunlardan birinin fotoğrafını çektim. Sonra dedim ki kendi kendime "Ben, bu yıkık duvarları konuşturayım; kendi öykülerini kendileri anlatsınlar."&lt;br /&gt;Sözü aldı ağzımdan yıkık duvar: &lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;"Ben bir yıkık duvarım. Bir ben değilim yıkık olan. Bana dayanan diğer üç duvar da yıkık. Yeni yapılırken de ne kadar keyifliydim. Köy mezarlığının yanındaki gölün kenarında kerpiçlerimi kesti sahibim. Dört gözlü kalıbın içine, kardığı samanla karışık çamuru attı. Kalıbı kaldırınca dört kerpiç ortaya çıktı. Yan yana sıralandı kerpiçler. Sığır dönüşü hayvanlar çiğnemesin diye kuruyuncaya kadar kerpiç sergisinin başını bekledi kerpici kesenler. Kurudu, yapılacağım yere at arabası ya da traktör vagonetiyle çekildi kerpiçler.&lt;br /&gt;Bu köyün insanları duvar ustalığından anlamazlardı. Göçmen ustanın maharetli elleriyle kayıldı üst üste kerpiçler. Harcımız da yine çamurdu. Çatı ne arasın o zamanlar. İnce, kalın direklerle örtüldü üstümüz. Sonra ot ve toprak atıldı dama. İçimizi, dışımızı o, uzun boylu Fettah Usta sıvayınca olduk bir köy evi. Öyle uzun boyluydu ki bu adam çoğu yerde merdiven bile kullanmazdı sıva yaparken.&lt;br /&gt;Şimdi yıkık duvarlar olduğumuza bakmayın neler yaşandı bizim dört duvarını oluşturduğumuz bu evlerde. Evlerin dört duvarı içinde, girişte mabeyin dediğimiz, odalara ve evliğe açılan bir genişçe aralık. Odanın biri sürekli oturulan yer olduğu için üç tarafına, içi taşla doldurulmuş yükseklikler yapılır; somya, kanepe yerine kullanılırdı bu kilimle, minderlerle, halı yastıklarla döşenmiş yerler. Bu odanın bir köşesinde de tabanı betonla örtülmüş, köylünün "hamamlık" dediği her tarafı açık banyo bulunurdu.&lt;br /&gt;Bizim dört duvar olarak oluşturduğumuz evlerin içinde, köy evlerinde yüklük, buzdolabı görevleri yapan "evlik" vardı. Serin, soğuk olurdu bu odalar. Bir tarafında yün yorgan, yatak kayılı olurdu bu evliklerin. Ayrıca kışlık yufka ekmek, kurbandan kurbana üzlüklere doldurulan kavurma(sızgıt), turşu küpleri de bu evliklerde saklanırdı. Nişanlısını, akşamları gizlice görmeye gelen köy gençleri de utana sıkıla, elleri kınalı nişanlıları ile bu serin odalarda görüşürlerdi. Acıkan çocuklarına bu evliklerdeki üzlüklerde korunan kavurma ya da çökelekle dürüm verirdi analar.&lt;br /&gt;Gün geldi, her kış akan üstümüzdeki o kara örtüler, damlar açıldı, yerine çatılar kuruldu. Kırmızı kiremitli çatılar. Köylü, toprak örtülü damlara iki köy öteden çora çekmekten kurtuldu. Biz duvarlar da yağmurdan, kardan daha az etkilenir olduk.&lt;br /&gt;Fotoğrafta sadece bizi, yani yıkık duvarlarını gördüğünüz ev Kekeç'in Ali amcanın eski evidir. Kırmızı yanaklı Ali emminin ilk eşi Hüsne teyze, kınalı elleriyle bu eve gelin geldi. Üç çocuklu gelinken, kayınbabasının yanında sesli konuşmazken daha, genç yaşta traktörle vagonet arasında kalıp geçti gitti bu dünyadan. Bu yıkık evin fotoğrafını çekince aklına geldi bizleri anlatmak bu satırların yazarının. Keşke Hüsne gelinin dramatik öyküsünü de tam bilse de anlatsaydı.&lt;br /&gt;Fotoğrafı yok; ama bu yıkık duvarları kalmış evlerden biri de aşağı mahallededir. O evde de bizi konuşturup "niye yıkık duvarlar olduğumuzu" anlatan yazarımızın Hüsne teyzesi otururdu. Türküler yakan, yanık sesiyle bu türküleri söyleyen, yoksulluk içinde yaşamış, tam da bolluğa kavuşup rahat edecekken hastalanıp yıllarca derdin sıkıntısıyla yaşayan Hüsne teyze. Öğretmen olan yeğeninin eşinin de çalışmasına aklı bir türlü ermemişti Hüsne teyzenin. "Senin yemeğini kim yapıyor? Mektebe aç mı gidiyorsun?" diye sorular sorardı. Türkü bile yakmıştı. Sanıyordu ki çalışan kadınlar evde yemek falan yapmaz. Şimdi bizi, yıkık duvarlarını gördüğünüz bu evde Hüsne teyzenin kocası Saat emmi (Sait) çobanlık yaparken ne yoksulluklar yaşanmıştır. Dolabında sakladığı, Nevşehirli çerçilerin çorap eskisiyle, yırtık naylon ayakkabı karşılığında sattığı kuru üzümü, leblebiyi çocuklarına gıdım gıdım verirdi Hüsne teyze. O küçük, kirli beyaz karton kutusuyla Rize çayı paketinden azcık atardı demliğe. Nerede şimdiki gibi çeşit çeşit çay?&lt;br /&gt;Ne Hüsneler, Hürüler, Ümüşler ve de Döndüler gördük biz, şimdiki gibi birer yıkık duvar değilken. Ne sevinçlere ne üzüntülere tanıklık ettik o dört tarafını çevirdiğimiz evlerin içinde. Kocasından olmadık yere dayak yiyen kadınların ağlayışını, doktora bile götürülemeden yatağında ölen yaşlıların inleyişlerini yaşadık. Niye o evler artık uçuntu oldu da bizler birer yıkık duvar olup çıktık?&lt;br /&gt;1960'lardan sonra kasabalarda, kentlerde üçer beşer birleşip ev tutarak okumaya başladı bu köyün çocukları. İyi de okudular. Pek çok meslekten iş sahibi oldular. En çok da öğretmen yetişti. Okuyanlar işleri gereği memleketin çeşitli yerlerine dağılmaya başlayınca göç de başladı köyden. Bir de "Alamancılık" çıktı o yıllarda. Memleketimin kara yağız, o yaşa kadar askerlik dışında köyünden bile çıkmamış insanları trenlerle çalışmaya gittiler uzak el kapılarına. Zamanla eş ve çocuklarını da götürmeye başladılar. Birçoğu yerleşti kaldı uzak gurbet ellerine. Ekmek nerdeyse hayat da oradaydı. Tarlalara kadastro da gelince bölük pörçük olunca o bereketli tarlalar, çoğu sattı payına düşeni. Ankara'dan, Kayseri'den, Kırşehir'den...çeşitli kentlerden ev alanlar göçüp gittiler köyden. Evlerini bahçe duvarlarıyla çevirip, ağaçlar dikerek güzelleştirip köyde kalanlar da var; ama köyün pek çok insanı göçüp gitti. Boş kalan evler de zaman içinde, bakanı, oturanı olmayınca yıkık dört duvara dönüştü.&lt;br /&gt;Yıkık duvarların öyküsü de aslında köyün, köylülüğün de bir tükenişidir.Bizde, bu yıkık duvarlarda anlatacak ne yaşanmışlıklar var; ama şimdilik yeter deyip sözü bu satırların yazarına bırakalım."&lt;br /&gt;...........................................................&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm yazılarımı kendi söyleyişimle yazarken yüz elli hanelik köyümün nasıl elli haneye kadar düştüğünün öyküsünü, görünce etkilendiğim yıkık duvarların ağzıyla anlatmak istedim. Çünkü o duvarların oluşturduğu evler terkedilip viraneye dönerken aslında bir kültürün, yaşam biçiminin de tükenmişliğini anlatıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Biz toprak damlı, kerpiç duvarlı&lt;br /&gt;Evlerde büyüdük&lt;br /&gt;Kışın sıcak, yazın serindi bu evler&lt;br /&gt;Öyle kendimize ayrılmış&lt;br /&gt;Odalarımız falan yoktu&lt;br /&gt;Alfabedeki yazıları geçtik&lt;br /&gt;Saman yapraklı defterlerimize&lt;br /&gt;Gaz lambasının soluk ışığında&lt;br /&gt;Lüks lambasının yanması bile lükstü&lt;br /&gt;Evimize konuk geldiğinde&lt;br /&gt;Okuduk, yazdık, büyüdük&lt;br /&gt;Kentlere göçtük&lt;br /&gt;Rahat yaşadık, yaşıyoruz&lt;br /&gt;Özlemini duyuyoruz o yoksunluk günlerinin&lt;br /&gt;Köydeki bir yıkık duvarı&lt;br /&gt;Gördüğümüzde"&lt;br /&gt;..........................................................................&lt;br /&gt;Numan Kurt&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div align="justify"&gt;17 Kasım 2010&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Not: Yıkık evin üstündeki fotoğraf Hacıbektaşlı sıvacı Fettah Usta'ya aittir.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2374893240585951756-4966014038966324536?l=numankurt.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://numankurt.blogspot.com/feeds/4966014038966324536/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://numankurt.blogspot.com/2010/10/yikik-duvarlar-konustu-kerpic-kerpic.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2374893240585951756/posts/default/4966014038966324536'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2374893240585951756/posts/default/4966014038966324536'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://numankurt.blogspot.com/2010/10/yikik-duvarlar-konustu-kerpic-kerpic.html' title=''/><author><name>Numan Kurt</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02004156882769949389</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0o89TbA7EI/AAAAAAAAAAU/WnCLY9bXgPQ/S220/untitled.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/TORMTRe3n-I/AAAAAAAAAKI/CIrpzaTdfkc/s72-c/71665_448144397565_842457565_5308390_5852913_n.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2374893240585951756.post-3712596310011120365</id><published>2010-10-05T10:07:00.000-07:00</published><updated>2010-10-07T11:53:02.797-07:00</updated><title type='text'>İLGİNÇ ADAMDI BENİM DEDEM  (Bir insan portresi)</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/TK4XAjfhjhI/AAAAAAAAAJo/E7oAZUHN9Ms/s1600/Untitled-1.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5525379091125079570" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 223px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/TK4XAjfhjhI/AAAAAAAAAJo/E7oAZUHN9Ms/s320/Untitled-1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Yine bir şeylere sinirlenmişti dedem. Ne dediği pek anlaşılmıyordu; ama çiçek bozuğu gözleri kızarmış söylenip duruyordu. Odasının önünde elinde bastonu dolanıp duruyordu. Biz çocuktuk o zamanlar. Ona "Dede, ne oldu, kime, neye kızdın yine?" diyecek durumda değildik. Ümüş ebemin yeğeni Hüseyin dayı, dedemin odasına akşamları sık sık oturmaya gelenlerden biriydi. O gün de ceketi sırtında, elinde tespih oralarda dolaşıyordu. Sonunda dayanamadı sordu dedeme:&lt;br /&gt;-Bekir emmi, ne oldu? Kime sinirlendin bu kadar?&lt;br /&gt;- Ne var da ne olacak! Bizim ağa motor (traktör) almış bizim haberimiz yok. Bir etek para. Neyle, nasıl ödeyecek borcunu?&lt;br /&gt;Köye göçmenler yerleşecek diye köylünün ilçe kaymakamı ile kavgasına karışan, kaymakamı vurup yaralayan Hüseyin dayı yıllarca hapishanede yatmanın verdiği umursamazlık ve kibarlıkla:&lt;br /&gt;-İyi ya Bekir emmi! Daha ne istiyorsun? Yeğenimiz traktör sahibi olmuş. Çalışır öder. Tarlası var, yaşı da genç. Sevinmen gerekirken sen bağırıp çağırıyorsun.&lt;br /&gt;-He ya! Elindeki tarlayı da kaybetsin motor borcu ödeyeceğim diye.&lt;br /&gt;Dedemin bu terörü (!) birkaç gün sürdü. Dayım, böyle zamanlarda ortalıkta pek görünmez; zavallı, sessiz Ümüş ebem ise ağzını açıp da bir kelime söylemeye cesaret edemezdi. Nasıl çözülürdü, tatlıya bağlanırdı peki bu sorun? Bunun kolayında ne vardı? Bir yolla dedemin cüzdanına o zamanın parasıyla beş on lira konur, buna keyfolan Bekir ağanın da sesi kesilirdi. Bu kavga gürültüyü yalnız traktör alınırken çıkarmadı dedem. Dayımın yaptığı her atılıma karşı çıktı. Kamyon alırken, otobüs alırken, Kayseri'ye göçerken benzer sahneler çok yaşandı. Ne oldu yaşandı da? Onun gürültü patırtısına pek aldıran olmadı. Sesi de aynı yöntemle kesildi.&lt;br /&gt;Dedemin iki oda bir aralıktan oluşan kerpiçten yapılı evine girdiğini pek görmedim ben çocukluğum, gençliğim boyunca. Onun kendi odası vardı. Girişte küçük bölmeyle büyükçe bir odadan oluşan bu yapılar köyde pek çoktu. Köy düğünlerinde düğün odası olarak da kullanılırdı bu odalar. Odanın içinde toprakla yığma üç sedir, sol köşede de "hamamlık" dediğimiz açık banyo bulunurdu. Sedirler; kilimler, halı yastıklar ve minderlerle döşenmişti. Akşamları Dadağı kömürüyle ısınan odada, dedemin köyde küs olmadığı az sayıda kişilerden gelenler aralarında sohbet ederlerdi. Bu konuşmalarda da dedem mutlaka köyden birilerine, hiç bulamazsa köyün imamına kızar, atar tutardı. Camiye de gittiği halde nedense imamlarla yıldızı hiç barışmazdı.&lt;br /&gt;Kapı komşusu bakkal Alişen emmiyle kırk yıl, iki evin arasındaki daracık geçiş yüzünden kavga eden dedem son yıllarında Alişen emminin dükkânından hiç çıkmamış, onun can dostu olmuştu.Yaşar Kemal'in "Ortadirek" romanındaki Koca Halil gibi dedemin de bazen tüm köye küstüğünü, biz torunlarından başka kimseyle konuşmadığını düşünürdük.&lt;br /&gt;Yaz günleri odanın dış kapısında elinde peşkirle dedem karasinek kovalıyor. Köyde sinek eksik olur mu? Ertesi gün yine aynı uğraş. Görenler "Bu Bekir ağa da amma titiz adam! Odasına sinek bile sokmuyor." diye düşünür. Oysa dedem sırtındaki gömleği (renkli gömlek olurdu genellikle) haftalarca çıkarıp yıkamaya vermezdi.&lt;br /&gt;Bir kadın düşünün ki ömrü boyunca köyünden çıkıp ilçeye dahi gitmemiş. Ağzında dili yok. Ses çıkarmadan hizmet ettiği kocasından bir kere iltifat, teşekkür duymamış. Bırakın iltifatı, teşekkürü hep aşağılanmış.İşte bu benim Ümüş ebem. Pek çok Anadolu kadını gibi bütün ezilmişliğiyle bu ufak tefek kadına, dedemin hiç adıyla seslendiğini, "Ümüş" dediğini duymadım inanır mısınız! Yaz kış içerdeki ya da dışardaki tandırda dedeme o kenarı kızarmış çörekleri yapan Ümüş ebemin bir gün de kocasına diklendiğini, "Ben de insanım!" dediğini duymadım. Dedemin bu melek kadına hitabı ya "Gıeyzz!" ya da "Kerahat!" şeklindedir. Tatillerde okuldan köye gelişlerimde elinde yeni çaldığı yoğurduyla yanıma gelirdi Ümüş ebem. Benim yoğurdu sevdiğimi bilirdi. Nedense "Kurban olurum!" sözü dillerinden düşmezdi bu çileli köy kadınlarının. Belki de onlara hiç kimse bu sözü söylemediği halde.&lt;br /&gt;Rahmetli dedemi anlatırken onu, sevdiği bir torunu olarak kötülemek gibi bir niyetim hiç olamaz. Bu ilginç adamı değişik huylarıyla anmak, rahmetle yad etmek istedim. Dedemi öyle çok anarım ki şimdi onu hiç görmeyen arkadaşlarım bile tanırlar. "Aynı dedem gibisin!" sözünü iyi bilirler. Oyunda herkese sataşan, sinirlenen biri oldu mu bu cümle hemen söylenir.&lt;br /&gt;Bayramlarda sabah çayını içip anne-babamızın elini öptükten sonra ilk gittiğimiz yer dedemin odasıydı. Elini öperdik. Yüzünde diğer zamanlar pek görmediğimiz hafif bir gülümseme belirir o da yüzümüzü öperdi. Akide ya da sormuk şekerini alır, neşeyle çıkardık. Aksi, alıngan, kavgacı bir adam da olsa biz torunlarını severdi dedem.&lt;br /&gt;Ömrünün sonuna kadar tütün içti. Seksen beş yaşında rahmetli oldu. İçtiği tütün de hep kaçak tütündü. Onun tütününü iki yıl Diyarbakır'dan ağabeyim getirdi, bir yıl da Muş'tan ben getirmiştim. Üstelik o yıllarda yasaktı böyle şeyler. "Ben, yemeklerde bu ot yağlarını yemem!" diye tutturur, tereyağından başka yağı yemezdi. Bunun da kolayı bulunurdu. Nazik bacım diğer yağlarla pişirdiği yemeğe biraz da tereyağı koklattı mı bizim Bekir dede farkına bile varmazdı.&lt;br /&gt;1980'li yılların başında dayım, işi gereği Kayseri'ye göçtü. Kıyameti kopardı dedem. Seksen yıl yaşadığı köyünden kopmak istemiyordu. İşi otobüsçülük olan dayım, terminale yakın bir ev tutmuştu. Oturduğu dairenin beşinci katta olması da ayrı sorundu dedem için.&lt;br /&gt;Ayda, iki ayda bir Çarşamba günleri Mucur'a gelirdi dedem. Bir keresinde bizim kapıyı bastonla tıklatırken komşu çıkmış kapıya. "Amca, onlar okuldadır, akşama gelirler." demiş. Akşam geldiğimizde dedem yine kapıdaydı. Biz inanmıyor "Kapıyı açmadınız!" diye söyleniyordu. Eski köy berberimiz Cingiş'e tıraş olmak için gelirdi Kayseri'den Mucur'a. Sanki Kayseri'de berber yok. İşin bahanesiydi bu. Ertesi gün Mucur'un pazarı olduğu için köyün minibüsüyle köye gidecek. Bu defalarca tekrar etti. Bizim bir rahatsızlığımız olmadı; ama gündüz evde bizi bulamayınca kendisi küsüyordu.&lt;br /&gt;Tek oğlu dayıma hiç dayanamadığı, onu çok sevdiği halde onun her atılımına karşı çıkan, onun zarar göreceğinden korkan bu ilginç adamı anlatmak istedim. Çoğu zaman yalnız torunlarıyla barışık, bu ufak tefek, ben bildim bileli eli hep bastonlu, hep söylenen, birilerine kızan bu adamı anmak istedim. Benim Bekir dedem, bu yazıyı okuyanları belki ilgilendirmez (yakınlarından başka); ama bu ilginç adamın portresini çizmek istedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Gözünde çiçek bozuğu&lt;br /&gt;Elinde baston&lt;br /&gt;O ufak tefek, sinirli mi sinirli adamı&lt;br /&gt;Anarken&lt;br /&gt;Hep ebem gelir aklıma&lt;br /&gt;O sessiz, küçücük, melek kadını düşünürüm&lt;br /&gt;Anadolu köy kadınları adına&lt;br /&gt;Kenarı kızarmış çöreği&lt;br /&gt;Yağlı yoğurdu ile&lt;br /&gt;Hep hizmet eden&lt;br /&gt;Ama bir teşekkür bile edilmeyen&lt;br /&gt;Kasabayı bile görmeyen&lt;br /&gt;Ümüş ebem gelir aklıma"&lt;br /&gt;.....................................................................&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Numan Kurt&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;6 Ekim 2010&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2374893240585951756-3712596310011120365?l=numankurt.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://numankurt.blogspot.com/feeds/3712596310011120365/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://numankurt.blogspot.com/2010/10/ilginc-adamdi-benim-dedem-bir-insan.html#comment-form' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2374893240585951756/posts/default/3712596310011120365'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2374893240585951756/posts/default/3712596310011120365'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://numankurt.blogspot.com/2010/10/ilginc-adamdi-benim-dedem-bir-insan.html' title='İLGİNÇ ADAMDI BENİM DEDEM  (Bir insan portresi)'/><author><name>Numan Kurt</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02004156882769949389</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0o89TbA7EI/AAAAAAAAAAU/WnCLY9bXgPQ/S220/untitled.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/TK4XAjfhjhI/AAAAAAAAAJo/E7oAZUHN9Ms/s72-c/Untitled-1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2374893240585951756.post-8198997691762988439</id><published>2010-07-18T12:04:00.000-07:00</published><updated>2010-07-20T00:29:16.444-07:00</updated><title type='text'>DÖN GERİ BAK</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/TETBh_se1uI/AAAAAAAAAJY/qHzudZCpR-Q/s1600/35352_1522176742575_1479293071_1381556_6505371_n.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5495730235076695778" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 240px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/TETBh_se1uI/AAAAAAAAAJY/qHzudZCpR-Q/s320/35352_1522176742575_1479293071_1381556_6505371_n.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;(Akçataş köyü gençlerine)&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Ne zaman, tatlı bir parmak üzümü yesem o şirin köyü anımsarım. Hoş, nerede şimdi o hafif sararmış parmak üzümleri? "O şirin köy" derken hangi köy olduğunu merak etmişsinizdir. Çocukluğumun iki yılı o köyde geçti. Hacıbektaş'ın Topayın (Akçataş) köyü. Şimdilerde kaç kişi yaşar orada? Orası da diğer köyler gibi boşaldı mı? O güzelim bağlar, bahçeler, havuzlardan bugüne kalanlar oldu mu?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;Bir türkü var. Her dinleyişimde beni yürekten yakan:&lt;br /&gt;" Erzincan'a girdim, ne güzel bağlar&lt;br /&gt;Erzurum'a vardım dumanlı dağlar&lt;br /&gt;Elleri koynunda bir gelin ağlar&lt;br /&gt;Oy anam anam, nasıl dayanam"&lt;br /&gt;Âşıklar köyünün yanındaki dik yokuşu aşınca görürsünüz Topayın'ın bağlarını. O bağları hep merak ederim. Çubuğundan koparıp yediğim parmak üzümlerinin, bugün hiç bulamadığım siyah üzümün tadı hep damağımdadır. Dumanlı dağları yoksa da tepelerini düşünürüm. Ceviz, badem ağaçlarını, ağzına kadar su ile dolu havuzları, okulun yanından başlayıp Yukarı Topayın'a doğru uzanan bahçeyi, Çelebilerin bahçesini düşünürüm. O bahçede yaz boyu ter döküp "Biz adak geldik." diyerek bedava, karın tokluğuna çalışan insanları, kızları, gelinleri düşünürüm.&lt;br /&gt;Tam kırk sekiz yıl geçti o köyde yaşadıklarımın üzerinden. Siz olsanız yaşadıklarınızın ne kadarını hatırlarsınız? Bazen "Ey zaman!" derim "sen ne kadar acımasızsın. Senin hep akıp gitmeni, bir an önce bitmeni isteyen 'Akşam olsa, sabah olsa, şu vakit gelse...' diye hep sabırsızlanan insana yaşadıklarının en tatlılarını bile unutturursun." İşte ben de o köyde yaşadıklarımın çoğunu, tanıdıklarımın çoğunu unuttum. Ablak suratlı, utangaç bir çocukken kır saçlı, yaşı altmışa dayanmış, eh biraz da göbekli bir adam yaptı bizi geçip giden zaman. Aklımda kalanlar da sanki bir sis perdesinin altında.&lt;br /&gt;Ağabeyimin öğretmen olarak ilk görev yeriydi Topayın. Benim köyüm, Sadık köyü ile üç saatlik yaya yürüyüş mesafesindeydi. Köy okulu taştan kayma, iki küçük sınıfla bitişiğinde küçücük bir öğretmen lojmanından oluşmuştu. O yaz düğünü olan ağabeyim ilk günlerde yengemi kendi köyümüzde bırakmıştı. İkimiz gitmiştik köye. Yengem gelince de ben yine onların yanında kalmıştım. Bu büyüklerimizin kararıydı. Biz çocuklara laf da düşmezdi, fikrimiz de sorulmazdı. Ben ilkokul beşinci sınıfı ağabeyimin yanında okurken ağabeyimin kaynı, arkadaşım Mehmet Deveci de benimle birlikte onların yanında kaldı. İkinci yıl, ilkokulu bitirdiğim halde, ekonomik zorluklar yüzünden ortaokula gidemedim, yine ağabeyimin ve yengemin yanında beşinci sınıfı tekrarladım.&lt;br /&gt;Davetler ilk günlerde başlamıştı hemen. Bu hoşgönüllü insanların, yoksul da olsalar sofra hazırlayışlarına, neredeyse yoktan var edişlerine hayran olurdum. Sofralarında da kendi yaptıkları şarapları, rakıları eksik olmazdı.&lt;br /&gt;Bunları anlatırken iki aileyi anmadan edemeyeceğim.&lt;br /&gt;Ali Dayı!..Ali Dayı!..Şişmanca bir adam. O zamanlar altmış yaşın üzerinde. Onun okulun yanındaki evini düşündükçe hep Fakir Baykurt'un "Yılanların Öcü" adlı romanındaki Kara Bayram'ın evi gelir aklıma. Bir küçük avlu, üstte dış merdivenle çıkılan iki oda, altta hevenk üzümü, meyve kokulu depo olarak kullanılan bir oda daha. Avlunun öbür köşesinde toprak yüzlü Emine teyzemin ekmek yaptığı tandır evi.&lt;br /&gt;Ali Dayı'ya köyde İzzet'in Ali derlerdi. Oğlu İzzet amca da o zamanlar Ankara'da çalışırdı. Torunu Sait, dedesinin yanında kalır, köy okulunda okurdu. Benim de oyun arkadaşımdı. Sık sık ya biz Ali Dayı'nın evine giderdik ya da o, Emine teyze, kızı Rahmiye, torunu Sait'le bizim lojmana gelirlerdi. O zamanlar köyde ürettiği üzümden şarap yapmayan yoktu. Hatta yer yokluğundan mı, kaçak olduğu için jandarma korkusundan mı unuttum, Ali Dayı iki küp şarabını da okulun kömürlüğüne koydurmuştu. Akşamları geldiğinde şarap getirtmek için beni gönderirlerdi. Rahmetli, biraz içince iyice kızarır, biraz sonra da uyuklamaya başlardı. Yoksul Ali Dayı'nın çarık diktiğini, öküzlerle tarlaya gittiğini de hatırlarım. Ali Dayı'nın, tekneye üzümleri doldurup ayağına lastik ayakkabıları geçirerek üzüm çiğnediği de gözümün önüne gelir hep. O üzüm şırası ya pekmez olur ya sirke ya da şarap.&lt;br /&gt;Unutamadığım bir başka kişi de, evi Ali Dayı'nın evine göre biraz daha aşağılarda olan Hüseyin Usta'ydı. Niye mi unutmadım bunca yıl sonra onu? Her evine gidişimizde Havva teyzenin o bembeyaz, nefis pirinç pilavını da yerdik. Birkaç kadehten sonra Hüseyin Usta, gramafonu kurar, taş plaklardan Ürgüplü Refik Başaran'ı, Zekeriya Bozdağ'ı dinletirdi. Çalınan oyun havası ise tahta, şimşir kaşıkları alır, o ufacık boyu, tıknaz gövdesiyle çok güzel oyun döktürürdü.&lt;br /&gt;Daha başkaları da var aklımda, belleğimde. Var da hepsi bölük pörçük.&lt;br /&gt;Cuma günleri daha güneş doğarken lojmanın camına "tak tak" vurulur. Peşinden bir ses:&lt;br /&gt;-Hoca!..Hoca!..Sepeti ver. Pazara gidiyorum.&lt;br /&gt;-Tamam Emin, hemen getiriyorum.&lt;br /&gt;Ağabeyim, sepetin içine beş lira atar, alınacakları da söyler. O, pencereden bağıran Emin kim mi? Soyadı ya Akyıldız ya da Ayyıldız diye kalmış aklımda. Gözleri şehla, ince, sırım gibi bir adam. Sonradan köye muhtar da olmuş. Rahmetli olduğunu da çok sonraları duymuştum. Başkaları için bir şeyler yapmayı seven, hürmetkar bir Anadolu insanı. Köyün girişinde evi olan Seyfullah, köyün o zamanki muhtarı, evi köyün biraz dışındaki tepede olan Mahmut amca ve oğlu İmdat. Okulun karşısındaki evde "dede"lik de yapan bıyıkları yukarı kıvrık Mutullah amca ve daha niceleri.İki yıl o köyde okudum da hiç mi sınıf arkadaşım olmadı? Elbette vardı; ama kimler kaldı aklımda? Kapı komşumuz Hayriye teyzenin kızı Nermin, babası zabıta olan Mualla, Ali Aslan, Yukarı Topayın'dan Muzaffer, ikinci yıl da Sait Öztürk, Derviş Aslan, Fakı ağanın oğlu Murat... Beynimi ne kadar zorlasam da bunları bulabiliyorum.&lt;br /&gt;Benim facebook hesabına bir gün Baki Kaya adıyla bir mesaj geldi. Yazılarımın birinde Topayın (Akçataş) köyünden söz etmiştim. Bağından, bahçesinden, havuzlarından, çeşmesinden...O, tadına doyulmayan üzümünden, pekmezinden ve de şarabından. Sanırım Baki kardeşimiz o yazımı okumuş. Beni kurucusu olduğu köy sitesine davet etti. Facebook'ta arkadaş da olduk. Ona dedim ki: "Köyünüzle ilgili çok az da olsa anılarım var. Bir iki yazıyla bunları anlatır, sitenize de gönderirim." İşte bu yazı, bu söz üzerine ortaya çıktı.&lt;br /&gt;Yoksul da olsa hemen yemeği, mezesi hazır olan bu temiz insanları, o zaman bile kızları yaya, Hacıbektaş'a ortaokul okumaya gönderen bu köyü, ta o yıllardan beri hiç gidip görmesem de unutamadım. Kısmetse bu yıl 16 Ağustos'ta Sait Öztürk'ün (Köyde kalıyormuş.) bir çayını içmek için uğrayacağım.&lt;br /&gt;.............&lt;br /&gt;Der ki&lt;br /&gt;Dilimin güzel türkülerinden biri&lt;br /&gt;"Tokat bir bağ içinde&lt;br /&gt;Gülü bardağ içinde&lt;br /&gt;Tokat'tan yâr sevenin&lt;br /&gt;Yüreği yağ içinde"&lt;br /&gt;Çocuktum ben&lt;br /&gt;O bağ içindeki köyde&lt;br /&gt;Yâr de sevmedim&lt;br /&gt;Ama&lt;br /&gt;Bağıyla bahçesiyle&lt;br /&gt;Pınarıyla deresiyle&lt;br /&gt;Hele hele de&lt;br /&gt;İnsanıyla&lt;br /&gt;Ben&lt;br /&gt;O köyü sevdim&lt;br /&gt;Ve der ki dilimin ünlü ozanı&lt;br /&gt;Parmak üzümü tadında şiirlerin yazanı&lt;br /&gt;Cahit Külebi:&lt;br /&gt;"Orda, derenin içinde&lt;br /&gt;İki üç akçakavak&lt;br /&gt;Tekerler döner, başım döner&lt;br /&gt;Kavaklar yeşeriyor, dön geri bak"&lt;br /&gt;..............&lt;br /&gt;Dönüp geri baktım, aklımda kalanları anlattım. Okuyan Topayın (Akçataş) köyü gençlerine armağan olsun.&lt;br /&gt;,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,&lt;br /&gt;19 Temmuz 2010&lt;br /&gt;Numan Kurt&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2374893240585951756-8198997691762988439?l=numankurt.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://numankurt.blogspot.com/feeds/8198997691762988439/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://numankurt.blogspot.com/2010/07/don-geri-bak.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2374893240585951756/posts/default/8198997691762988439'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2374893240585951756/posts/default/8198997691762988439'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://numankurt.blogspot.com/2010/07/don-geri-bak.html' title='DÖN GERİ BAK'/><author><name>Numan Kurt</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02004156882769949389</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0o89TbA7EI/AAAAAAAAAAU/WnCLY9bXgPQ/S220/untitled.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/TETBh_se1uI/AAAAAAAAAJY/qHzudZCpR-Q/s72-c/35352_1522176742575_1479293071_1381556_6505371_n.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2374893240585951756.post-2487233467803690843</id><published>2010-07-10T14:38:00.000-07:00</published><updated>2010-07-12T20:45:06.055-07:00</updated><title type='text'>KÖYDE NİŞANLI OLMAK</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/TDqTr_iqPlI/AAAAAAAAAJQ/S5zZJYhu7jg/s1600/C46107.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5492865079532207698" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 146px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/TDqTr_iqPlI/AAAAAAAAAJQ/S5zZJYhu7jg/s320/C46107.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;-Ooo! Hoş geldiniz efendim, sefalar getirdiniz. Buyrun, buyrun, ayakkabıları içeride de çıkarabilirsiniz.&lt;br /&gt;-Hoş bulduk. Sizin bu katı da her gelişte şaşırıyoruz.&lt;br /&gt;-Ayakkabılarınıza yer kalmamış, şu gazetenin üstüne de koyabilirsiniz. Lütfen salona geçin.&lt;br /&gt;Köylülerine eşleriyle birlikte misafirliğe gelen Ali ve Tahsin beyler her seferinde aynı samimiyetle karşılanırlardı. Salonda koltuklarına oturunca da hal hatır sorma faslına geçilirdi. Aynı köyün insanları için de ortak sohbet konusu elbette köyleri, köylüleriydi.&lt;br /&gt;Bu akşam ziyaretinde de söze ilk başlayan Ali oldu:&lt;br /&gt;-Yahu hocam! Geçenlerde köye gittim. Bizim aşağı mahalle tam bir virane olmuş. Kırk yıl önce hepsi dolu olan evler bomboş. Bir iki aile, birkaç yaşlı kalmış mahallede. Baktım baktım da "Nerede o, 1960'ların yüz elli hanelik anlı şanlı Sadık köyü?" dedim.&lt;br /&gt;-Ohooo Ali! Sen de bu devirde köy hâlâ yerinde dursun, diyorsun. Sen, ben niye geldiysek herkes ekmek yediği yere göçtü. Kimi işe girdi, kimi okudu ayrıldı.&lt;br /&gt;Söz sohbet böyle devam ederken Tahsin duramadı, Ali'nin eşine takılmaya başladı:&lt;br /&gt;-Zeynep, sizin köyde genç kızlar evlenme vakti gelince "Ahh! Sadık'tan birine varsam!" dermiş öyle mi? Bir de hamile kadınlar yönünü bizim köye döner "Bir kızım olsa da Sadık'a gelin versem!" diye dua edermiş.&lt;br /&gt;Zeynep:&lt;br /&gt;-Aman canım! Bu şişkinliğiniz de hiç bitmez. Kaldı mı şimdi o köy? Siz de köyde kız bulamayınca komşu köylere gelirmişsiniz. O zamanki köyünüzü, bizim köyleri ara da bul! Bizim köylere yine de tekrar gelip yerleşenler var, sizin o eski anlı şanlı köyünüzde şimdi o da yok ya!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ali'nin eşi Zeynep, komşu köylerden birinden gelin gelmişti köyümüze. Her akşam oturmasında da bugün olduğu gibi Ali'nin yakın arkadaşı Tahsin'le köy yarıştırırlardı. Birbirlerine takılmadan edemezlerdi. Ali'nin de hep gülerek dinlediğimiz bir "gelinkıza gitme hikâyesi" vardı ki bu buluşmaların çoğunda anlatması istenirdi. Çok da zorlamadan Ali o gün de başladı hikâyesini anlatmaya:&lt;br /&gt;-Biliyorsunuz ben o zamana göre biraz geç evlendim. Ne yaparsın gariplik. Gurbettesin, ana yok, babanın da sözü geçmez. Çocuk yaşta çalışmaya başlamışsın. Sahip çıkanın da olmayınca böyle oluyor. Yine bugünlerime bin şükür.&lt;br /&gt;Ben, Zeynep'le nişanlıyım. O zaman evlilikler hep görücü usülü olduğu için nişanlanıp da gelinkıza gidinceye kadar Zeynep'i şöyle yakından bile görmemişim. Zeynep, komşu .......köyünde. Bizim köyle o köyün arası yürüyerek bir saat çeker. Biz böyle birbirimizi görmeden, konuşmadan duracak değiliz ya! Ben de bir akşam nişanlıma, o zamanki köylünün tabiriyle gelinkıza gitmeye karar verdim. Nişanlıyla gündüz görüştürürler mi adamı? Öyle olunca da akşam karanlığında orada olmak zorundayım.&lt;br /&gt;İkide bir arkama baka baka da olsa akşam karanlığında, korka korka Zeynep'in köyüne vardım. Doğrudan kapıyı çalmak olmaz. Karanlıkta, ses etmeden Zeyneplerin evinin yanındaki ahıra girdim. Eh, köy çocuğuyuz. Ahıra, ineğe alışığız. Oranın kokusu bile beni rahatsız etmiyor. Zaten ilk kez nişanlıya gelmenin heyecanıyla kokuyu falan duyan kim? Hatıllara bağlı ineklerin arasına saklanmış oturuyorum. Kayınpeder Hasan emmi yatıp uyuyacak da bize öyle haber gelecek. Ben de o zamanın evlerinde yüklük görevi yapan "evlik"e girip nişanlımla görüşeceğim. Bunları düşünüp, nişanlımla neler konuşacağımı hayal ederken dışarıdan gittikçe daha iyi duyulan ayak sesleri geldi. Ahırın kapısına yaklaştı. Kalbim heyecandan duracak sanki. "Herhalde kayınvalidem, kayınpederin uyuduğunu haber verecek." derken ahırın kapısı açıldı. Açıldı ya ben de dünyamı şaşırdım. Gelen Hasan emmiydi. Geç vakit ahırdaki malları yoklamak istemişti herhalde. Olduğum yere, iki ineğin arasına çöküp kalakaldım. Allah vere de ahırı dolaşmasaydı diye düşünürken ineklerin yanına geldi, beni gördü. Elimde nişanlıma getirmek için köyümüzden çıkarken bakkaldan aldığım fıstık, fındık, akide şekeri, lokum dolu torba. Yere çökmüş tir tir titriyorum. Ben onun bağırıp çağırıp beni kovmasını beklerken o bana:&lt;br /&gt;-Ali, evladım sen ne arıyorsun bu saatte burada? Bizim evimiz yok mu? dedi.&lt;br /&gt;Ter sırtımdan yürümüştü.&lt;br /&gt;-İşte emmi, ben size gelmiştim de, utandım da... diye kem küm ederken Hasan emmi:&lt;br /&gt;-Haydi bakalım. Doğru eve çıkalım. Sen de artık bizim evladımızsın.&lt;br /&gt;Öyle rahatladım ki bu sözlerle. Rahmetli bunu sık sık anlatırdı sağlığında. Biz de böyle eşe dosta zaman zaman anlatır gülüşürüz.&lt;br /&gt;.....................&lt;br /&gt;Şimdi herkes evleneceği kişiyi önceden görüyor, tanıyor. Nişanlılık döneminde rahatça görüşüyor. Aileden biri gibi gidip geliyor. Kırk elli sene önce yukarıda Ali'nin anlattığı gibi gidilirdi gelinkıza, daha doğrusu nişanlıya. Köyün içinde de olsa nişanlın gece kimseye görünmeden gitmek zorundaydın. Kaynanan seni seviyorsa bu ziyaret kolaylaşırdı. Yoksa köyün içinde bile nişanlını zor görürdün. Hele de nişanlın başka köyde ise gecenin karanlığında gitmek ayrı bir korku, böyle Ali'nin anlattığı gibi kayınpedere ya da kayınbiradere yakalanmak ayrı bir korkuydu. Herkes Hasan emmi gibi anlayışlı olmaz ya! Bazen işin ucunda dayak yemek bile vardı. Köyün köpekleri de böyle zamanlarda ayrı bir bela olurdu.&lt;br /&gt;Köy bakkalından alınmış, bekleye bekleye nemlenmiş, bayatlamış fındık, fıstık, akide şekeri ne kadar da tatlı gelirdi, nişanlısını kınalı elleri, utanıp hafiften kızaran yüzüyle bekleyen iki belikli köy kızlarına. Yorganın, yatağın kayıldığı; buzdolabının olmadığı yıllarda o görevi yapan "evlik"te, oranın serinliğine aldırmadan nişanlısıyla görüşen köy kızı ertesi gün komşu kızı yoldaşına heyecanla neler neler anlatırdı.&lt;br /&gt;..........&lt;br /&gt;Bilmem ki o zamanlar görücü usülü ile evlenenler kaderlerine mi razı oluyorlardı; yoksa hayattan beklentileri mi azdı? Birbirini hiç görmeden, baba-anne kararıyla evlenenler bile evliliği sürdürürken bugünün gençleri "Ben sevmeden, âşık olmadan evlenmem. Aradığımı henüz bulamadım." diyorlar. Şöyle düşününce haklılar da; ama onlar aradıklarını bulsalar bile çoğu, o "Senin için hayatımı veririm, aşkım, canım, ciğerim!" havalarını kısa zamanda unutup boşanmaya kalkıyorlar. Oysa evlilik karşılıklı hoşgörü, tahammül ister. "Armudun sapı, üzümün çöpü" diyenler, bırakın evliliği, hiçbir durumda mutlu olamazlar. Hayatı anlayışla paylaşırsanız zaman içinde sevgi de aşk da doğar. Bunu yapamazsanız işte o zaman tencere, tava havada. Sevgi öyle bir görüşte, şıppadanak oluşmaz. Emek ister, özveri ister.&lt;br /&gt;...........&lt;br /&gt;Bir yaz günü&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Komşu düğününde&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Kapı önünde&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Köy kızlarının içinde&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Nişanlısını gördü Halil&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Göz göze geldiler &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;"Akşam sizdeyim" işareti verdi ona&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Kaşla göz arasında&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Al al oldu yanakları Ayşe'nin&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Gözlerinde sevdanın ışığı&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;"Anladım" dercesine yumdu gözlerini&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Daha bir sıkı tuttu&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Yanındaki Hüsne'nin&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Elini&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;"Sevda sevda derler de behey yarenler&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bir acayip hal olur"&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bir baktı Halil davula, zurnaya&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Sonra elinde mendil&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Durdu halaya&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;........................&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Yüreğinizde sevdanız hiç eksilmesin.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;...........................................................................................................&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;12 Temmuz 2010&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Numan Kurt &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Not: Bu yazıda anlatılan olay gerçektir. Olaya konu olan kişilerin adları değiştirilmiştir.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2374893240585951756-2487233467803690843?l=numankurt.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://numankurt.blogspot.com/feeds/2487233467803690843/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://numankurt.blogspot.com/2010/07/ooo-hos-geldiniz-efendim-sefalar.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2374893240585951756/posts/default/2487233467803690843'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2374893240585951756/posts/default/2487233467803690843'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://numankurt.blogspot.com/2010/07/ooo-hos-geldiniz-efendim-sefalar.html' title='KÖYDE NİŞANLI OLMAK'/><author><name>Numan Kurt</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02004156882769949389</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0o89TbA7EI/AAAAAAAAAAU/WnCLY9bXgPQ/S220/untitled.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/TDqTr_iqPlI/AAAAAAAAAJQ/S5zZJYhu7jg/s72-c/C46107.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2374893240585951756.post-8553608415468325908</id><published>2010-06-14T09:25:00.000-07:00</published><updated>2010-06-21T07:30:45.024-07:00</updated><title type='text'>GÜZEL BİR GÜNDE MUTLU BİR BULUŞMA</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/TBZZ9OQCLXI/AAAAAAAAAJA/zQwiX1MpII8/s1600/IMG_0225.JPG"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 240px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5482668504702397810" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/TBZZ9OQCLXI/AAAAAAAAAJA/zQwiX1MpII8/s320/IMG_0225.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;GÜZEL BİR GÜNDE MUTLU BİR BULUŞMA&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir teşekkürünüz mutlu ediyor bizi&lt;br /&gt;Beş parmağın beşi de bir mi&lt;br /&gt;İnsanoğlu çeşit çeşit&lt;br /&gt;Demek ki biz&lt;br /&gt;Zevk alıyoruz&lt;br /&gt;Bir merhabadan&lt;br /&gt;Birbirlerini görüp de&lt;br /&gt;"Ooo! Kaç yıldır görmem seni?"&lt;br /&gt;"Şu karşıdaki kimin nesi?"&lt;br /&gt;"Ne iyi edip de&lt;br /&gt;Her yıl buluşturuyorsunuz bizi"&lt;br /&gt;Gibi&lt;br /&gt;Daha çok değişik sözler edenlerden&lt;br /&gt;Adınız gibi inanın bu uğraşıdan&lt;br /&gt;Bu hemşehriyi, akrabayı bir araya getirmekten&lt;br /&gt;Hiçbir çıkarımız yok&lt;br /&gt;Hoşumuza gidiyor insanların&lt;br /&gt;Gözlerindeki mutluluk, yüzlerindeki heyecan&lt;br /&gt;Ve diyoruz ki&lt;br /&gt;Nedir o eften püften kırgınlıklar&lt;br /&gt;O şunu demiş, bu bunu demiş&lt;br /&gt;İşte, benim şunuma gelmemiş&lt;br /&gt;Küçük olaylardan da&lt;br /&gt;Mutlu olmalı insan&lt;br /&gt;Bir gün bizi de terkedecek bu can&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Turgut, bu yıl ne düşünüyorum biliyor musun?&lt;br /&gt;-Söyle hocam!&lt;br /&gt;-Bu yıl Ankara'daki köylülerimizi yemekte değil de bir piknikte buluşturalım.&lt;br /&gt;-Çok iyi olur, köyde yapsak bu pikniği...&lt;br /&gt;-Köyde olmaz. Kimi götürebiliriz ki köye? Hem bizim köyde piknik yapmaya uygun yer mi var? Bir söğüt gölgesi bulmak bile zor.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;      Sonunda Ankara'da uygun bulacağımız bir piknik yerinde bu düşüncemizi gerçekleştirmeye karar verdik. Şura mı olsun, bura mı olsun, derken Yenimahalle Belediyesi tam o günlerde yeni bir piknik alanı açtı. Gittik, gördük gerçekten temiz, yeşil, güzel bir alandı. Turgut arkadaşımızın belediyeye müracaatı sonunda, öyle bir uygulamaları olmadığı halde köy pikniğimiz için yirmi kadar da masa ayırdılar. Yoksa gelenlere yer bulmamız mümkün değildi. Kapıdan giren araçlar için, kişiler için alınan ücreti de almadı görevliler.Piknik günü sabah saat 9.00'da oradaydık ikimiz de. Kimseleri göremeyince şaka da yaptık birbirimize. "İkimizden başka gelen olmayacak herhalde?" diye.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;    Ama hiç de öyle olmadı. Öğleyin yapılan ikramdaki servis sayısından anladık ki bu yıl da yüz yetmiş civarında hemşehrimiz gelmiş. Sonra gelenlere yer bulmakta bile zorlandık.Açık havada, geniş alanda olduğu için bu buluşmamız, herkes rahat dolaştı, sohbet etti. Altunbilekler'in üstlendiği ikram işini de aksaksız gerçekleştirdik. Böyle günlerde ufak tefek aksaklıklar olsa da kusur aramanın bir anlamı yok. Bu bir gönül işi. Yapmak zorunda olduğumuz bir organizasyon değil.İşin özü, bizim için önemli olan aynı toprağın, köyün insanları olarak buluştuk, konuştuk, fotoğraflar çekindik, birbirimize hal hatır sorduk .&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;    Bir yıl kadar önce çok ciddi bir rahatsızlık geçiren Feyzullah Kaya'nın konuşamasa da gözlerindeki mutluluk bizi de mutlu etti. Doksan üç yaşındaki Hacı Ali Ünsal amcanın gelişi de ayrı bir sevinçti bizim için. Üç yıldır her buluşmamıza katılan değerli hemşehrimiz Nail Ünsal'ın mütevazılığı da gerçekten övgüye değer.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;    Başka kimler mi vardı? Aklıma gelenleri sayayım: Selim Deveci, Ali Altunbilek, Hüseyin Kaya, Ramazan Tekin, Duran Köksal, Selahattin Köksal, Yusuf Öztürk, Lütfi Bozdağ, Necdet, Bülent, Kubilay, Nihat Bozdağ kardeşler, Musa Lale, Cafer Lale, Musa Kaya, Osman Kaya, Feyzullah Kaya, Muzaffer Çelik, Ali Köksal(Ali Duran'ın oğlu), Nihat Bozdağ (Şıh emminin oğlu), Erol Taş, Yusuf Şahan, Dilek Ünsal, rahmetli Ömer Akyürek'in eşi ve çocukları, Akın Karakaya, Hüseyin Deveci, Kaya Duman...Bu tek tek saymaya çalıştıklarımın eş ve çocukları.&lt;br /&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;    Bu piknikte en ilginç yanlardan biri de yıllardır köylülerini görmeyen birinin yaşadığı mutluluktu. Piknik boyunca dolaştı, sordu, tanıştı. Bu , küçük yaşta köyümüzden ayrılan Döndü Bulut (Ünlütürk)'tu. Hoyla'nın Ali emminin kızı. Bu samimi davranışı için biz de ona ve emekli öğretmen eşine teşekkür ediyoruz.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;    Her yıl olduğu gibi bu yıl da yardımlarını hiç esirgemeyen Mustafa Altunbilek'e (Kendisi yurt dışında olduğu için katılamadı.), bir ricamız üzerine köyümüzden kalkıp gelen muhtarımız Derviş Temizyürek'e ve de tüm katılanlara teşekkür ediyoruz.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;    Aklımızda kalan ise üç yıldır, yaşları bizden küçük olduğu halde ziyaretlerine de gittiğimiz birkaç hemşehrimizin sebebini hiç anlayamayacağımız katılmayışlarıydı. Gönüller bir olsun, diyerek onlara da sevgi ve selamlarımızı yolluyoruz.Gelecek yıllarda bu dostluk buluşmalarını yine gerçekleştirebilmek umuduyla...Hemşehrilerimize saygı, sevgi ve selamlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Numan Kurt&lt;br /&gt;13 Haziran 2010&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2374893240585951756-8553608415468325908?l=numankurt.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://numankurt.blogspot.com/feeds/8553608415468325908/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://numankurt.blogspot.com/2010/06/guzel-bir-gunde-mutlu-bir-bulusma-bir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2374893240585951756/posts/default/8553608415468325908'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2374893240585951756/posts/default/8553608415468325908'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://numankurt.blogspot.com/2010/06/guzel-bir-gunde-mutlu-bir-bulusma-bir.html' title='GÜZEL BİR GÜNDE MUTLU BİR BULUŞMA'/><author><name>Numan Kurt</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02004156882769949389</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0o89TbA7EI/AAAAAAAAAAU/WnCLY9bXgPQ/S220/untitled.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/TBZZ9OQCLXI/AAAAAAAAAJA/zQwiX1MpII8/s72-c/IMG_0225.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2374893240585951756.post-3057399495371817214</id><published>2010-02-25T06:56:00.000-08:00</published><updated>2010-02-25T23:16:59.341-08:00</updated><title type='text'>TOPAK TAŞIN KENARI</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S4d1IhoLjQI/AAAAAAAAAIw/Gog0zxEEy3s/s1600-h/29527590.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5442447464026836226" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 240px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S4d1IhoLjQI/AAAAAAAAAIw/Gog0zxEEy3s/s320/29527590.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S4a-7MAcZuI/AAAAAAAAAIo/xt21ToFaQyg/s1600-h/IMG_6883.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5442247123768469218" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 130px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S4a-7MAcZuI/AAAAAAAAAIo/xt21ToFaQyg/s320/IMG_6883.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;" Hey nari topak taşın kenarı&lt;br /&gt;Nari de dibinde yedik narı&lt;br /&gt;Hey nari aldattı da gelmiyor&lt;br /&gt;Nari de seni alırım deyi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nari de vur dibekler oynasın&lt;br /&gt;Nari oy çal bilekler oynasın "&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Orta Anadolu bozkırının yanık sesi Çekiç Ali'nin yerinde oturanı oynatan bu türküsündeki "dibek", "ağaç ya da taştan oyulmuş büyük havan" anlamına gelir. Bizim buğday dövdüğümüz "soku" da büyük bir taş dibek sayılır. Buğdayı, kabuğunun soyulması için, bu taş dibeklerde tokmakla dövme işine de o zaman köyümde "soku dövmek" denirdi. Dövülüp kabuğu soyulan ıslanmış buğday kurutulduktan sonra çekilip bulgur yapılır.Bulgur plavı da köylünün vazgeçilmez yemeklerinden biridir.&lt;/div&gt;Hani köyümüzün gerçekten yüz elli hanelik bir Anadolu köyü olduğu zamanlarda, benim çocukluk ve gençlik dönemime denk gelen 1960-70'li yıllarda iki küçük göl vardı.Biraz büyükçe olanı aşağı mahallede hemen evlerin yanında, diğeri ise mezarlık yakınındaydı. İşte o evlerin yanındaki gölün yanıbaşına da bir "soku" konmuştu. Harman hasat kalkınca bu soku dövme işi başlardı.Kim döverdi sokudaki buğdayı? Kim dövecek, elbette ki biz gençler. Elimizde ağaçtan birer tokmak, üç ya da dört kişi sıralanırız sokunun etrafına. Güm güm indiririz tokmakları ıslak buğdaya.Buğday yumuşadıkça iş daha da kolaylaşır. Tokmaklar ahenkle inip kalkar.Hele de bizi gören genç kızlar varsa ter alnımızdan akarken yorgunluk akla bile gelmez. Bazen de tokmaklar havada tokuşur; ama olsun."Gençlik başında duman" ise ne kıymeti var böyle tersliklerin.&lt;br /&gt;O gün de sırtımda kısa kollu beyaz gömlek var.Tokmağı tutunca şişen pazulara biraz da şişinerek bakıyorum.Şimdi kimler olduğunu unuttum; ama dört genç keyifle soku dövüyoruz. Çok dövmüş olmalıyım ki iş bitince tokmağı bıraktığımda sağ kolumun yeterince açılmadığını gördüm."Allah Allah bu neyin nesidir?" diye düşünürken orada bulunanlar:&lt;br /&gt;-Nimet Ana bu işlerden anlar, gidin ona gösterin, dediler.&lt;br /&gt;Bir iki kişi de:&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;-Ne bilsin Nimet Ana, bunu, sen en iyisi Avuç köyüne Hacı Adil'e git, diye başka bir yol gösterdi.&lt;/div&gt;Ben hemen, evi bulunduğumuz yere yakın olan Nimet Ana'ya gittim.Kolumu bir iki çevirdikten sonra:&lt;br /&gt;-Bu kolun çıkmış kurban olduğum, sen Hacı Adil amcaya git, çeksin, dedi.&lt;br /&gt;Ağrısı sızısı olamayan sağ kolumu bir büyük yağlıkla (mendil) askıya aldıktan sonra bir arkadaşla Avuç köyüne doğru yola düştük. Ne ile derseniz,tabi ki yürüyerek. O zamana dek sınıkçılık konusunda bizim yörede bir efsane olan Hacı Adil amcayı hiç görmemiştim. Onun hakkında anlatılanları çok dinlemiştik. Bugün Büyük Atatürk'ün "Hayatta en hakiki mürşit ilimdir." sözünü kendisine ilke edinen bir insan olarak tıp dışındaki tedavilere pek kulak asmam. Oysa yöremizde sınıkçılık konusunda herkesin inandığı, övdüğü bu Hacı Adil amcaya ben de inanıyorum. Köye varıp onun evini bulduk.Odasına çağırdı.Koluma şöyle bir baktı:&lt;br /&gt;-Senin kolundaki damar kasılması evladım, ne iş yaptın?&lt;br /&gt;-Köyde soku dövdüm.&lt;br /&gt;-Bir süre öyle işler yapmayacaksın,o kendiliğinden açılır.&lt;br /&gt;Kolum kısa süre içinde düzeldi.Hakkında "Doktorlar bile kırık çıkık da Adil amcaya gelirmiş, her kırığı çıkığı tedavi edermiş." söylentisi dolaşan bu adamı hayranlıkla anarım. Çok zeki biri olduğu yorumunu yaparım her zaman. Rahmetle andığım bu adam sayesinde bizim yörenin sonradan olma sakatı bile azdır.&lt;br /&gt;..............&lt;br /&gt;Soku, buğday, bulgur derken "mercimekli pilav" geldi aklıma. Kış yaz köylünün sofrasında baş yemektir pilav. Sulu pilav dediğimizi serilmiş yufkaların üstüne döküldüğünde yemeyi çok severim. Ben biraz mercimekli olanından söz edeyim.&lt;br /&gt;Patoz gelmiş yanaşmıştır harmana. Anadutlar, dirgenler elde habire sap yığarız patozun ağzına. Sapları dev gibi yutan ağıza sap yetiştirmek en zor iştir.Bu işi de genellikle Asım ağabeyim yapar. Öğleyin ara verilir. Koca bir kapta mercimekli pilav konur gölgelik mola yerine. Yanında baş baş kuru soğan ve de elbette ayran. Yufkayla sokum yapılır, yumulur ırgat pilava. Biraz sonra ne pilav ne soğan ne de ayran vardır ortada. Dikilir gungulular tepeye.Pilav, taş gibi oturmuştur mideye. Harmanın saplarından yuva açan ırgatlar uzanırlar gölgeye.&lt;br /&gt;"Bir yaz sapı verirken patoza&lt;br /&gt;Bulanmışken her yanımız samana, toza&lt;br /&gt;Birden Yüksekli köyünden Mevlüt'ü gördüm&lt;br /&gt;Irgatlar içinde&lt;br /&gt;Benim ortaokuldan arkadaşım&lt;br /&gt;Nevşehir'de&lt;br /&gt;'Ne ararsın burada?' dedim&lt;br /&gt;'Okumadık senin gibi gardaş,ırgat olduk biz&lt;br /&gt;Ekmek parası için&lt;br /&gt;İşte böyle&lt;br /&gt;Yollara düştük hepimiz'&lt;br /&gt;Okulu ta o zaman bırakmıştı&lt;br /&gt;Okumada çok geriydi&lt;br /&gt;Şimdi nerede, ne yapar Mevlüt&lt;br /&gt;Bilmem ama&lt;br /&gt;Onun harmanda alnında birikenler&lt;br /&gt;Gerçek alın teriydi."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;25 Şubat 2010&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Numan Kurt&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2374893240585951756-3057399495371817214?l=numankurt.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://numankurt.blogspot.com/feeds/3057399495371817214/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://numankurt.blogspot.com/2010/02/topak-tasin-kenari.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2374893240585951756/posts/default/3057399495371817214'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2374893240585951756/posts/default/3057399495371817214'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://numankurt.blogspot.com/2010/02/topak-tasin-kenari.html' title='TOPAK TAŞIN KENARI'/><author><name>Numan Kurt</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02004156882769949389</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0o89TbA7EI/AAAAAAAAAAU/WnCLY9bXgPQ/S220/untitled.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S4d1IhoLjQI/AAAAAAAAAIw/Gog0zxEEy3s/s72-c/29527590.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2374893240585951756.post-6958462526449061327</id><published>2010-02-01T06:21:00.000-08:00</published><updated>2010-02-10T23:17:03.440-08:00</updated><title type='text'>KARANLIK, AĞARAN YOL , KÖPEKLER ve KORKU</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S2co46LkHLI/AAAAAAAAAIA/QJAAWxwWnOE/s1600-h/images.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5433356433601338546" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 125px; CURSOR: hand; HEIGHT: 94px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S2co46LkHLI/AAAAAAAAAIA/QJAAWxwWnOE/s320/images.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Haziran sonu. Gece karanlığında otobüs hızla yol alıyor. Otobüste hiç uyuyamam. Yolculuk ne kadar sürerse sürsün ara sıra uyuklarım; ama derin uykuya dalıp "Bindim uyudum, indim uyandım." durumunu hiç yaşamadım.Böyle yapabilenlere de imrenirim. Hele de yanımdaki yolcu uykuya dalıp kafasını da omuzuma atarsa benim işim bitiktir.Neyse ki bu sefer böyle biri yok.&lt;br /&gt;Köy sapağına yaklaşınca muavine tekrar işaret ettim.O zamanlar bizim "Bekleme" dediğimiz kara örtü kerpiç binadan başka görünebilecek yer yok. Burası, birkaç masanın bulunduğu genişçe bir yerle bir de bakkaliyenin olduğu küçük bölmeden oluşmuştu. Otobüs sağa yanaşarak durdu. Muavinin verdiği ağır valizimi alıp tek penceresinden ışıklar sızan bu yere, köylümün yola giderken vasıta beklediği, ısındığı bu Adıgüzel amcanın "Bekleme"sine girdim.&lt;br /&gt;İçeride Adıgüzel amcayla birlikte iki yaşlı İlicekli daha vardı. Hepsi gıcırtıyla açılan kapıya doğru dönüp "Bu saatte gelen de kimmiş?" dercesine baktılar. Selam verip boş masanın birine yöneldim, oturdum.&lt;br /&gt;-Hayrola Hasan Çavuş'un oğlu, bu gece vakti nereden böyle?&lt;br /&gt;-Konya'dan Ankara'ya ,oradan da buraya geldim Adıgüzel amca.&lt;br /&gt;-Hoş geldin, sefa geldin. Valizin de pek ağıra benziyor, bununla bu gece vakti köye gidemezsin. Benim misafirim ol.&lt;br /&gt;-Olsun, hava gayet güzel, ben biraz dinleneyim giderim.Çok teşekkür ederim.&lt;br /&gt;Komşu köylümüz olan bu adamın ısrarlarını dinlemedim. Beş on dakika oturduktan sonra en az yirmi beş kilo gelen valizimi alıp gecenin zifiri karanlığında yola düştüm. Şimdiki gibi elektrik olmadığı için o karanlıkta yalnız yol ağarıyordu hafifçe. Daha yola düşünce Adıgüzel amcanın misafirlik önerisini kabul etmediğime pişman oldum; ama geriye dönüş yoktu artık.&lt;br /&gt;Bizim köyle İlicek'teki "Bekleme"nin arası dört kilometredir.Normal yürüyüşle kırk-kırk beş dakikalık yoldur.Ben bu yolu elimdeki ağır valizle yarım saatte almışım. Bunun nedeni de korku.Ünlü yazar Yaşar Kemal'i yıllar sonra Ali Kırca'nın programında izlediğimde anlam olarak şöyle diyordu: Korku insanın yaradılışında vardır.Korkmuyorum diyen yalan söyler.Ben tüm eserlerimde korku unsurunu kullanırım.&lt;br /&gt;Edebiyatımızın bu önemli yazarı çok doğru söylüyor aslında. Böyle yolun birazcık ağardığı zifiri karanlıkta kendi ayak sesinizden bile korkuyorsunuz. Sanki peşinizden birileri geliyor, şimdi ensenizden yakalayacak sizi.&lt;br /&gt;Ter içinde köye yaklaşırken rahatladım; ama bu sefer de başka bir korku sardı beni. Köyün girişindeki o koca koyun köpeklerini nasıl atlatacaktım? İlk ev Şaban emminin eviydi. Onların bildiğim kadarıyla köpekleri yoktu. Sessizce onun penceresine yaklaşıp tıklatmak gerekirdi. Hemen yanındaki evlerde, H.Ahmet emminin ve Karaoğlan emminin evlerinde koyun köpekleri vardı. Onlar sesimi ya da gürültümü duyarlarsa yanmıştım.&lt;br /&gt;Yavaşça yaklaştım pencereye. Eğer köpekler duyar da saldırırsa çocukluğumda büyüklerden aldığım öğütle olduğum yere çökmeyi düşünüyordum. Korktuğum olmadı. Pencereyi birkaç kez tıklattıktan sonra Şaban emminin boğuk sesini duydum:&lt;br /&gt;-Kim o?&lt;br /&gt;-Benim Şaban emmi, Numan.&lt;br /&gt;Zaten telaşlı bir adam olan Şaban emmi çoluğu çocuğu ayaklandırıp kapıyı açtırdı. "İçeri gir!" ısrarlarına karşılık "Ben yarın uğrarım, şimdi beni şu köpeklerden geçirin." dedim. Sanıyorum Celal, bizim aşağı mahalledeki eve giden yolun yarısına kadar beni götürdü.&lt;br /&gt;............&lt;br /&gt;Şimdi , o zaman yaşadıklarımızı gençlere anlattığımda gülüyorlar, onlara tuhaf geliyor.Düşünün köyde tuvaletler dışarıda. Siz altı yedi yaşlarında çocuksunuz. Akşam çişiniz geliyor. Dışarı karanlık, çıkamıyorsunuz. Sessizce annenize yaklaşıp o zamanki söyleyişle:&lt;br /&gt;-Ana kız, südüğüm geldi.&lt;br /&gt;-Git kendin yap oğlum.Bu kadar işin arasında bir de seninle mi uğraşayım.&lt;br /&gt;Babaya bir şey söylemek haddimize mi düşmüş.Ya anamız ya da bizden büyük biri götürüyor dışarıya.&lt;br /&gt;Daha bebekken korkutulmaya başlıyorsunuz.Anlatılan masallar korkunç. Ağladığınızda size ilk söylenen söz:&lt;br /&gt;-Susss! Korkut geliyor, seni yer!&lt;br /&gt;Korkut, "öcü" anlamında bir söz olmalı. Bir de köyde bazı evlerin yanından geçemezdik. Neymiş efendim. O yıkık damlar cinliymiş. Bu ortamda büyürseniz "horozdan korkan oğlan" olur çıkarsınız.&lt;br /&gt;.........&lt;br /&gt;"Bir siyah giysi gibi&lt;br /&gt;Çöker karanlık köyün üzerine&lt;br /&gt;Aşağı mahalleden yukarıya&lt;br /&gt;Yukarıdan aşağıya&lt;br /&gt;Geçemezsin&lt;br /&gt;Ya çıkarsa önünüze Bayram amcanın&lt;br /&gt;Zincirleri çözülmüş köpeği&lt;br /&gt;Nerede yıkık duvarlı virane varsa&lt;br /&gt;'Cinliymiş orası' der köylü&lt;br /&gt;Sıkıysa akşamları&lt;br /&gt;Çocukken&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Terkedin evi"&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;.............&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Saymakla bitmez ilkelliğin, yoksunluğun içinde büyüdük biz köy çocukları. Ama daha beşinci sınıftayken baş tarafında birkaç sayfası yırtılmış, kapaksız İnce Memed romanı geçmişti elime.Nereden almıştım bilmiyorum. Tarladan gelince o yorgunlukla su içer gibi okudum o kitabı.Memedler, Abdi Ağalar,Hatçeler dünyamda yer etti benim. İnsanın her yaş döneminde korkuları vardır. Önemli olan sevgiyi de korkunun yanında taşımak. Sevgisiyle,korkusuyla, hoşgörüsüyle insan olmak.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;1 Şubat 2010&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Numan Kurt&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2374893240585951756-6958462526449061327?l=numankurt.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://numankurt.blogspot.com/feeds/6958462526449061327/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://numankurt.blogspot.com/2010/02/karanlik-agaran-yol-kopekler-ve-korku.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2374893240585951756/posts/default/6958462526449061327'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2374893240585951756/posts/default/6958462526449061327'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://numankurt.blogspot.com/2010/02/karanlik-agaran-yol-kopekler-ve-korku.html' title='KARANLIK, AĞARAN YOL , KÖPEKLER ve KORKU'/><author><name>Numan Kurt</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02004156882769949389</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0o89TbA7EI/AAAAAAAAAAU/WnCLY9bXgPQ/S220/untitled.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S2co46LkHLI/AAAAAAAAAIA/QJAAWxwWnOE/s72-c/images.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2374893240585951756.post-5587398163721657889</id><published>2010-01-28T05:35:00.000-08:00</published><updated>2010-01-28T07:25:51.229-08:00</updated><title type='text'>DİLİMİZ GÜZEL DE, YA YAZIMI!..</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S2GnLWRkj6I/AAAAAAAAAHw/la7K3HdoOEk/s1600-h/images.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5431806438985207714" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 78px; CURSOR: hand; HEIGHT: 94px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S2GnLWRkj6I/AAAAAAAAAHw/la7K3HdoOEk/s320/images.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Siz yirmi altı yıl devletin ortaokulu ve liselerinde, on yıl da dershanelerde Türkçe-Edebiyat öğretmenliği yaparsanız sizde bir "yazım ve noktalama takıntısı" oluşmaz mı? Bende oluştu, hem de kronikleşti iyice. Neredeyse konuşurken bile "nokta,virgül,parantez aç,tırnak aç..."gibi sözleri söyleyesim geliyor.&lt;br /&gt;Bu konuda bir yerde yanlışlık yapıldı mı, hemen burnumu sokuyorum. Yarım saat kadar önce milliyetblog'dan rastgele bir blog açtım. Yazan arkadaş benim de okuyup öğretmen olduğum eski eğitim enstitülerinin birinde Türkçe bölümü mezunlarından.Hangi eğitim enstitüsü, yazanın adı ne,bunlar önemli değil, gereği de yok. Böyle bir kişinin yazım yanlışı yapmaması gerekir değil mi? Oysa yanlışları saymaya kalksam sayısını yazmaya ben utanırım.O zaman yıllarca bu güzel dilin neyini öğrettin kardeşim?&lt;br /&gt;Bu bilgisayar çıktığından beri dilimizin yazım,noktalama yönünden anasını ağlatıyorlar. Bırakın tırnakmış, konuşma çizgisiymiş, şunu bunu; nokta. virgül; büyük harf, paragraf hak getire.Yanlışlar konusunda uyarı ya da eleştiri yaptığınızda "Ben Türkçe öğretmeni miyim kardeşim?" azarıyla karşılaşırsınız. Bırakın Türkçe öğretmeni olmayı, ilköğretim okulunu bitiren herkes dilinin yazım kurallarını bilmeli, uygulamalıdır.&lt;br /&gt;Konuşma, bir yetenek işidir. Güzel konuşmayı çalışarak, uğraşarak biraz öğrenebilirsiniz; ama konuşma yeteneğiniz sınırlıysa bu belli bir noktaya kadardır. Oysa konuştuğun dilin doğru yazımını öğrenmek öyle zor bir uğraş da gerektirmez.&lt;br /&gt;Bilgisayarla yazmaya başladıktan sonra gönderilen mesajlara, karşılıklı yazışmalardaki cümlelere bakıyorum da bu güzelim Türkçeye , özellikle gençler tarafından, ne kötülükler yapıldığını görüyorum. Cümlelerin sonundaki "kib,slm" gibi garipliklerin "kendine iyi bak,selam" anlamlarına geldiğini neden sonra öğrendim.&lt;br /&gt;.........&lt;br /&gt;Benim öğretmenlik yaptığım yıllarda ortaokul diye anılan, sonra ilköğretim okulu denilen okullarda öğrenciyi doğru yazım konusunda yetiştirmek için şöyle bir uygulama yapardım: Ortaokul birinci sınıfa gelen öğrenciye kompozisyon konularının yazımı için yirmi-otuz sayfalık çizgisiz,büyük boy defter aldırırdım. Alışsınlar diye de sayfa altına çizgili kağıt koymalarını önerirdim. Türkçe okuma parçalarına uygun kompozisyonları bu deftere yazarlardı öğrenciler. Her yazıyı tek tek inceler, yazım ve noktalama yanlışlarını kırmızı kalemle işaretler,düzeltirdim. Öğrenci bu defteri üç yıl kullanırdı. Daha sonra bir derste yaptığımız yanlışları bulur, nasıl düzeltmemiz gerektiğini tartışırdık. En çok yanlış da "de,da" ların yazımında yapılırdı. Öğrenci okulu bitirirken defterin ilk sayfaları ile son sayfaları arasındaki fark apaçık ortada olurdu.&lt;br /&gt;Bunları anlatırken belki kırk yıl önce okuduğum bir kitaptan aklımda kalanı kısaca anlatmak isterim:&lt;br /&gt;Ömrünün önemli kısmı düşünce suçundan dolayı hapishanelerde geçmiş ünlü şair Nazım Hikmet'in "1938 Harp Okulu Olayı" ile ilgili yargılandığı mahkemede geçer olay. Yakup adlı işçi de sanıklardan biridir. Yakup sanık sandalyesinde, jandarmalar iki yanında, mahkeme açılır.Yargıçlar girince herkes ayağa kalkar. O zamanın deyimiyle mahkeme reisi,diğer yargıçlar oturur.Mahkeme reisinin ilk sözü "Satırbaşı!" olur.Bu sözü duyan Yakup, olduğu yere küt diye devrilir. Yakup, zabıt katibine satırbaşından başlaması için komut veren yargıcın bu sözünü, kendisine idam cezası verildiği,başının satırla kesileceği şeklinde anlamıştır. Yakup, okuma yazması bile olmayan biridir,satırbaşından ne anlasın? Gelin ne olur biz anlayalım.&lt;br /&gt;.......&lt;br /&gt;1972 yılında öğretmen olarak torbadan Muş-Bulanık-Karaağıl'ı çektim.Büyükçe bir köy, yani eski nahiye Karaağıl. Orasıyla ilgili anılarımı daha sonra yazacağım; ama yukarıdaki konuyla ilgili olduğu için birini anlatmalıyım burada: Yirmişer kişiden oluşan iki sınıf. Öğrencilerin çoğu o zaman tek caddesi olan ilçeleri Bulanık'ı bile görmemişler. Öğretmene susamış,öyle saf ve temizler ki...Oraya bir ortaokulun açılması büyük nimet onlar için. Türkçe dersinde bazı dilbilgisi konularını defterlerine de yazıyorlar. Ben, konuyu örneklerle anlatıyorum, sonra da defterlerine yazdırıyorum. Bir süre sonra defterlere baktım. Pek çoğu konunun altına "örnek" yazacakları yerde "ördek" yazmışlar.Benim söylediklerimi anlamasalar diğer sözcükleri de yanlış yazarlar.Anladım ki bu öğrencilerin çoğu bu sözcüğü o zamana dek duymamışlar."Ördek"ler "örnek" oldu; ama biz de epey yorulduk.&lt;br /&gt;Şimdi bu yazımı okuyanlar şöyle düşünebilirler:"Aman canım,hoca da takmış kafaya.Anlaşıldıktan sonra öyle yazsan ne olur, böyle yazsan ne olur?" Ben de derim ki onlara: "Takıntı haline geldiğini belirttim ben; ama yine de haklı değilsiniz.Bir yazımda anlatmıştım.Çorba, tası tepenize dikseniz de, efendice kaşıkla içseniz de mideye gider.Gelin, biz kaşıkla içelim."&lt;br /&gt;Yazarken güzel dilimize saygı göstermeniz dileğiyle...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;28 0cak 2010&lt;br /&gt;Numan Kurt&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2374893240585951756-5587398163721657889?l=numankurt.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://numankurt.blogspot.com/feeds/5587398163721657889/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://numankurt.blogspot.com/2010/01/dilimiz-guzel-de-ya-yazimi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2374893240585951756/posts/default/5587398163721657889'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2374893240585951756/posts/default/5587398163721657889'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://numankurt.blogspot.com/2010/01/dilimiz-guzel-de-ya-yazimi.html' title='DİLİMİZ GÜZEL DE, YA YAZIMI!..'/><author><name>Numan Kurt</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02004156882769949389</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0o89TbA7EI/AAAAAAAAAAU/WnCLY9bXgPQ/S220/untitled.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S2GnLWRkj6I/AAAAAAAAAHw/la7K3HdoOEk/s72-c/images.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2374893240585951756.post-9144043816774024463</id><published>2010-01-10T10:41:00.000-08:00</published><updated>2010-01-16T05:31:16.577-08:00</updated><title type='text'>YUNNAK,DEĞİRMEN,KÖMBE</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S1FcwBoIkhI/AAAAAAAAAGw/0_uOGY32StU/s1600-h/untitled.bmp"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5427221006098403858" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 227px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S1FcwBoIkhI/AAAAAAAAAGw/0_uOGY32StU/s320/untitled.bmp" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0tgu9K_HbI/AAAAAAAAADw/HhGgtSuGorg/s1600-h/cep-x_com_koy_degirmeni1.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5425536535908785586" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 246px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0tgu9K_HbI/AAAAAAAAADw/HhGgtSuGorg/s400/cep-x_com_koy_degirmeni1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;YUNNAK,DEĞİRMEN,KÖMBE&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Şimdi Gölyeri,Kuruhüyük kaldı mı?” demiştim bir yazımda.Kalmadı.Köyün etrafındaki tüm çayırlar kurudu,boz toprak oldu.İçinde küçük bir çay akan,kaynak suyunun çıktığı pınar bulunan Gölyeri ile ilgili anlatacaklarım var da ondan söze böyle girdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Gölyeri,bizim köyle Tataryeğenağa köyü arasında bir çayırlık.Diğer çayırlıklardan farkı içindeki çay ve pınar.Rahmetli babam sert görünüşlü bir adamdı.Yanında bırakın arkadaşça konuşmayı, ayağımızı uzatıp oturamazdık bile.Mahallenin çocuklarını “Hasan emminiz geliyor!” diye korkuturdu anneleri.Dövmediği,sövmediği halde bakışlarından korktuğumuz bu adam yaşlılığında da her şeye ağlayacak kadar duygusallaşmıştı.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Babam,1950’li yılların sonunda Ankara’da mide ameliyatı olmuştu.Sonradan “Yanlış yapmışlar,midemin çoğunu almışlar.” diye yakındığı bu ameliyattan gelişini hayal meyal hatırlarım.Eli midesinde,solgun bir yüzle bir akşam eve geldiğinde bizler evin bir köşesine büzülmüş,üzüntümüzü bile belli edememiştik.Annemin ağladığını biliyorum.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Köylümün hitap şekliyle Hasan Çavuş,yani babam, bundan sonra köyün tulumbalardan çıkan sert,kumlu suyunu hiç içmedi.Biz iki kardeş ona uzun süre Gölyeri’ndeki pınardan su taşıdık.Eşeğe heybeyi atar,testileri heybenin iki gözüne yerleştirir getirirdik suyu.Kaynağından pırıl pırıl büngüldeyen bu suyu tasla testilere doldururduk.Babamdan başka kimse içmezdi o suyu.Zahmetli de olsa bu su getirme işinin zevkli yanları da vardı.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Köyde o zamanlar elektrik yok.Doğal olarak çamaşır makinesinin adı bile bilinmez.Peki nerede yıkanacak kirlenenler?Haydi ufak tefek günlük kirlenenleri evde leğende yıkadın,kilimi palazı,yorgan yatak yüzü ne olacak? Bunun için de özellikle yaz sonlarında yunnağa gidilir. Şimdiki gençler “Yunnak da neymiş ?” diye düşünebilirler.İşte bu saydıklarımın yıkanması olayıdır yunnak.Ben Gölyeri’ne gittiğimizi hatırlıyorum.Genellikle traktörle gidilirdi;ama olmayınca eşeklerle gidildiğini de biliyorum.Çayırın ortasındaki küçük çayın yanına ateş yakılır.Üzerine kara kazanlar kurulur.Isınan suyla getirilen kirliler yıkanır.Sonra tokaçlanıp çayın suyu ile durulanır.Yıkananlar akşama dek kuruması için çayırın üzerine serilir.Biz çocuklara gelince:&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;"Billur gibidir kaynağında su&lt;br /&gt; Koşarız bir çaput topun peşinden&lt;br /&gt; Ne de tatlı gelir&lt;br /&gt; Yorulunca&lt;br /&gt; Çökelekli dürüm&lt;br /&gt; Ve de bir tas pınar suyu&lt;br /&gt; Çalışan analar,bacılar olur&lt;br /&gt; Yorulan biz"&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Akşam,yıkananlar kuruyunca eve dönülür.Anaların işi bitmez.Herifin,çocukların karnı acıkmıştır,sıcak aş gerekir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;……..&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Ekinler,temmuz sonlarında biçilir.Buğdayın iyisi elenir,temizlenir,yeygilik için ayrılır.Un ya da bulgur yapılacaktır kış için.Değirmen yoktu köyümüzde.En yakın değirmen Kızılağıl köyündeydi,şosenin kenarında.Traktörle giderdik değirmene.Bir kez eşeklere çuvalları atarak da gittiğimizi hatırlıyorum.Ağabeyim giderken de gelirken de altı kilelik (yaklaşık iki üz kilo) çuvalları sırtlar atardı vagonete.Değirmene varınca her şey hazır mı? Sıra bekleyeceksin. Arkadaşım M.Ali Deveci ile bir gece Kızılağıl’da onun akrabalarında kaldığımızı hatırlıyorum. Büyüklerimiz de traktör vagonetinde sabahlamış olmalı.Buğdayı öğütmenin de ayrı bir keyfi vardır.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;"Boşaltırsın buğdayı çuvaldan&lt;br /&gt;Üstteki tekneye&lt;br /&gt;Sıcak sıcak un akar&lt;br /&gt;El yakar&lt;br /&gt;Dolar alttaki tekneye&lt;br /&gt;Değirmenci bağırır:&lt;br /&gt;'Hey uşaklar!Geçiyor değirmenin boğazı'&lt;br /&gt;Kürekle doldurulur çuvallara&lt;br /&gt;Sıcacık un&lt;br /&gt;Basacaksın o unu tıka basa&lt;br /&gt;Eğilip bükülmesin çuval, giderken&lt;br /&gt;Taş gibi ola"&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bu zahmetlerle eve getirilen un tandırdaki sacda yufka,çörek; göçmen fırınında kömbe olur.Yine buğdaydan yapılmış bulgurla bir pilav pişirip de serdin mi yufkanın üzerine tadına doyum olmaz.Daha önceki yazılarımda da zaman zaman belirttim.Tek amacım köyümün geçmişteki,bugün de kalıntıları olan kültürünü tanıtmak.Geleceğe olabildiği kadarıyla kendimce aktarmak.Köyümün insanları,köy dışındaki hemşehriler okursa ne mutlu bana.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;......&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;7 Ocak 2010&lt;br /&gt;Numan Kurt&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2374893240585951756-9144043816774024463?l=numankurt.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://numankurt.blogspot.com/feeds/9144043816774024463/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://numankurt.blogspot.com/2010/01/yunnakdegirmenkombe.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2374893240585951756/posts/default/9144043816774024463'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2374893240585951756/posts/default/9144043816774024463'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://numankurt.blogspot.com/2010/01/yunnakdegirmenkombe.html' title='YUNNAK,DEĞİRMEN,KÖMBE'/><author><name>Numan Kurt</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02004156882769949389</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0o89TbA7EI/AAAAAAAAAAU/WnCLY9bXgPQ/S220/untitled.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S1FcwBoIkhI/AAAAAAAAAGw/0_uOGY32StU/s72-c/untitled.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2374893240585951756.post-6791765449548330373</id><published>2010-01-10T10:34:00.000-08:00</published><updated>2011-10-10T01:32:21.899-07:00</updated><title type='text'>GÜNÜ YAŞARKEN</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S1GMYOcuTFI/AAAAAAAAAG4/RBVC0BdGb1w/s1600-h/33.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 225px; height: 168px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S1GMYOcuTFI/AAAAAAAAAG4/RBVC0BdGb1w/s320/33.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5427273373781478482" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0teP2MVadI/AAAAAAAAADo/XTaBlD-DndY/s1600-h/manzara-resimleri%2520(111).jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5425533802436192722" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 300px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0teP2MVadI/AAAAAAAAADo/XTaBlD-DndY/s400/manzara-resimleri%2520(111).jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;GÜNÜ YAŞARKEN&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Soba sıcak&lt;br /&gt;Bir kestane çıtırtısında mutluluk&lt;br /&gt;Hava karlı,ayaz&lt;br /&gt;Sisli ve çarpan&lt;br /&gt;Açılır kapı,bir kadın gülücüğüyle&lt;br /&gt;Eve gidelim&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sazın yürekten vuran tınısı&lt;br /&gt;Televizyonda&lt;br /&gt;Halk bilgeliğiyle konuşur bir yaşlı kadın&lt;br /&gt;Eski aile fotoğrafları önünde&lt;br /&gt;"Nedir ki&lt;br /&gt;İşte geçip gitti yavrum&lt;br /&gt;Ömür dediğin"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hep aşkı,sevdayı mı anlatır şiirler&lt;br /&gt;Çay doldu&lt;br /&gt;Fincanlara,bardaklara buhar sıcaklığında&lt;br /&gt;Gelin,kız ayakta&lt;br /&gt;Torunun elinde balon&lt;br /&gt;Dilinde kırpıntı sözcükler&lt;br /&gt;Varalım tadına o bulunmaz gülücüğün&lt;br /&gt;Yaşayalım çay tadında anı&lt;br /&gt;Hayat geçer gider&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir zil sesi mi duydum ne&lt;br /&gt;Yoksa gürültüsü mü&lt;br /&gt;Yaramaz öğrencilerin&lt;br /&gt;"Kestane pişti" mi dediniz çocuklar&lt;br /&gt;Birlikte yiyelim&lt;br /&gt;Getirin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okurum,tat alırım&lt;br /&gt;Yazmak da isterim&lt;br /&gt;İmgeli,simgeli şiirler&lt;br /&gt;Ama ben de beğenmem yazdıklarımı&lt;br /&gt;Benimki&lt;br /&gt;Yaşamın başka türlü anlatımı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Numan Kurt&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2374893240585951756-6791765449548330373?l=numankurt.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://numankurt.blogspot.com/feeds/6791765449548330373/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://numankurt.blogspot.com/2010/01/gunu-yasarken.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2374893240585951756/posts/default/6791765449548330373'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2374893240585951756/posts/default/6791765449548330373'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://numankurt.blogspot.com/2010/01/gunu-yasarken.html' title='GÜNÜ YAŞARKEN'/><author><name>Numan Kurt</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02004156882769949389</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0o89TbA7EI/AAAAAAAAAAU/WnCLY9bXgPQ/S220/untitled.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S1GMYOcuTFI/AAAAAAAAAG4/RBVC0BdGb1w/s72-c/33.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2374893240585951756.post-7142190301891018780</id><published>2010-01-10T10:33:00.000-08:00</published><updated>2010-01-16T05:35:12.030-08:00</updated><title type='text'>YILLARIN ÖTESİNDEN</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0r3kSLDNiI/AAAAAAAAABQ/zq-IX1Ez0qo/s1600-h/s1093905590_171254_314.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5425420903846721058" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 130px; CURSOR: hand; HEIGHT: 82px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0r3kSLDNiI/AAAAAAAAABQ/zq-IX1Ez0qo/s320/s1093905590_171254_314.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://numankurt.blogcu.com/yillarin-otesinden/6536943" rel="bookmark"&gt;YILLARIN ÖTESİNDEN&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;12/12/2009 &lt;br /&gt;Değişik konularda söyleşirken sık sık kullandığımız bir söz vardır:"Şimdiki aklım olsaydı..."deriz.Şimdiki aklımız o zaman olsaydı ne yapardık bilinmez; ama bu cümleyi kullanmaktan da ayrı bir zevk alırız.Ben de diyorum ki bugünkü gibi düşünebilseydim ortaokulun ilk yıllarından başlayarak günlük tutardım.Öğrencilerime de bunu sürekli önerdim.Anılar aklımda bölük pörçük kalmaz,daha canlı,daha ayrıntılı belirirdi.Köyünden ayrılıp ortaokul okumak için Nevşehir gibi bir kente giden,ilk kez bir kent görüp orayı dünyanın merkezi zanneden birinin yani benim anlatacaklarım var.Bugünün gençlerinden okuyanlar olursa bizlerin hangi koşullarda eğitim gördüğümüzü kendi durumlarıyla karşılaştırarak daha iyi anlarlar.&lt;br /&gt;İlkokul beşinci sınıfı bitirdiğim halde bir yıl daha okudum o şirin,bağlık bahçelik Topayın köyünde.Ağabeyimin yanına göndermişlerdi beni.O yıl maddi durum iyi değil diye bir yıl geciktirilmişti ortaokula gidişim.O köyün bağları,bahçeleri,bir de eli öpülesi yengemin göçmen sobasında yaptığı sıcak peynirli kömbeler hep aklımdadır.&lt;br /&gt;Ortaokula gittiğimde beş kişi bir evde kalırdık.Andıkça hep gözlerimin yaşardığı iki güzel insan,ağabeyim Yusuf Kurt,yine ağabeyim kadar yakın olduğum Nasuh Çelik.İkisi lisede okurlardı.İzzet Ünlütürk öğretmen okulunda,şimdi nerelerdedir hiç bilmediğim arkadaşım Yağmur Kaya ile ben de ortaokuldaydık.Ağabeyim daha sonra öğretmen okuluna geçiş yaptı.Şimdi elimde o günlerin tanığı bir fotoğraf var.Baktıkça duygulanırım.Ağabeyimin yoğun bakımdaki hali,iki kelime olsun konuşamayışımız,Nasuh ağabeyi de tedavisi sırasında,saçları dökülmüş haliyle bir düğünde görüp kendimi tutamayıp ağlayışım gelir aklıma.Keşke derim,o fotoğrafta bize o güzel yemekleri yapan,hakkını ödeyemeyeceğim Hacı Ebe de olsaydı.İki yıl yemeğimizi pişirdi o nurlu kadın.Hep Hacı Ebe dediğimiz için adını bugün de bilmem.Şimdi iki yaprak düştü o fotoğraftan.&lt;br /&gt;Kafamızda sarı şeritli okul şapkası&lt;br /&gt;Gezeriz&lt;br /&gt;Aval aval sokaklarda&lt;br /&gt;O küçük Anadolu kenti&lt;br /&gt;Bize sanki dünyanın merkezi&lt;br /&gt;Levhaları okumak en büyük zevkimiz&lt;br /&gt;Sinemaya gitmek&lt;br /&gt;İki filmi üst üste seyretmek&lt;br /&gt;Numarasız koltuklarda&lt;br /&gt;Sadece cumartesi öğleninde&lt;br /&gt;Serbest&lt;br /&gt;Ayhan Işık,Fatma Girik&lt;br /&gt;Orhan Günşiray,Göksel Arsoy&lt;br /&gt;Ve de Türkan Şoray&lt;br /&gt;Hiç unutamadığım Ahmet Tarık Tekçe,Erol Taş&lt;br /&gt;İkisi de kalleşlikle&lt;br /&gt;Arkadaş&lt;br /&gt;Anlatırdık bu filmleri&lt;br /&gt;Yazın köye geldiğimizde&lt;br /&gt;Ekin tarlaları yanında&lt;br /&gt;"Esas oğlanla kız,sonunda kavuştular..."&lt;br /&gt;Diye diye&lt;br /&gt;Başka il,ilçelerde okuyan&lt;br /&gt;Arkadaşlara&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki göz yerde beş genç,bir de ebemiz.Günde en az sekiz ekmek yeriz.Kış gelince Hacı Ebe'nin kocası Koca Mehmet dede de gelir yanımıza.Sayımız çoğalır,çoğalır da yarıya düşer ekmek sayısı.Niye mi? Girdiği savaşları, olayların başını sonunu kaybederek anlatan dedemiz sık sık "Öhö,öhö!" diyerek ağzından çıkanları oturduğu mindere silerdi de ondan.O yaştaki adam bir de geceyarısı kalkar turşu küpüne elini daldırıp turşu yerdi.Tuvalete gitmek için kalktığımızda da bize yakalanırdı.Ara sıra babalarımız gelirdi üç beş kuruş harçlık vermek için.En çok da Nasuh ağabeyin babası Aşır emmiye hayret ederdim.Köyden Nevşehir'e,bizim yanımıza gelince hemen yatar,yattığı ile de uyuduğu bir olurdu.&lt;br /&gt;Köyümüzün bu kentte okuyan gençleri,tatillerde köye aynı minibüsle gelir giderdik.O zamanlar köyden Nevşehir'e vasıta bulmak zordu.Çevre köylerden gelip orada okuyanlarla da tanışır kaynaşırdık.Hayatın sıkıntılarını çok çekmiş,hapishanelerde yatmış,genç denebilecek yaşta yitirdiğimiz Osman Çoban da o zaman ortaokulda okurdu.Aynı yaşlardaydık.Ne bilsin ortaokul çocuğu siyaseti,şunu bunu.Sinemaya ve o zamanın magazin dergisi "Ses" dergisine çok meraklıydı.Babası Sait amca kağnıya koştuğu eşek arabasıyla üzüm satardı bizim köylerde.Osman'ı da (Osmanlı) burada bir iç burukluğu ile anmak istedim.Gençliklerinde onun gibi idealist düşünenlerin çoğu sonradan müteahhit oldular.Düşman oldukları sınıfa geçtiler; ama Osman hiç değişmedi.Yoksul geldi,yoksul gitti.&lt;br /&gt;Sözünü ettiğim bu beş kişi,bir de ebemiz iki yıl bir arada kaldık.İkinci yıl Askerlik Şubesine yakın bir evde,teneke toplayan Küsmez Ağa'nın evinde oturduk.Futbol hastası bir albay vardı şube başkanı.Akşam üzeri bizleri şubenin bahçesinde toplar,takım kurardı.Bizim Yağmur Kaya'nın top oynayışını da çok beğenirdi.&lt;br /&gt;Ortaokul üçüncü sınıfta yine rahmetli ağabeyim,ben ve arkadaşım Mehmet Deveci (Mehmet Ali) aynı evde kaldık.Aşçımız da rahmetli Hakkı dayımdı (Çavuş).Kara örtü bir evde oturuyoruz.Evin iki odası var.Gece yatınca evin üstünü örten ağaçlar çatır çatır ediyor.Zamanla yağmurun suyu sıza sıza bu ağaçların uçlarını çürütmüş.&lt;br /&gt;Yer sofrasını kurmuşuz.Öğle yemeği.Aynı kabın içindeki patatesi kaşıklıyoruz.Yanında soğan eksik olur mu hiç.Bizim M.Ali'yi bıraksan adam sabah kahvaltısında çayın yanında da soğan yiyecek.Bir çatırtı.Tavanın ortasında elektrik kablosunun ve ucunda ampulün bulunduğu direk yerde.Çürüyen ucundan kopup tam üstümüze düştü.Hakkı dayım,ben ve M.Ali, üç tarafa yattık.Direk çürüyen ucuyla tek taraflı tabana düştüğü için kurtardık.Hakkı dayım:&lt;br /&gt;-Aman uşaklar,direğe dokunmayın,ıslak,elektrik çarpar,diye bağırıyordu.&lt;br /&gt;O gece öbür küçük odada yattık.Orası da farklı değildi.Direklerin ucu çatır çatır ettikçe gel de uyu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ortaokulu bitirdiğim yıl polis kolejine başvurmak istedim.Başvuruyu yapabilmek için de devlet hastahanesinden heyet raporu almam gerekiyordu.Ayrıca başvuru için yaşım küçük geldi.Zaten bir yaş küçük yazılmışım.O yıl bir çarşamba günü Hacıbektaş'tayız.Yaşımı büyütmek için mahkemeye gireceğiz.Hacıbektaş'ın pazarı o gün olmadığı için babam kim varsa ilçede bulmuş getirmiş.İki şahitten biri rahmetli Ömer amca (Ömer Köksal,Recep'in,Ahmet'in babası).Hakimin odasına girdik.Sıra şahitlere gelince hakim,Ömer amcaya sordu:&lt;br /&gt;- Bu delikanlının adı ne?&lt;br /&gt;-Bilmem ki hakim bey,Asım mıydı,Yusuf muydu?&lt;br /&gt;Hakim güldü,bu saf,temiz adamın yanıtına:&lt;br /&gt;-Peki,sen adını bilmediğin birinin yaşını,doğduğu tarihi nasıl bileceksin?&lt;br /&gt;Ömer amcam kara kara düşünürken hakim de kararı yazdırarak yaşımızı bir yaş büyüttü.Kayseri'ye rapor almak için ağabeyimle gittik; ama gözümüz bozuk olduğu için raporu alamadık,polis de olamadık.&lt;br /&gt;...........&lt;br /&gt;Yazmak,hep yazmak istiyorum.Bu yazının başında dediğim gibi o yıllardan beri günlük tutabilseydim neler yazardım neler.Fransızların çok sevdiğim bir atasözleri var:"Gençlik bilseydi,ihtiyarlık yapabilseydi" derler.Yine de olanı biteni,aklımda az çok tutabildiklerimi elden geldiğince yazacağım.Bazen de üzülürüm.Niye köyümdeki yaşlılardan eski hikayeleri dinleyip not almadım diye.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir manşet okudum bugün&lt;br /&gt;Gazetenin birinde&lt;br /&gt;Şöyle diyordu:&lt;br /&gt;"Altı yüz liraya köle düzeni"&lt;br /&gt;Kimdi bunlar biliyor musunuz&lt;br /&gt;Bir kömür ocağında&lt;br /&gt;Yerin iki yüz metre altında&lt;br /&gt;O ocağın yüzü kömür karası&lt;br /&gt;On dokuz öleni&lt;br /&gt;Ey hayat,bu mu kanunun,adaletin&lt;br /&gt;Gelir mi dersiniz bir gün&lt;br /&gt;Değiştirecek&lt;br /&gt;Bu düzeni&lt;br /&gt;............&lt;br /&gt;11 Aralık 2009&lt;br /&gt;Numan Kurt&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2374893240585951756-7142190301891018780?l=numankurt.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://numankurt.blogspot.com/feeds/7142190301891018780/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://numankurt.blogspot.com/2010/01/yillarin-otesinden.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2374893240585951756/posts/default/7142190301891018780'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2374893240585951756/posts/default/7142190301891018780'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://numankurt.blogspot.com/2010/01/yillarin-otesinden.html' title='YILLARIN ÖTESİNDEN'/><author><name>Numan Kurt</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02004156882769949389</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0o89TbA7EI/AAAAAAAAAAU/WnCLY9bXgPQ/S220/untitled.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0r3kSLDNiI/AAAAAAAAABQ/zq-IX1Ez0qo/s72-c/s1093905590_171254_314.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2374893240585951756.post-6684325464222398420</id><published>2010-01-10T10:31:00.000-08:00</published><updated>2010-01-11T09:39:01.673-08:00</updated><title type='text'>PEKMEZ TADINDA</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0sOtt6V9CI/AAAAAAAAACY/c8JTp5pw5YM/s1600-h/gtumb.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5425446354679100450" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 125px; CURSOR: hand; HEIGHT: 83px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0sOtt6V9CI/AAAAAAAAACY/c8JTp5pw5YM/s320/gtumb.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://numankurt.blogcu.com/pekmez-tadinda/6462707" rel="bookmark"&gt;PEKMEZ TADINDA&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;29/11/2009 ·&lt;br /&gt;Pekmez sever misiniz bilmem.Çoğu insanın sevdiğini,doğal besleyici olarak da özellikle kışın evine alıp yediğini biliyorum.İlkokulun son iki yılını bağlık bahçelik bir köyde,Hacıbektaş'ın Topayın (Akçataş) köyünde okudum.Ağabeyimin ilk öğretmenliğe başladığı şirin bir köydü.Oranın parmak üzümüne,kara üzümüne doyum olmazdı.O güzelim üzümlerin bir kısmı şarap olurdu,bir kısmı da pekmez.Üzümün çiğnenerek şırasının akıtılıp şaraba hazırlanması ya da pekmez kazanında kaynatılışı bugünkü gibi gözümün önünde.Şarabın evlerde kaçak yapılışı yasaktı. Evi okula yakın komşu Ali Dayı,jandarmaya ihbardan korktuğu için iki küp şarabını "Hoca,bunları okulun kömürlüğüne koy, burda şarap olduğu kimsenin aklına gelmez." diye okul kömürlüğüne koydurmuştu.Bazı akşamlar Ali Dayı misafirliğe gelince beni kömürlüğe yollarlar "Haydi,bir tas şarap getir." derlerdi.Ben de çocukluk bu ya,getirirken tadına bakardım.Şarap neyse de o köydeki pekmezin tadına doyum olmazdı.&lt;br /&gt;Şimdi o şirin köyde çeşmelerin kuruduğunu,bağın bahçenin pek kalmadığını oralı bir arkadaş ara sıra anlatır.Bir de şaka ekler sözün sonuna "Bak,bizim şaraptan içtiğin için böyle yüzünden kan damlıyor."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir "pekmez akıllı" hikayesi anlatmak istedim de sözü böyle dönüp dolaştırdım.Ankara'da oturan Kırşehirliler iyi bilir.Kırşehirlilere diğer illerden gelenler "pekmez akıllı" derler.Köyüm,idari olarak Nevşehir'e bağlı olsa da çokları bizi Kırşehirli diye bilir.&lt;br /&gt;1996 yılı Nisan ayında Ankara-Batıkent Mobil Lisesine atandım.Aradan iki üç ay geçti.Öğretmen arkadaşlarla birbirimizi tanıyıp yavaş yavaş şakalaşmaya da başladık.Bir gün öğretmenler odasında oturuyoruz.Ben odanın kapıya yakın bölümünde masadayım,iki üç arkadaş da koltuklarda oturuyor.Biri ağırdan ağırdan bana takılmaya başladı:&lt;br /&gt;-Hocam,bu Kırşehirlilere neden pekmez akıllı diyorlar?&lt;br /&gt;-Ben, Nevşehirliyim; ama yakın olduğumuz için Kırşehirli de sayılılırım.Zaten eski ilimiz de Kırşehir'miş.Pekmez çok tatlıdır,herhalde hemşehrilerimizin aklı da tatlı olduğu için öyle demişler.&lt;br /&gt;Konuşma böyle şaka yollu sürerken öğretmenler odasının kapısında iri yarı,saçları dökülmüş biri belirdi.İşin ilginç yanı iki elinde de küçük pekmez bidonları vardı.Ayrıca da orada oturanlara dönmüş beni soruyordu:&lt;br /&gt;-Efendim,iyi günler,ben Numan Kurt'la görüşmek istiyorum.&lt;br /&gt;Şaşkın şaşkın soruyu sorana ve bidonlara bakan arkadaşlar beni gösterip:&lt;br /&gt;-İşte, karşında oturuyor,dediler.&lt;br /&gt;Bidonları masaya bırakıp elime sarılarak:&lt;br /&gt;-Hocam,ben sizin Mucur'dan öğrenciniz Mahmut Sarıyıldız, uzun zaman geçtiği için tanıyamadım,kusura bakmayın.&lt;br /&gt;Mahmut'la sarıldık,öpüştük.Arkadaşlar da şaşkınlık içindeydi.Hem görünüş olarak yaşı bana yakın olan birinin öğrencim olması hem de tam "pekmez muhabbeti" yaparken iki bidon pekmezle gelmesi onlara ilginç gelmişti.Mahmut bir okulda öğretmenlik yapıyormuş.Boş kalan zamanlarında da pekmez,acı toz biber gibi yiyecek maddeleri satıyormuş.Bu eski öğrencim Mucur'un İnaç köyündendi.Sohbetin ve olayın böyle çakışıp örtüşmesi üzerine epeyce konuşup gülüştük.&lt;br /&gt;Daha sonra Mahmut sık sık okula pekmez,biber satmak için geldi.Ben de onu çalıştığı okulda ziyaret ettim.Çok ilgi gösterdi,iltifat etti.Hep pekmezle uğraştığı için böyle güleryüzlü ve neşeliydi Mahmut herhalde.Bu da işin şakası.&lt;br /&gt;.............................&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yazıyı bir bayram günü yazıyorum.Boş otururken köyümüze yakın bazı köylerin bilgisayardaki sitesine de bakıyorum.Hepsinde soyadlarına göre aile fotoğrafları var.Sitelerine katkıda bulunmuşlar.Bizim sitemize de köyümüzü,köylümüzü tanıtan yazı ve fotoğraflar gelsin istiyorum.Pek ilgi çekmeyen uzun siyasi yazılar var.Gönderen arkadaşları kesinlikle eleştirmiyorum; ama bu yapıştırma yazıları ilgilenenler kaynağından da okuyabilirler.Birkaç defa yazdım; ama sonuç değişmedi.Öyle yazılar da gönderilsin.Asıl gerekli olan bir köy sitesinde o köyü,o köyün insanını tanıtacak yazılardır.Okur yazar herkesin köyüyle ilgili anlatacak bir şeyleri vardır. Başka köylerdeki insanların bile o siyah beyaz fotoğraflarına bakarken,o fotoğraflardaki bazı tanıdık yüzleri görünce mutlu oluyor insan.Her evin,her insanın ne öyküleri vardır.Bunun ille de polisiye olay gibi ilgi çekici olması gerekmiyor.&lt;br /&gt;..........................&lt;br /&gt;Bak&lt;br /&gt;Çal şu kapıyı&lt;br /&gt;Ne öyküler anlatırlar sana&lt;br /&gt;Geçip giderken bu dünyadan&lt;br /&gt;Senden de kalsın hatıralar&lt;br /&gt;İçtenlikle,sevgiyle&lt;br /&gt;Anlatılan&lt;br /&gt;Anılar ki hepsi eski fotoğraflar tadında&lt;br /&gt;Dökülen birer yaprak&lt;br /&gt;Yaşamdan&lt;br /&gt;..........&lt;br /&gt;29 Kasım 2009&lt;br /&gt;Numan Kurt&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2374893240585951756-6684325464222398420?l=numankurt.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://numankurt.blogspot.com/feeds/6684325464222398420/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://numankurt.blogspot.com/2010/01/pekmez-tadinda.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2374893240585951756/posts/default/6684325464222398420'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2374893240585951756/posts/default/6684325464222398420'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://numankurt.blogspot.com/2010/01/pekmez-tadinda.html' title='PEKMEZ TADINDA'/><author><name>Numan Kurt</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02004156882769949389</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0o89TbA7EI/AAAAAAAAAAU/WnCLY9bXgPQ/S220/untitled.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0sOtt6V9CI/AAAAAAAAACY/c8JTp5pw5YM/s72-c/gtumb.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2374893240585951756.post-5400015550073962792</id><published>2010-01-10T10:24:00.000-08:00</published><updated>2010-01-16T05:35:46.535-08:00</updated><title type='text'>BİR YOL HİKAYESİ</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0sOLfhsdiI/AAAAAAAAACQ/23WNXGT5sak/s1600-h/4340_79185487901_749652901_1681746_1370394_s.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5425445766702069282" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 130px; CURSOR: hand; HEIGHT: 97px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0sOLfhsdiI/AAAAAAAAACQ/23WNXGT5sak/s320/4340_79185487901_749652901_1681746_1370394_s.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://numankurt.blogcu.com/bir-yol-hikayesi/6310325" rel="bookmark"&gt;BİR YOL HİKAYESİ&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;28/10/2009&lt;br /&gt;-Turgut,köye yolculuk ne zaman?&lt;br /&gt;-Ekim ortasında gideceğim,niye sordun?&lt;br /&gt;-Arabada başka kimse yoksa ben de geleyim,hem sana arkadaşlık ederim hem de memleket havası alırım.&lt;br /&gt;-Gitme vakti yaklaşınca sana haber veririm.&lt;br /&gt;Benzer konuşma birkaç defa tekrarlandı,daha önce de gidişlerimiz oldu.17 Ekim sabahı yola çıktık bu sonuncusunda.Hafta sonu,trafik rahat.İlk durağımız yol üstünde çuvallarla soğanın kayılı olduğu bir yer.Turgut,her yıl kendisinin ve ablasının kışlık soğanını buradan alırmış.Bu Kılıçlı köyünün soğanı da pek ünlüymüş.Soğan satıcısı çiftçi,zayıf,sakalı uzamış,elli iki yaşında olduğunu söyleyen; ama yetmişinde görünen,poyrazın sanki kavurduğu bir adam.Ben dönüşte almaya karar veriyorum.Adamla kısa sohbetten sonra yola devam ediyoruz.&lt;br /&gt;Kavurmuş yaylanın ayazı&lt;br /&gt;Ne diş kalmış ağızda&lt;br /&gt;Ne de vücutta bir dirhem et&lt;br /&gt;"Yok beyim yok"diyor&lt;br /&gt;"Şu kuru soğan da olmasa açız&lt;br /&gt;Haydi güle güle, siz sağ&lt;br /&gt;Ben selamet"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kırıkkale'ye girdik.Verdiğim bir sözü yerine getirmek istedim.1980'li yılların ortalarında Mucur Ortaokulu'nda çalışırken aynı sınıfta olan ikizlerden Mehmet'i görmek için.Yirmi kaç yıl sonra bu ikizlerle facebook aracılığı ile birbirimizi bulduk.Levent, Amasya Şeker Fabrikası laboratuvarında çalışıyormuş.Mehmet ise Kırıkkale'de diş hekimi.Yolumuzun üzeri olduğu için Mehmet'le görüştük.Babaları Talat Bey de o zamanlar Mucur Pancar Bölge Şefi'ydi.Dersine girmediğim; ama çok başarılı bir öğrenci olarak bildiğim ablasının eczanesinde kısa bir süre buluştuk Mehmet'le.Ankara Sakarya Caddesi'nde bira içme sözüyle ayrıldık.Bu da benim için geçip giden yaşamın ayrı bir tadı oldu.İkizleri üç yıl hiç ayıramamıştım birbirinden.Sınıfta soru sorunca "Mehmet" dersem, eğer soruyu Levent biliyorsa o kalkarmış veya tersi olurmuş.&lt;br /&gt;" Ne güzel&lt;br /&gt;Size değer verenleri görmek&lt;br /&gt;Yıllardan sonra&lt;br /&gt;Ama&lt;br /&gt;Öyle acımasız ki zaman&lt;br /&gt;"Hiç değişmemişsiniz hocam!" deseler de&lt;br /&gt;Değişen daha o kadar çok şey var ki&lt;br /&gt;Saçlardan başka "&lt;br /&gt;Bozkırda uzayıp giden,yılan gibi kıvrılan yollar.Yol boyunda tek tük söğütten,kavaktan başka ağaç hak getire.Çıplak tepeler,tepeler...Boş tarlalar.Kırşehir'e giriyoruz.Adının tersine şehir içi epeyce yeşil.Dışına bakarsan adı tam kendine uygun.Ameliyat geçiren teyze oğlumu,Ömer belemi kısa ziyaretten sonra yakındaki bir yerden peynirli,yumurtalı dört çörek yaptırıp yola düşüyoruz.Belem; parmak üzümü,domates,biber de verdi ya,köyde onları iyice sardırıp yiyeceğiz.&lt;br /&gt;İlicek'ten köy yoluna dönünce Turgut'un ilk sözü "Arkadaş,dışarda olunca burnumda tütüyor şu köy.Böyle gelip de görünce hevesim geçiyor." oldu.Niye geçiyor Turgut kardeşim? O kırk,elli sene önceki köy yok da ondan.Köy boşalmış,az sayıda insan kalmış.O insanlara elbetteki hiçbir sözümüz olamaz.Her zaman hoş beş edip hatır sorarlar; ama çiftçiliğin,hayvancılığın yok olduğu köyde köye özgü ne beklersin ki sen? Önce Turgut'un ayakta kalan baba evine gidiyoruz.Sağa sola bakıyor,"Anam daha Kayseri'ye gitmemiş." diyor.Yazın köyde kalan Saniye teyzeyi telefonla arıyor.Bu arada çöreklerle parmak üzümünü mideye indiriyoruz.Saniye teyze gelince de köy muhtarlığına,mezarlığa uğramak üzere yola çıkıyoruz.&lt;br /&gt;" Evler evler&lt;br /&gt;Kim bilir neler yaşandı&lt;br /&gt;Nelere şahit oldu bu evler&lt;br /&gt;Şimdi yıkık dökük hepsi&lt;br /&gt;Arada avluyla çevrili kalmış&lt;br /&gt;Tek tük evler&lt;br /&gt;Olsa bile konuyla komşuyla&lt;br /&gt;Bağları kopuk evler "&lt;br /&gt;Köy muhtarlığında kimse yok.Köyle ilgili yazılarımı yeğenim Selçuk, kitapçık haline getirmişti.İki tanesini muhtarlığa vermek istedim.Duvarın dibinde oturan birkaç köylümüzle merhabalaştık.Kitaptan bazı bölümler okuduk.Okuduklarımızı Ali Deveci(Kaye'nin Ali),Sadi Akyürek ve İsmail Köksaldı(Kıfır Hacı'nın İsmail) çok sevdiler.Durup durup "Köyde de kalmadın ya,nereden hatırlıyorsun tüm bunları?" dediler.Geri uğrayacağımızı söyleyerek aşağı mezarlığa gittik. Uzun zamandır yağmur yağmadığı için her taraf toz içinde.Hele mezarlığın içi.Fare deliklerinden adım atacak yer yok.Yan yana yatan babamla anama,diğer yakınlarımıza görevimizi yaptıktan sonra Turgut her mezarın tek tek fotoğrafını çekti.Soyadlarına göre köy sitesine bu fotoğrafları koymuş.Bu paylaşımcı arkadaşıma gönülden teşekkürler.Böyle paylaşımları her zaman yapıyor.&lt;br /&gt;" Bir zamanlar ne avlusu vardı bu mezarlığın&lt;br /&gt;Ne de mermerden yapılmış mezarlar&lt;br /&gt;Okudum taşları tek tek&lt;br /&gt;Çocukluğumuzda,gençliğimizde&lt;br /&gt;Hayata sarılıp yaşayanlar&lt;br /&gt;Şimdi mezar taşlarında yazılı&lt;br /&gt;Duygulandım&lt;br /&gt;Neler neler düşündürdü bana&lt;br /&gt;Onları böyle görmek"&lt;br /&gt;Köye dönerken Turgut'un bir yakınının ikram ettiği köy ayranını içtik.O gün ablasında kalacak olan arkadaşım Kızılağıl köyüne giderken beni de İlicek'te eski adıyla "Bekleme"de bıraktı.Kayseri'ye gidip yakınlarımı,yeğenlerimi görecektim.Gittim,ölümünün üzerinden bir yıl geçen ağabeyimin çocuklarını,diğer yakınlarımı görmek beni mutlu etti.Onun mezarında hüzünlensem de ne yapalım,hayat bu.Günler,aylar,yıllar geçip giderken bu hayatı az da olsa renklendirmek gerek.&lt;br /&gt;..........&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;28 Ekim 2009&lt;br /&gt;Numan Kurt&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2374893240585951756-5400015550073962792?l=numankurt.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://numankurt.blogspot.com/feeds/5400015550073962792/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://numankurt.blogspot.com/2010/01/bir-yol-hikayesi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2374893240585951756/posts/default/5400015550073962792'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2374893240585951756/posts/default/5400015550073962792'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://numankurt.blogspot.com/2010/01/bir-yol-hikayesi.html' title='BİR YOL HİKAYESİ'/><author><name>Numan Kurt</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02004156882769949389</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0o89TbA7EI/AAAAAAAAAAU/WnCLY9bXgPQ/S220/untitled.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0sOLfhsdiI/AAAAAAAAACQ/23WNXGT5sak/s72-c/4340_79185487901_749652901_1681746_1370394_s.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2374893240585951756.post-6042803570862309267</id><published>2010-01-10T10:21:00.000-08:00</published><updated>2010-06-21T20:49:52.721-07:00</updated><title type='text'>ÖNCE GERÇEKLER,SONRA HAYALLER ve ÖZLEMLER</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0to6PncYtI/AAAAAAAAAD4/XuuZmrg-SX0/s1600-h/2908_1139768809770_1093905590_411760_2655388_s.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5425545525931565778" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 130px; CURSOR: hand; HEIGHT: 93px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0to6PncYtI/AAAAAAAAAD4/XuuZmrg-SX0/s400/2908_1139768809770_1093905590_411760_2655388_s.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0tpcniZbMI/AAAAAAAAAEI/vDOi05ys97s/s1600-h/yagliboya_tablo_hs3780.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5425546116468403394" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 262px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0tpcniZbMI/AAAAAAAAAEI/vDOi05ys97s/s320/yagliboya_tablo_hs3780.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÖNCE GERÇEKLER,SONRA ÖZLEMLER ve HAYALLER&lt;br /&gt;11/10/2009&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üç yıl kadar önce ne bilgisayarım vardı ne de yazı yazmak gibi bir uğraşım.Köyümüz adına bir sitenin kurulduğunu öğrenince site kurucusu arkadaşım Turgut Temizyürek’in de isteğiyle “KÖYÜMÜ ANARIM” adlı ilk yazımı yazdım.Bu yazıyı ricam üzerine o zaman çalıştığım dershanedeki sevgili genç arkadaşlarım bilgisayara geçtiler,köy sitemize gönderdiler.O yazımda Necati Cumalı’nın “Selim’i Anarım” adındaki bir öyküsünden söz etmiştim.O öyküdeki Selim yoksul; ama yapıcı bir insandı.Davasına bakan avukatın yazıhanesini bile çiçek bahçesine çevirmişti.Dünyaya iyimser gözle bakan,yaşamı üretmek,çalışmak olarak algılayan bu adam benim hep kahramanım olmuştur.Çevremizde böyle insanlar çok olsaydı ülkemiz,çevremiz,doğamız çok daha değişik olurdu.Hele de benim o ağaçsız,çeşmesiz,bahçesiz köyümde böyle insanlar ne kadar da gerekliydi.&lt;br /&gt;Oturduğum sitenin bahçesi yemyeşil.Buraya ilk geldiğim yıl beni ziyarete gelen bir arkadaşımla buradaki çeşit çeşit ağaçlara bakarken arkadaşım bana, “Bunun adı ne,bunun adı ne?” diye soruyordu.Ben de “Ne bileyim,benim köyümde ağaç mı vardı,ben söğütle kavaktan başkasını bilir miyim sanki!” demiştim.Şimdi şimdi köydeki bazı evlerin bahçesinde az da olsa ağaç var.Bizim çocukluğumuzda,gençliğimizde hiç yoktu.Belki bir gün Selim gibi insanlar çoğalır da o bozkırdaki köyüm , şair Ziya Osman Saba’nın dediği gibi “Bir yer düşünüyorum yemyeşil/ Bilmem neresinde yurdun/ Bir ev günlük güneşlik/ Çiçekler içinde memnun” bir yer durumuna gelir.&lt;br /&gt;O öyküdeki Selim’i anmışken yıllarca arkadaşlık yaptığım, her gidişimde de ziyaret ettiğim Mucurlu emekli öğretmen Muzaffer Yıldırım’dan da söz etmeden geçemeyeceğim.Mucur-Yücesan tesislerinin tam karşısındaki yol Mucur’un Şatıroğlu Mahallesine gider.Yeşillikler içinde giderken köye girişteki ilk evden sonra arabanızı sağ tarafta durdurun.Derenin içine doğru yürüyün.Hani Orhan Veli demiş ya “Gemlik’e doğru denizi göreceksin/ Sakın şaşırma” diye.Siz de sakın şaşırmayın.Orada el emeği doğa cennetini göreceksiniz.Selam verip oturmaktan çekinmeyin.Hoş gönüllü Muzaffer Öğretmen’in çayı da hazırdır,başka içecekleri de.Sözüne sohbetine de doyum olmaz.Bunları yılların dostluğu ile iltifat olsun diye yazmıyorum.Gidin,kendiniz görün.İnsan eliyle doğada neler yapılırmış.&lt;br /&gt;Bunca girişten sonra ben de köyümle ilgili geçmişe dönük özlemlerimi,geleceğe dönük hayallerimi o çok sevdiğim şiir-öykü tarzı anlatımımla yazayım dedim.Sitemize okumuşlarımızın,okuyanlarımızın yazdıklarını çok bekledim;ama herhalde boşuna bekleyeceğim.Bir yazının ille de edebi eser olması gerekmez ki!Yaz kardeşim.Bir anını yaz,babanı,anneni,dedeni,ebeni,tanıdıklarını yaz.Belki bundan sonra yazılır umuduyla oturup yazıyorum.&lt;br /&gt;Bir Hayal,Bir Özlem&lt;br /&gt;Çıksam&lt;br /&gt;Şu Kırlangıç’ın tepesine&lt;br /&gt;Başka seyredecek tepe mi var&lt;br /&gt;Baksam bozkırdaki köyüme&lt;br /&gt;Söğütler,kavaklar,gürgenler arasında&lt;br /&gt;Yalnız kırmızı kiremitli evleri görsem&lt;br /&gt;Yeşillikler içinde&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özlerim&lt;br /&gt;Sabah güneşi yükselirken&lt;br /&gt;Anamın göçmen sobasında pişirdiği&lt;br /&gt;Peynirli,onun yüreği gibi sıcacık kömbeleri&lt;br /&gt;Üst gözünde sobanın fokur fokur&lt;br /&gt;Çay kaynarken&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yurdumun yemyeşil köylerinde olduğu gibi&lt;br /&gt;Köyüme yerleşmiş emekliler&lt;br /&gt;Köy odasının önünde&lt;br /&gt;Çay,kahve,ayran içiliyor&lt;br /&gt;Söğütlerin altında&lt;br /&gt;Siyasetten,ekonomiden dem vuruluyor&lt;br /&gt;Ara sıra da okey oynansın canım&lt;br /&gt;Mutluluk içinde&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Baharda,yazda&lt;br /&gt;Hele de kış aylarında&lt;br /&gt;Köy odalarında,Alişen Emmi’nin dükkânında&lt;br /&gt;O sekiz köşe kasketli köylülerimin&lt;br /&gt;Sohbetlerini&lt;br /&gt;Özlerim&lt;br /&gt;Kadınlarımızın,gelinlerimizin&lt;br /&gt;Kapı önü serpenekte&lt;br /&gt;Kirman eğirip çorap örüşlerini&lt;br /&gt;Özlerim&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her evde artık bilgisayar var&lt;br /&gt;Baba,sabah sabah gazeteleri okuyor&lt;br /&gt;Anne mi,o da merak etmiş&lt;br /&gt;Yemek pişirme konusunda&lt;br /&gt;Bilmediklerine bakıyor&lt;br /&gt;Köyde oturup kalmıyor emekliler&lt;br /&gt;Yurdunu tanımak için&lt;br /&gt;Turlara da katılıyor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oynamayı ben pek beceremezdim ama&lt;br /&gt;Ne de hoşuma giderdi&lt;br /&gt;Komşu köylerle yapılan&lt;br /&gt;O kale direksiz sahalardaki futbol maçları&lt;br /&gt;Köyün tek minibüsüyle ya da&lt;br /&gt;Traktör vagonetine oturup maça gitmeyi&lt;br /&gt;Özlerim&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yarın bilmem kimin doktor oğlu&lt;br /&gt;Köye gelecekmiş&lt;br /&gt;Emeklileri,çocukları&lt;br /&gt;Sağlık kontrolünden geçirecekmiş&lt;br /&gt;Haftaya da ziraat profesörü&lt;br /&gt;Meyvecilik,buğday yetiştirme konusunda&lt;br /&gt;Bilgi verecekmiş&lt;br /&gt;Köyün kalkınması için de herkes&lt;br /&gt;Elele vermiş&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tek gözlü,iki gözlü odalarda&lt;br /&gt;Üç beş köy çocuğu&lt;br /&gt;Okurduk kentte kasabada&lt;br /&gt;Köye gelince haziranda&lt;br /&gt;Başaklanan ekin tarlalarında&lt;br /&gt;Bekçi korkusuyla yolduğumuz ekinlerden&lt;br /&gt;Firik ütmeyi özlerim&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne geçmişin özlemine ne de geleceğin hayaline&lt;br /&gt;Saplanıp kalmadım&lt;br /&gt;“İnsan hayal ettiği müddetçe yaşar” diyor ya şair&lt;br /&gt;Kimi severek okur bunları&lt;br /&gt;Kimi de güler geçer&lt;br /&gt;Benimki de böyle bir uğraş işte&lt;br /&gt;Anlatmanın zevkini başka şeylerde&lt;br /&gt;Bulamadım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;............&lt;br /&gt;11 Ekim 2009&lt;br /&gt;Numan Kurt&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2374893240585951756-6042803570862309267?l=numankurt.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://numankurt.blogspot.com/feeds/6042803570862309267/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://numankurt.blogspot.com/2010/01/once-gerceklersonra-ozlemler-ve.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2374893240585951756/posts/default/6042803570862309267'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2374893240585951756/posts/default/6042803570862309267'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://numankurt.blogspot.com/2010/01/once-gerceklersonra-ozlemler-ve.html' title='ÖNCE GERÇEKLER,SONRA HAYALLER ve ÖZLEMLER'/><author><name>Numan Kurt</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02004156882769949389</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0o89TbA7EI/AAAAAAAAAAU/WnCLY9bXgPQ/S220/untitled.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0to6PncYtI/AAAAAAAAAD4/XuuZmrg-SX0/s72-c/2908_1139768809770_1093905590_411760_2655388_s.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2374893240585951756.post-833289759955735623</id><published>2010-01-10T10:16:00.000-08:00</published><updated>2010-01-17T01:09:04.203-08:00</updated><title type='text'>ANALAR AĞLAR</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0wyh_LIbEI/AAAAAAAAAFY/GZonNWPNET4/s1600-h/66582319nw6.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5425767210549800002" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 220px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0wyh_LIbEI/AAAAAAAAAFY/GZonNWPNET4/s320/66582319nw6.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://numankurt.blogcu.com/analar-aglar-serife-ye/5980218" rel="bookmark"&gt;ANALAR AĞLAR (Şerife'ye)&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Analar ağlar&lt;br /&gt;Ağlar analar, gelinlikle örtülmüş&lt;br /&gt;Tabutun başında&lt;br /&gt;"Ah güzel kızım,yakıştı mı ölüm sana&lt;br /&gt;Hani ben vardım sırada"&lt;br /&gt;İşte o zaman kim olursan ol&lt;br /&gt;Tutamazsın kendini&lt;br /&gt;Akar gözyaşın sel gibi&lt;br /&gt;Bak,cana yakın,güleryüzlü Şerife&lt;br /&gt;Tüm arkadaşların gelmişler&lt;br /&gt;Ağlıyorlar&lt;br /&gt;"İnanamıyoruz,bu nasıl iştir"&lt;br /&gt;Diye diye&lt;br /&gt;Ölüm bu&lt;br /&gt;Kaçınılmaz&lt;br /&gt;Gençmiş,yaşlıymış anlamaz&lt;br /&gt;Bakarsın&lt;br /&gt;Daha birkaç gün önce&lt;br /&gt;Halaybaşındaki esmer,güzel kızımız&lt;br /&gt;Şimdi son yolculuğunda&lt;br /&gt;O soğuk tabutun içinde&lt;br /&gt;Bir tesellisi varsa&lt;br /&gt;Sevenlerinin&lt;br /&gt;Onların hep aklındasın&lt;br /&gt;Mezar denen o gizemli yerde&lt;br /&gt;Sevgili babanın yanındasın&lt;br /&gt;.........&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Numan Kurt / 24 Ağustos 2009&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2374893240585951756-833289759955735623?l=numankurt.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://numankurt.blogspot.com/feeds/833289759955735623/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://numankurt.blogspot.com/2010/01/analar-aglar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2374893240585951756/posts/default/833289759955735623'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2374893240585951756/posts/default/833289759955735623'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://numankurt.blogspot.com/2010/01/analar-aglar.html' title='ANALAR AĞLAR'/><author><name>Numan Kurt</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02004156882769949389</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0o89TbA7EI/AAAAAAAAAAU/WnCLY9bXgPQ/S220/untitled.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0wyh_LIbEI/AAAAAAAAAFY/GZonNWPNET4/s72-c/66582319nw6.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2374893240585951756.post-8723938512782529604</id><published>2010-01-10T10:09:00.000-08:00</published><updated>2010-01-16T01:54:42.758-08:00</updated><title type='text'>KÖYÜMDEN İSİMLER DESTANI (10)</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0sPJa7NRhI/AAAAAAAAACg/zY_PLE1k_8Q/s1600-h/4483_85080872901_749652901_1753186_3676994_s.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5425446830618789394" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 130px; CURSOR: hand; HEIGHT: 101px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0sPJa7NRhI/AAAAAAAAACg/zY_PLE1k_8Q/s320/4483_85080872901_749652901_1753186_3676994_s.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://numankurt.blogcu.com/koyumden-isimler-destani-1o/5923126" rel="bookmark"&gt;KÖYÜMDEN İSİMLER DESTANI (1O)&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;10/8/2009 &lt;br /&gt;Elimden geldiğince,dilim döndüğünce anlattım, anlattım.Bu aynı başlık altında onuncu ve de sonuncu yazım olacak. Köyümün bazı insanlarını bildiğim özellikleriyle,bazılarını yalnız ismiyle anarak yazdım.Ben o köyden altmışlı yılların başında ayrıldım.Tatillerde elbette köyüme kısa süreli de olsa gitmişliğim olmuştur.Herkesi, her yönüyle tanımam mümkün değil.Tanısam bile köy insanımızı değişik yönleriyle anlatmak çok uzun yazılar yazmamı gerektirirdi. Hani çok söylenir ya yazının,konuşmanın sonunda, "Sürç-ü lisan ettikse affola!" diye.Ben de öyle diyorum.Şimdi altmışlı yaşlarda olan okumuşlarımızı anlatmaya çalışarak bu dizi yazımı bitiriyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bin dokuz yüz ellili yılların ortalarında&lt;br /&gt;Üç çocuk gider köyümden&lt;br /&gt;Pazarören Öğretmen Okuluna&lt;br /&gt;Okumaya&lt;br /&gt;Mahmut Bozdağ,Mustafa Taş ve Asım Kurt&lt;br /&gt;İlkinden söz ettim daha önce&lt;br /&gt;Diğer ikisine gelince&lt;br /&gt;Mustafa Taş yıllardır İsveç'te&lt;br /&gt;Asım Kurt ise&lt;br /&gt;Hem ağabeyim hem öğretmenim&lt;br /&gt;Yeri çok büyük&lt;br /&gt;Hayatımda benim&lt;br /&gt;Köyümün pek çok okuyanını da okuttu&lt;br /&gt;Şimdi emekli, Antalya'da&lt;br /&gt;Ellerinden öperim&lt;br /&gt;Öpemeyeceğim ellerinden diğer ağabeyimin&lt;br /&gt;Oysa ne kadar isterdim&lt;br /&gt;Acısı hep yüreğimizde, ağabeyim Yusuf'un&lt;br /&gt;O da öğretmenlik yaptı köyümüzde&lt;br /&gt;Nur içinde yatsın, diyorum&lt;br /&gt;Tanrı'dan rahmet diliyorum&lt;br /&gt;Yalnız o değil genç sayılabilecek yaşta&lt;br /&gt;Yaşama veda eden&lt;br /&gt;Benim için ağabeyden farksızlardı&lt;br /&gt;Uysal,kalender insan Nasuh Çelik&lt;br /&gt;Ve Cafer Dayıoğlu&lt;br /&gt;Kayseri'den&lt;br /&gt;Öğretmenlerden başlamışken devam edelim&lt;br /&gt;Gençliğinde iyi sporcu&lt;br /&gt;Derviş Temizyürek&lt;br /&gt;Onu da hem kaptan hem öğretmen&lt;br /&gt;Şimdi de muhtar olarak&lt;br /&gt;Anmak gerek&lt;br /&gt;Hüseyin Karakaya,Ali Ünlütürk,Süleyman Temizyürek&lt;br /&gt;Hepsi aynı devreden&lt;br /&gt;Okumuşlar içinde ilk subaydı&lt;br /&gt;Bende çok hakkı olan&lt;br /&gt;Ağabeyim kadar yakın bildiğim Hidayet Köksaldı&lt;br /&gt;Uzun zamandır uzak düştük&lt;br /&gt;Birbirimizden&lt;br /&gt;Mustafa Taş,bacanağım,bir başka asker&lt;br /&gt;Sözü,sohbeti çok sever&lt;br /&gt;O zamanda&lt;br /&gt;Tahsili fazla olmasa bile&lt;br /&gt;İyi polisti Cafer ağabey&lt;br /&gt;O zamanlar bir ziraat mühendisi Celal Öztürk&lt;br /&gt;Birkaç ay önce Ankara'da görüştük&lt;br /&gt;Köyde geçmedi çocukluğu,gençliği&lt;br /&gt;Zevkle okudum kitabını&lt;br /&gt;Bir yazar,bir aydın&lt;br /&gt;Köyü bizden daha iyi bilen&lt;br /&gt;Selim Deveci&lt;br /&gt;Tarihi hiç sevmezdi Duran belem&lt;br /&gt;İki yılımız birlikte geçti&lt;br /&gt;Okulu bitirirken o ağır matematik derslerini verdi&lt;br /&gt;Tarih mi&lt;br /&gt;Ondan geçmek için&lt;br /&gt;Eylülde geldi&lt;br /&gt;İki amca oğlu İzzet ve Mithat öğretmen&lt;br /&gt;Ve Ahmet Akyürek&lt;br /&gt;Tek saz çalanıydı köyümün&lt;br /&gt;Hala oğlu Ahmet Ünlütürk&lt;br /&gt;Diğer mesleklerden polis emeklisi Teyze oğlu Muzaffer&lt;br /&gt;Tapucu Mustafa,kooperatifçi Mithat,ziraatçi Süleyman&lt;br /&gt;Yazacak olursak daha gençleri&lt;br /&gt;Bu liste sürer gider&lt;br /&gt;Daha sonraları okudu&lt;br /&gt;Köyümün gençleri&lt;br /&gt;Çoğaldı avukatı,savcısı,hakimi&lt;br /&gt;Bozkır da olsa, kıraç da olsa&lt;br /&gt;Ata yurdunu unutamıyor insan&lt;br /&gt;Unuttuklarımız affetsin bizi&lt;br /&gt;Bitirelim artık uzayıp giden&lt;br /&gt;Dizimizi&lt;br /&gt;............................&lt;br /&gt; 10 Ağustos 2009&lt;br /&gt; Numan Kurt&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Not: Bu yazı dizisi (Bazılarına tuhaf gelebilir.) daha önce de belirttiğim gibi bir anmadır.Ben şu anda otuz altı yıl çalıştıktan sonra emekliyim,zevkli bir uğraş olarak kendimce yazılar yazıyorum. Bu yazılar değişik düşünce ve duygularımdan, okul anılarımdan, köyümün kültürü, gelenekleri, insanları gibi konulardan oluşuyor. Okuyan herkesten olumlu-olumsuz eleştirilerini, yorumlarını beklerim. Selam ve saygılar.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://numankurt.blogcu.com/koyumden-isimler-destani-1o/5923126"&gt;Yorum&lt;/a&gt; (2) &lt;a href="http://www.blogcu.com/yorum-yaz/5923126"&gt;Yorum yaz!&lt;/a&gt; &lt;a onclick="postToFriend(5923126);" href="javascript:;"&gt;Arkadaşına Gönder!&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;2 yorum yazılmıştır&lt;a name="yoruma-yanit"&gt;&lt;/a&gt;Yazan: Tarih: 2009-08-19 16:54:41 Konu: Yoruma yanıt&lt;br /&gt;"Köyümden İsimler Destanı" adıyla yazdığım bu dizi yazı için gönderdiğiniz yoruma teşekkür ediyorum.Yeni yazılarınızı ben de görmek isterim.Selamlar. Numan Kurt&lt;br /&gt;&lt;a href="http://numankurt.blogcu.com/koyumden-isimler-destani-1o/5923126#yoruma-yanit"&gt;Bağlantı »&lt;/a&gt; &lt;a href="http://numankurt.blogcu.com/koyumden-isimler-destani-1o/5923126#"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://numankurt.blogcu.com/koyumden-isimler-destani-1o/5923126#"&gt;&lt;a href="http://www.blogcu.com/yonetim/yorum-sil/8389893"&gt;Sil&lt;/a&gt;&lt;/a&gt;&lt;a name="koyumden-isimler-destani"&gt;&lt;/a&gt;Yazan: Tarih: 2009-08-11 20:56:32 Konu: KÖYÜMDEN İSİMLER DESTANI&lt;br /&gt;On bölümden oluşan bu "İsimler Destanı" nı keyifle ve gıpte ile okudum.Ben de SADIK Köyünde yaşamış ve bu destanda anlatılanlardan biri olmayı çok isterdim.Sade bir dil,akıcı ve anlaşılır ifadelerle yazılmlş olan bu dizi bize,destan yazmanın destan yaratmaktan daha zor olduğunu göstermektedir.Sadık Köyü İnsanlarının da böyle değerli bir kalem ve fikir erbabının KÖYDAŞ' ları olmasından kıvanç duyduklarını sanıyorum.Yazılarınızı keyifle ve heyecan la okuyorum.Takip edeceğimi bilmelisiniz.Saygılarımla.. Muzaffer YILDIRIM&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2374893240585951756-8723938512782529604?l=numankurt.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://numankurt.blogspot.com/feeds/8723938512782529604/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://numankurt.blogspot.com/2010/01/koyumden-isimler-destani-10.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2374893240585951756/posts/default/8723938512782529604'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2374893240585951756/posts/default/8723938512782529604'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://numankurt.blogspot.com/2010/01/koyumden-isimler-destani-10.html' title='KÖYÜMDEN İSİMLER DESTANI (10)'/><author><name>Numan Kurt</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02004156882769949389</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0o89TbA7EI/AAAAAAAAAAU/WnCLY9bXgPQ/S220/untitled.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0sPJa7NRhI/AAAAAAAAACg/zY_PLE1k_8Q/s72-c/4483_85080872901_749652901_1753186_3676994_s.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2374893240585951756.post-6669225308377366408</id><published>2010-01-10T10:03:00.000-08:00</published><updated>2010-01-11T22:12:57.036-08:00</updated><title type='text'>KÖYÜMDEN İSİMLER DESTANI (9)</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0wS4rQ2KVI/AAAAAAAAAEQ/2vxPpirAc2s/s1600-h/1.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0wS4rQ2KVI/AAAAAAAAAEQ/2vxPpirAc2s/s320/1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5425732415969962322" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://numankurt.blogcu.com/koyumden-isimler-destani-9/5912248" rel="bookmark"&gt;KÖYÜMDEN İSİMLER DESTANI (9)&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;   Köy sitesine giren az sayıda kişi tarafından okunsa da bu değişik yazılarımız (destanımız) ilgi çekti.Sanıyorum iki yazı daha sürecek. Bittiğinde  bir dosya oluşturup köy muhtarlığına bırakmak istiyorum.Burada adı geçenlerin yaşayanlarına, rahmetli olanların çocuklarına,torunlarına "buruk bir gülümseyiş" ,"çok değişik bir anma biçimi" bırakabilirsem ne mutlu bana.Bu dosyada köyümüz ve insanları ile ilgili diğer yazılarım da olacak.&lt;br /&gt;........................  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buğdaydan,pancardan kazanan &lt;br /&gt; Çoğu da rahat yaşayan&lt;br /&gt;   Köyüm insanı içinde  &lt;br /&gt;Girişimci bir adam&lt;br /&gt;  Rıfat Taş &lt;br /&gt; Keşke genç sayılacak yaşta&lt;br /&gt;   Gitmeseydi&lt;br /&gt;  Bugün başkalarının olan eserlerini&lt;br /&gt;  Sürdürseydi&lt;br /&gt;  En çok koyunları,bir de köpekleri severdi&lt;br /&gt;  Ali Şükrü ağabey &lt;br /&gt; Yün bile getirmişti ta Danimarka'dan &lt;br /&gt; Hiç üşenip yorulmadan &lt;br /&gt; Mahir Kurt,bizim o zamanki söyleyişimizle&lt;br /&gt;  Alişık&lt;br /&gt;  Her varışımda köye&lt;br /&gt;  Uğrarım evine&lt;br /&gt;  Hep kendisiyle barışık&lt;br /&gt;  Ne kadar şişmansa    Göbekli namıyla anılan Bayram ağabey&lt;br /&gt;   Tam tersine&lt;br /&gt;   Anasına çok benzeyen&lt;br /&gt;   Zayıf mı zayıf Adil (Bele) Eliküçük&lt;br /&gt;  Bir Rıza Dayıoğlu vardı&lt;br /&gt;   Orta mahalleden &lt;br /&gt; Anlar mıydı gerçekten bilmem ama&lt;br /&gt;   Hocalık da yapardı&lt;br /&gt;   Hızlı hızlı konuşan aceleci bir adam&lt;br /&gt;   Abdullah Duman&lt;br /&gt;  Lakabını da yazayım:Apıh&lt;br /&gt;  İncitici bir lakap değil&lt;br /&gt;   Çocukları kızmasın aman&lt;br /&gt;   Ömerlerde unutmuşum&lt;br /&gt;  Güdük Ömer amcayı&lt;br /&gt;  Köşkeroğlu'nun İbrahim&lt;br /&gt;   Ve de gözlerinden almış lakabını&lt;br /&gt;   Çakır İbrahim &lt;br /&gt; Üç kardeş: Şuayip,Ali,Tahir Akyürek&lt;br /&gt;   Elbette pişmandır bunlardan ilki&lt;br /&gt;  Yıllarının mahpusta geçmesinden &lt;br /&gt; İkincisini otobüs kaptanlığından tanımak&lt;br /&gt;  Sonuncusunu da&lt;br /&gt;  Gülmek için  &lt;br /&gt; Konuşturmak gerek&lt;br /&gt;  Bozdağlardan bir kişi daha&lt;br /&gt;   "Şıh" derlerdi&lt;br /&gt;   Bilmezdim gerçek adı neydi&lt;br /&gt;   Onun da küçüğü Hacı Mahmut&lt;br /&gt;  Saçma sapan bir kavgada&lt;br /&gt;   Can vermişti bir kurşuna&lt;br /&gt;  Bir okul dönüşünde görmüştüm &lt;br /&gt; Uzanıp yatmıştı evinin önüne&lt;br /&gt;  Karlar içinde&lt;br /&gt;   İyi ki unutuldu bu kavga&lt;br /&gt;  Geçenlerde,aynı masada&lt;br /&gt;   Sohbet ettik&lt;br /&gt;  O zamanlar kavgalı sülalelerden&lt;br /&gt;  İki kişiyle&lt;br /&gt;  Daha önce bir yazıda&lt;br /&gt;   Yalnız onu anlattığım için&lt;br /&gt;   Unuttum burada&lt;br /&gt;  Köyümün bekçisi,çaycısı&lt;br /&gt;  Ramazan tenekecisi   Cuma Coşkun'u (Cümemmi)&lt;br /&gt;   Nasıl anmam&lt;br /&gt;  Böyle bir yazıda &lt;br /&gt; Baki Kaya   Mahir Karakaya &lt;br /&gt; Kırklı yaşlarda H.Ali Köksal&lt;br /&gt;  Veda etti dünyaya &lt;br /&gt; Rafet Dayıoğlu ,  İsmail Altunbilek,   Hacı Köse,Muzaffer Çelik&lt;br /&gt;   Saymakla içinden çıkılmaz &lt;br /&gt; Hepsi o zamanın genci &lt;br /&gt; Lakap takma uzmanı olmuştu &lt;br /&gt; Belelerden Asım Deveci &lt;br /&gt; Taşlardan üçünü de analım burada&lt;br /&gt;   Hacı Hasan Taş İzmir'de&lt;br /&gt;  Necati Taş Almanya,Duran Taş Hollanda'da&lt;br /&gt;  Yılda,iki yılda bir geliyorlar yurda &lt;br /&gt; Onuncu ve sonuncu yazıya bırakarak&lt;br /&gt;   Köyün okumuşlarını &lt;br /&gt; Ağabeylerim ve diğerlerini&lt;br /&gt;  Bu yazıyı da bitirelim&lt;br /&gt;  Okuyan herkese &lt;br /&gt; Teşekkür edelim &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;.............................................(Devam edecek.) &lt;br /&gt;                                                                                                                          8 Ağustos 2009&lt;br /&gt;                                                                                                                            Numan Kurt&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2374893240585951756-6669225308377366408?l=numankurt.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://numankurt.blogspot.com/feeds/6669225308377366408/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://numankurt.blogspot.com/2010/01/koyumden-isimler-destani-9.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2374893240585951756/posts/default/6669225308377366408'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2374893240585951756/posts/default/6669225308377366408'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://numankurt.blogspot.com/2010/01/koyumden-isimler-destani-9.html' title='KÖYÜMDEN İSİMLER DESTANI (9)'/><author><name>Numan Kurt</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02004156882769949389</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0o89TbA7EI/AAAAAAAAAAU/WnCLY9bXgPQ/S220/untitled.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0wS4rQ2KVI/AAAAAAAAAEQ/2vxPpirAc2s/s72-c/1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2374893240585951756.post-9138803255472603892</id><published>2010-01-10T09:59:00.000-08:00</published><updated>2010-12-09T01:22:24.728-08:00</updated><title type='text'>KÖYÜMDEN İSİMLER DESTANI (8)</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0wTNroUTMI/AAAAAAAAAEY/7jnlnddJutk/s1600-h/140_images_iri_m_3476.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5425732776845659330" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 140px; CURSOR: hand; HEIGHT: 114px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0wTNroUTMI/AAAAAAAAAEY/7jnlnddJutk/s320/140_images_iri_m_3476.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://numankurt.blogcu.com/koyumden-isimler-destani-8/5875881" rel="bookmark"&gt;KÖYÜMDEN İSİMLER DESTANI (8)&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sağ olsun&lt;br /&gt;Her yazıma yorumu var teyze oğlunun&lt;br /&gt;Bana hatırlatıyor Amcası Ahraz'ı&lt;br /&gt;" Kaç kişi bilir?" diyor&lt;br /&gt;Adı Hasan olan bu sessiz adamı&lt;br /&gt;Nafiz beleme "teşekkürler" diyorum&lt;br /&gt;Keyif alarak yazdığım yazıma&lt;br /&gt;Aşırlarla devam ediyorum&lt;br /&gt;Önce Koca Mehmet dedenin Aşır&lt;br /&gt;Ham karpuzu yerken&lt;br /&gt;Ya da içerken sıcak çayı&lt;br /&gt;Aklıma gelir&lt;br /&gt;Hani demiş ya&lt;br /&gt;Karpuz ham çıkınca yanındaki çocuklara&lt;br /&gt;"Ula uşaklar,yiyin işte yaş yaş!"&lt;br /&gt;İşte bu Aşır emmim&lt;br /&gt;Yanında oturanın sırtına&lt;br /&gt;Aniden vururdu&lt;br /&gt;Kafasını da yastığa koyar koymaz&lt;br /&gt;Uyurdu&lt;br /&gt;Bir diğeri hısımımız&lt;br /&gt;Kulaklının Aşır amca&lt;br /&gt;Neşesi yerinde olurdu tütünü yanında olunca&lt;br /&gt;Genç olanı ise Çöllo'nun Aşır&lt;br /&gt;Genç gidenler kervanına o da katıldı&lt;br /&gt;Bir uçak yolculuğunda uzun uzun&lt;br /&gt;Sohbet etmiştik&lt;br /&gt;Almanya'nın Ulm kentinde hala oğullarını&lt;br /&gt;Ziyarete gitmiştik&lt;br /&gt;Kara Mustafa'nın İsmail'den söz ettim de&lt;br /&gt;Unuttum Kıfır Hacı'nın İsmail'i&lt;br /&gt;Bir İsmail daha var ki&lt;br /&gt;Onun da ayrıdır yeri&lt;br /&gt;İsmail dayı,Altunbileklerin babası&lt;br /&gt;Mustafa ile bir araya geldikçe&lt;br /&gt;Anlatırız bu ufak tefek adamı&lt;br /&gt;Derim ki "Tek erkek çocukmuş&lt;br /&gt;Babası ölünce biri de ebem olan&lt;br /&gt;Halaları büyütmüş babanı"&lt;br /&gt;O mahalleye gelmişken anlatmamak olur mu&lt;br /&gt;Sözü sohbeti hoş Behçet amcamı&lt;br /&gt;Her ne sebepledir bilemem&lt;br /&gt;Babamla uzun süre küs kaldılar&lt;br /&gt;Ama Kayseri'de&lt;br /&gt;Rahmetli babamın son üç yılında&lt;br /&gt;Hiç ayrılmadılar&lt;br /&gt;Gözyaşı döktü sevgili ağabeyim öldüğünde&lt;br /&gt;Liste çıkarmıştı "Benden önce şu kadar adam var."&lt;br /&gt;Diye&lt;br /&gt;Çok beklemedi gitti&lt;br /&gt;O listeden kendisini de sildi&lt;br /&gt;Durmuş dedeyi de&lt;br /&gt;İnce,uzun bir adam olarak hatırlarım&lt;br /&gt;Oğlu Duran ağabeyi hiç görmem&lt;br /&gt;Bir zamanlar&lt;br /&gt;Babamın yanında çalışırdı diye&lt;br /&gt;Anarım&lt;br /&gt;Yazmamak olur mu&lt;br /&gt;Adaşım Numan dayıyı&lt;br /&gt;Kimseye yaşatmasın Allah&lt;br /&gt;Onun yaşadığı acıyı&lt;br /&gt;Bizim gençliğimizde&lt;br /&gt;Kahvehaneleri vardı Haydar ve Sadi ağabeylerin&lt;br /&gt;Sobanın üstünde yamuk çaydanlık&lt;br /&gt;Sabahları bir kere&lt;br /&gt;Kaynardı&lt;br /&gt;Bizden biraz büyükler&lt;br /&gt;Jokersiz çift kağıtla&lt;br /&gt;Konken oynardı&lt;br /&gt;Başka kimler vardı&lt;br /&gt;İbiş emminin Musa&lt;br /&gt;Kürt emminin Osman&lt;br /&gt;Çocuk yaşlarda&lt;br /&gt;Terk etmişler köyü&lt;br /&gt;Onlarla aynı ismi taşıyan&lt;br /&gt;Bakkal Alişen emminin Musa&lt;br /&gt;Ve onun hala oğlu Deveci Osman&lt;br /&gt;Adından gayrısını hatırlamadığım&lt;br /&gt;Alişen'in İsmail&lt;br /&gt;Köye gittikçe&lt;br /&gt;Ayda yılda bir gördüğüm&lt;br /&gt;Oğlu Cihan&lt;br /&gt;En iyisi&lt;br /&gt;Çok zorlamadan kendimizi&lt;br /&gt;Başka yazıya bırakalım&lt;br /&gt;Köyümüzden isimler dizimizi .&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;..............................................(Devam edecek.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;30 Temmuz 2009&lt;br /&gt;Numan Kurt&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2374893240585951756-9138803255472603892?l=numankurt.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://numankurt.blogspot.com/feeds/9138803255472603892/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://numankurt.blogspot.com/2010/01/koyumden-isimler-destani-8.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2374893240585951756/posts/default/9138803255472603892'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2374893240585951756/posts/default/9138803255472603892'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://numankurt.blogspot.com/2010/01/koyumden-isimler-destani-8.html' title='KÖYÜMDEN İSİMLER DESTANI (8)'/><author><name>Numan Kurt</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02004156882769949389</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0o89TbA7EI/AAAAAAAAAAU/WnCLY9bXgPQ/S220/untitled.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0wTNroUTMI/AAAAAAAAAEY/7jnlnddJutk/s72-c/140_images_iri_m_3476.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2374893240585951756.post-2383181879599203157</id><published>2010-01-10T09:54:00.000-08:00</published><updated>2010-01-11T22:15:16.725-08:00</updated><title type='text'>KÖYÜMDEN İSİMLER DESTANI (7)</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0wTbnv_6YI/AAAAAAAAAEg/daVqAGHkIMQ/s1600-h/0001.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 238px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0wTbnv_6YI/AAAAAAAAAEg/daVqAGHkIMQ/s320/0001.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5425733016322304386" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://numankurt.blogcu.com/koyumden-isimler-destani-7/5872206" rel="bookmark"&gt;KÖYÜMDEN İSİMLER DESTANI (7)&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Benimki kendi kendime&lt;br /&gt;   Bir bakıma geçmişi anma&lt;br /&gt;   "Nostalji" diyorlar&lt;br /&gt;   Geçmişten bahsederken &lt;br /&gt;  Niye kullanırız böyle sözcükleri bilmem ki&lt;br /&gt;   Tertemiz Türkçesi varken &lt;br /&gt;  Bu kez aşağı mahalleden başlayalım isimleri anmaya &lt;br /&gt;   İlk önce yolumuz uğrasın  &lt;br /&gt; Kürdali'nin Musa'ya &lt;br /&gt;  Kayseri'de hep ziyaret ederdi babamı,anamı&lt;br /&gt;   Minnetle anıyorum &lt;br /&gt;  Bu esmer,kalın sesli adamı&lt;br /&gt;   Hemen yanında &lt;br /&gt;  Karadayı namıyla Osman dedem&lt;br /&gt;    Çok korkarmış yılandan  "Yılan!" diye bağırınca&lt;br /&gt;   Dörtnala kaldırırmış atını&lt;br /&gt;   Tarlaya giderken &lt;br /&gt;  Şimdi köyün yaşlılarından    Saadettin amca&lt;br /&gt;    Onun küçükleri Cemalettin ve Mahmut Bozdağ&lt;br /&gt;    Birincisi ufak tefek,gözleri değişik&lt;br /&gt;   Sinirli mi sinirli bir adam&lt;br /&gt;   İkincisi köyümün ilk okuyup öğretmen olanı&lt;br /&gt;   Yıllarca sürdü &lt;br /&gt;  Köyden başka bir sülaleyle&lt;br /&gt;   Şimdi çocuklarına, başkalarına saçma gelen&lt;br /&gt;    Kavgaları  &lt;br /&gt; İki kişi kalmış sözünü etmediğim  &lt;br /&gt; Gözellerden &lt;br /&gt;  Hemen kapı komşumuz Aslan Çavuş&lt;br /&gt;    Harmandan gelirdi sallı arabasıyla &lt;br /&gt;  Geriye kaykılmış şapkasıyla&lt;br /&gt;   Sonra hayal meyal hatırladığım &lt;br /&gt;  Hacı Yakup &lt;br /&gt;  Oğlunun adı da Yakup'muş&lt;br /&gt;   Köye bir gidişimde çevirdi beni&lt;br /&gt;   Amca oğlu Mahir'in duvar dibinde&lt;br /&gt;  "Ben" dedi "seni bir yerden tanıyorum ama..."&lt;br /&gt;  "Bak!" dedim "şu karşıdaki ev bizimdi,ben Hasan Çavuş'un oğluyum."&lt;br /&gt;  "Allah Allah!" dedi "Hep unuttuk birbirimizi."&lt;br /&gt;    Kafası beyaz bezle sarılmış bir adam &lt;br /&gt;  Hatun teyzemin genç yaşta ölen kocası&lt;br /&gt;    Kapı komşumuz  &lt;br /&gt; Babamın da çok sevdiği &lt;br /&gt;  Osman Osman'ın İlhan&lt;br /&gt;    İlhan amcamın kardeşi Abdullah Tekin &lt;br /&gt;  Minibüsüne biner,pazara giderdik&lt;br /&gt;   Huyuyla suyuyla &lt;br /&gt;  Bu esmer mi esmer adamı da&lt;br /&gt;    Severdik &lt;br /&gt;  Anlatmakla biter mi   &lt;br /&gt;Deveci sülalesi  &lt;br /&gt; Şimdi anacaklarım babamın da belesi &lt;br /&gt;  Hep malın,davarın peşinde    Abdullah Deveci&lt;br /&gt;    Eli midesinden hiç inmez Derviş Deveci'nin&lt;br /&gt;   Çok kızardı köyün gençlerine&lt;br /&gt;   Evimin yakınında top oynuyorsunuz diye köpürürdü&lt;br /&gt;    Çakı bıçağını çeker yürürdü&lt;br /&gt;   Lakabını anmayayım &lt;br /&gt;  Tutumluluğu ile tanınırdı Recep dayım&lt;br /&gt;   Onun kardeşi  &lt;br /&gt; Hep muhtar hep muhtar Alişen Deveci &lt;br /&gt;  Boynundaki iki şişlikle hatırlarım  &lt;br /&gt; Oradan geçer&lt;br /&gt;   Dükkanını uzun uzun anlattığım&lt;br /&gt;   Bakkal Alişen emmiye&lt;br /&gt;    Bakarım&lt;br /&gt;    Götürürdük buğday çecinden çaldığımız&lt;br /&gt;    Bir tas buğdayı Alişen emmiye &lt;br /&gt;  Verirdi birkaç kenarı yanık&lt;br /&gt;   Kurabiye&lt;br /&gt;   Eee...geldik şimdi önemli bir kişiye &lt;br /&gt;  Tabi bana göre&lt;br /&gt;   Dedem dedem benim dedem&lt;br /&gt;   Bazen köyün hepsine küsen dedem&lt;br /&gt;   "Ben; vita, sana yağı yemem!" deyip de&lt;br /&gt;   Hepsini de yiyen dedem&lt;br /&gt;   Dayımın her yeni işine karşı çıkardı&lt;br /&gt;   Sonunda kondu mu cüzdanına&lt;br /&gt;   Üç beş kuruş para &lt;br /&gt;  Kaçak tütünü sarar,keyfine bakardı&lt;br /&gt;    Bekir ağa&lt;br /&gt;    Dedemi anlatmak sayfalar sürer&lt;br /&gt;   Yazımız devam edecek&lt;br /&gt;   Şimdilik bu kadar yeter  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; ..........................................(Devam edecek.)                                                                                                                                                                                                          &lt;br /&gt;30 Temmuz 2009&lt;br /&gt; Numan Kurt&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2374893240585951756-2383181879599203157?l=numankurt.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://numankurt.blogspot.com/feeds/2383181879599203157/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://numankurt.blogspot.com/2010/01/koyumden-isimler-destani-7.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2374893240585951756/posts/default/2383181879599203157'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2374893240585951756/posts/default/2383181879599203157'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://numankurt.blogspot.com/2010/01/koyumden-isimler-destani-7.html' title='KÖYÜMDEN İSİMLER DESTANI (7)'/><author><name>Numan Kurt</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02004156882769949389</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0o89TbA7EI/AAAAAAAAAAU/WnCLY9bXgPQ/S220/untitled.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0wTbnv_6YI/AAAAAAAAAEg/daVqAGHkIMQ/s72-c/0001.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2374893240585951756.post-8268986808623752383</id><published>2010-01-10T09:47:00.000-08:00</published><updated>2010-01-11T22:16:36.182-08:00</updated><title type='text'>KÖYÜMDEN İSİMLER DESTANI (6)</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0wTvm3WmrI/AAAAAAAAAEo/t5d6ByliU5k/s1600-h/0006.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 209px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0wTvm3WmrI/AAAAAAAAAEo/t5d6ByliU5k/s320/0006.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5425733359682099890" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://numankurt.blogcu.com/koyumden-isimler-destani-6/5857807" rel="bookmark"&gt;KÖYÜMDEN İSİMLER DESTANI (6)&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;   UNUTULANLAR ve DİĞERLERİ&lt;br /&gt;     Yazdıklarımı tek tek&lt;br /&gt;  Elden geçirerek &lt;br /&gt; Unuttuklarımı not düşmüş   Turgut&lt;br /&gt;  Soyadı gibi gerçekten Temizyürek&lt;br /&gt;  Ben de her yeni yazımın başında&lt;br /&gt;  Onlardan söz ediyorum&lt;br /&gt;  Benim bu ilginç girişimimde&lt;br /&gt;   Kimse unutulmasın diyorum&lt;br /&gt;  ........  &lt;br /&gt;O yoksul, ince, uzun adama&lt;br /&gt;  Hep Öksüzoğlan derlerdi ya&lt;br /&gt;  Ben de bilememişim adının   Mustafa olduğunu&lt;br /&gt;   Yine onun kapı komşusu İstanbullu emmiyi&lt;br /&gt;  Ve de gençliğinin baharında&lt;br /&gt;   Geçip giden Hasan'ını&lt;br /&gt;  Yazalım burada hatırlayalım da &lt;br /&gt; O güzel yüzlü Hasan'dan bahsetmiştim&lt;br /&gt;  Çok önceki bir yazımda &lt;br /&gt; Alilerden hiç Kürdali unutulur mu &lt;br /&gt; Şivesi değişik,kırmızı yüzlü bir adam&lt;br /&gt;   Onu anarken oğlu Hacı Mehmet'i de&lt;br /&gt;   Köyümün yine iyi şoförlerinden birini de&lt;br /&gt;   Analım bir an&lt;br /&gt;  Mehmetler,Ahmetler ne de çokmuş&lt;br /&gt;  Teyze oğlum Hacı Mehmet&lt;br /&gt;  Ahmetlerden de Gözellerden   Hacı Ahmet&lt;br /&gt;  Unutmayalım şimdi Kırşehir'de kalırmış&lt;br /&gt;   Köşkeroğlu'nun Hacı Ahmet&lt;br /&gt;   Lakabı çok kullanılanların&lt;br /&gt;  Adı da unutuluyor&lt;br /&gt;   Alileri anlatırken&lt;br /&gt;  Unutmuşum Çöllo Haceli emmiyi  &lt;br /&gt;Dedim ki kendi kendime &lt;br /&gt; Sen bu işe girdin  &lt;br /&gt;Yılmadan,usanmadan devam et  &lt;br /&gt;...........  &lt;br /&gt;Hepsinin başka adı da var &lt;br /&gt;  Ama Hacı diye tanınırlar &lt;br /&gt; Önce ayrı bir yazıda anlattığım Kıfır Hacı&lt;br /&gt;  Sonra, kulakları da ağır duyan&lt;br /&gt;   Çok efendi bir adam &lt;br /&gt; Hacı Aziz Deveci  &lt;br /&gt;Yine ağır ağır konuşan &lt;br /&gt; Dudaklarında da yalama eksik olmayan&lt;br /&gt;  Edip Hacı dayım&lt;br /&gt;  Onlardan genç ama   Karaoğlan'ın Hacı &lt;br /&gt; İyi de türkü söylerdi &lt;br /&gt; Yeri gelmişken babasını da analım &lt;br /&gt; Adını bilmediğim bu adam da&lt;br /&gt;   Hatırladığım kadarıyla hep koyun güderdi  &lt;br /&gt;..... &lt;br /&gt; İsmetler&lt;br /&gt;   Anlattığım yıllarda çok da gençler&lt;br /&gt;   Halamın İsmet,Karaoğlan'ın İsmet&lt;br /&gt;  Bir de Hacı ağanın İsmet &lt;br /&gt; Onun da ağabeyi Şeref ağa &lt;br /&gt; Köye son gittiğimde gördüm&lt;br /&gt;   İlginç sözleriyle ünlü&lt;br /&gt;  Yaşı sekseni de geçti ama&lt;br /&gt;  Yine direksiyon başında &lt;br /&gt; O mahalleden geçerken nasıl hatırlamam&lt;br /&gt;  Şaban emmiyi&lt;br /&gt;   Ve de bir ara portakal da satan &lt;br /&gt; Arkadaşım Mehmet Ali'nin kayınpederi   Bahri'yi&lt;br /&gt;  Aynı isimde olmayanları&lt;br /&gt;  Böyle tek tek hatırlamak da anlatmak da&lt;br /&gt;   Zor olacak  &lt;br /&gt;Birkaç kişiyi daha yazalım &lt;br /&gt; Kalanları diğer yazılara bırakalım &lt;br /&gt; Önce kamyonu,sonra minibüsü vardı &lt;br /&gt; Kayseri'ye günlük sefer yapardı &lt;br /&gt; Karamustafa'nın Tahir&lt;br /&gt;   Yurt dışında çok yaşadı&lt;br /&gt;  Onun şakacı kardeşi İsmail&lt;br /&gt;  Cemal ağabeyin de cemaline baksan&lt;br /&gt;  Gülersin&lt;br /&gt;  Esprilerini ilgiyle dinlersin  &lt;br /&gt;Tahirlerden bir başka Tahir&lt;br /&gt;  O da genç öldü,kardeşleri de&lt;br /&gt;  Dayıoğlu Cafer&lt;br /&gt;  Ve de Muhsin &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; ............................................(Devam edecek.)                                                                                                                                                      &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;30 Temmuz 2009&lt;br /&gt; Numan Kurt&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2374893240585951756-8268986808623752383?l=numankurt.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://numankurt.blogspot.com/feeds/8268986808623752383/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://numankurt.blogspot.com/2010/01/koyumden-isimler-destani-6.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2374893240585951756/posts/default/8268986808623752383'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2374893240585951756/posts/default/8268986808623752383'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://numankurt.blogspot.com/2010/01/koyumden-isimler-destani-6.html' title='KÖYÜMDEN İSİMLER DESTANI (6)'/><author><name>Numan Kurt</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02004156882769949389</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0o89TbA7EI/AAAAAAAAAAU/WnCLY9bXgPQ/S220/untitled.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0wTvm3WmrI/AAAAAAAAAEo/t5d6ByliU5k/s72-c/0006.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2374893240585951756.post-6906087150218120576</id><published>2010-01-10T09:40:00.000-08:00</published><updated>2010-01-11T22:17:54.553-08:00</updated><title type='text'>KÖYÜMDEN İSİMLER DESTANI (5)</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0wUCxsjODI/AAAAAAAAAEw/RHUqVAGdkjI/s1600-h/1_(30).JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 150px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0wUCxsjODI/AAAAAAAAAEw/RHUqVAGdkjI/s320/1_(30).JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5425733689007093810" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://numankurt.blogcu.com/koyumden-isimler-destani-5/5856677" rel="bookmark"&gt;KÖYÜMDEN İSİMLER DESTANI (5)&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;   ÖMERLER,SALİHLER  ve DİĞERLERİ&lt;br /&gt;     Yazdıktan sonra düşünürken&lt;br /&gt;  Mehmetleri,Ahmetleri&lt;br /&gt; Birini daha unutmuşum&lt;br /&gt;  Şimdi aklıma geldi&lt;br /&gt;  Gözeller diye anılan Öztürk sülalesinin&lt;br /&gt;  O zamanlar en yaşlısı   Ahmet dede,ufak tefek,sakallı&lt;br /&gt;  Hatırlarım çocukken onu&lt;br /&gt;   Dükkana giderken bizim evin yanından geçerdi&lt;br /&gt;  Alişen emminin bakkalından aldığı&lt;br /&gt;   İkinci sigarasını kırar da içerdi&lt;br /&gt;  İşte şu anda geldi aklıma&lt;br /&gt;  Babamın belesi, Durdu'nun Ahmet&lt;br /&gt;  İlk Alamancılarından köyümün &lt;br /&gt; İzine gelişte bize de vermişti&lt;br /&gt;  Bir naylon gömlek  &lt;br /&gt;......  &lt;br /&gt;O yılların gençlerinden iki Ömer&lt;br /&gt;  İkisi de genç öldü &lt;br /&gt; Birinin cenazesini Ankara'dan köye biz götürdük&lt;br /&gt;   İkincisinin öldüğünü ise çok sonraları &lt;br /&gt; Duyduk&lt;br /&gt;  Genç ölümlere dayanmaz yürek&lt;br /&gt;  Ömerlerden ilki Ömer Yılmaz&lt;br /&gt;  Ahmet dedemin oğlu&lt;br /&gt;  Diğeri Ömer Akyürek&lt;br /&gt;  Yukarı mahalleden Osman Hoca'nın Ömer&lt;br /&gt;  Orta mahaleden ikinci bakkalımız Recep'in babası&lt;br /&gt;  Yoksul mu yoksul &lt;br /&gt; Benim de yaş büyütme şahidim Ömer amca&lt;br /&gt;   Dediklerine göre &lt;br /&gt; İyi kulunç kırardı&lt;br /&gt;  Sessiz,şişman bir adamdı &lt;br /&gt; Aşağı mahalleden de kara kaş,kara göz &lt;br /&gt; Hacı Ömer Bozdağ&lt;br /&gt;  Ona komşu,ondan daha yaşlı &lt;br /&gt; Topal Hacı Ömer emmi&lt;br /&gt;  Düşünsem düşünsem &lt;br /&gt; Teyze oğlu Ömer'den başkası akla gelir mi &lt;br /&gt; Gelir gelir &lt;br /&gt; Nasıl unuturum ben onu&lt;br /&gt;   Gerçi hep Ankara'da yaşadı&lt;br /&gt;  Babamın da en sevdiği adamdı&lt;br /&gt;   Uzun boylu,yakışıklı,Yaşar Özel bıyıklı adam&lt;br /&gt;  Devecilerden Hacı Ömer Deveci amcam&lt;br /&gt;   Son olarak da &lt;br /&gt;  Köyümün biçercisi&lt;br /&gt;   Kaye Mehmet oğlu   Hacı Ömer Deveci  &lt;br /&gt;........... &lt;br /&gt; Yöresel söyleyiş bu ya&lt;br /&gt;  Hiç "Salih" demezlerdi o zaman&lt;br /&gt;  Ben "Salif" değil "Salih" diyeceğim yine de&lt;br /&gt;  Otuz altı yıl bu dili düzeltmek için uğraştım&lt;br /&gt;  Sınıfta,dershanede &lt;br /&gt; Memiğin Salih'i çok az hatırlarım&lt;br /&gt;  Çocukları okursa kızmasın&lt;br /&gt;  Yiğit namıyla anılır&lt;br /&gt;  Kocabaş Salih emmiyi de&lt;br /&gt;  Boğazına düşkünlüğü ile anarım&lt;br /&gt;  Yukarıdan Süleyman'ın Salih &lt;br /&gt; Taa aşağıdan Kara Salih&lt;br /&gt;  Daha önceden sözünü ettiğim kamyon kazası&lt;br /&gt;  Ecel bu, uzun ömürlü olamıyor bazısı &lt;br /&gt; Ve Karakaya Salih&lt;br /&gt;  Allah sağlık versin&lt;br /&gt;   İlkokula giderken sınıfın camını kırmış&lt;br /&gt;   Öğretmen "Nasıl kırdın camı?"&lt;br /&gt;    Deyince&lt;br /&gt;  "İşte böyle!" demiş,başka cama vurmuş&lt;br /&gt;   Ne mi olmuş&lt;br /&gt;  O cam da kırılmış &lt;br /&gt; .......... &lt;br /&gt; Eski devirler&lt;br /&gt;  Ne doktor ne ilaç &lt;br /&gt; Daha önce birkaç çocuğu ölenler&lt;br /&gt;   Doğan erkek çocuklarına   "Yaşar" adını koyarlarmış &lt;br /&gt; Dayımın adı da Yaşar ya&lt;br /&gt;  Benim aklımda o zamanlardan&lt;br /&gt;   Küçük yaşta olanlar hariç&lt;br /&gt;  İki Yaşar kalmış  &lt;br /&gt;Biri dayım Yaşar Yılmaz&lt;br /&gt;   Köyde otobüsçülüğü başaran adam&lt;br /&gt;  Rahmetli anamın sevgili "gardaş"ı &lt;br /&gt; Diğeri Ramazan'ın Yaşar&lt;br /&gt;  ........ &lt;br /&gt; İki de Sait vardı benim bildiğim &lt;br /&gt; Biri bizim "Saat emmi" dediğimiz &lt;br /&gt; Ağır,sessiz adam,teyzemin kocası&lt;br /&gt;  Diğeri Akyüreklerden  &lt;br /&gt;Esmer mi esmer  &lt;br /&gt;Rahmetli Niyazi ağabeyle&lt;br /&gt;  Ara sıra ondan söz ederdik &lt;br /&gt; Kendisi de erken gideceğini nerden bilsin&lt;br /&gt;  "Erken gitti rahmetli." derdik &lt;br /&gt; ............  &lt;br /&gt;Köyde başka Hakkı yoktu &lt;br /&gt; Diyerek&lt;br /&gt;  Hakkı Çavuş namıyla&lt;br /&gt;  Hakkı dayımı da anayım&lt;br /&gt;  Diğerlerini de&lt;br /&gt;   Öbür yazılarımda anlatayım   .&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;............................................(Devam edecek.)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2374893240585951756-6906087150218120576?l=numankurt.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://numankurt.blogspot.com/feeds/6906087150218120576/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://numankurt.blogspot.com/2010/01/koyumden-isimler-destani-5.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2374893240585951756/posts/default/6906087150218120576'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2374893240585951756/posts/default/6906087150218120576'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://numankurt.blogspot.com/2010/01/koyumden-isimler-destani-5.html' title='KÖYÜMDEN İSİMLER DESTANI (5)'/><author><name>Numan Kurt</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02004156882769949389</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0o89TbA7EI/AAAAAAAAAAU/WnCLY9bXgPQ/S220/untitled.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0wUCxsjODI/AAAAAAAAAEw/RHUqVAGdkjI/s72-c/1_(30).JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2374893240585951756.post-1440089731016386410</id><published>2010-01-10T09:31:00.000-08:00</published><updated>2010-01-11T22:19:15.822-08:00</updated><title type='text'>KÖYÜMDEN İSİMLER DESTANI (4)</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0wUXgZOf7I/AAAAAAAAAE4/10nZV0CduV8/s1600-h/turgutzaim2fx1.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 258px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0wUXgZOf7I/AAAAAAAAAE4/10nZV0CduV8/s320/turgutzaim2fx1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5425734045139894194" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://numankurt.blogcu.com/koyumden-isimler-destani-4/5845365" rel="bookmark"&gt;KÖYÜMDEN İSİMLER DESTANI (4)&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;22/7/2009 &lt;br /&gt; Bir güzel işe giriştik ki&lt;br /&gt;Nasıl olsa çıkarız işin içinden&lt;br /&gt;Düşünürken birden hatırladım&lt;br /&gt;İki Ahmet, bir de Mehmet'i&lt;br /&gt;Unutmuşum ben&lt;br /&gt;Ahmetlerden biri Hakkı Çavuş'un&lt;br /&gt; Diğeri de Gözel'in Mehmet'in Hacı Ahmet&lt;br /&gt; Mehmet'e gelince&lt;br /&gt; Belki de köyün en yaşlısı&lt;br /&gt;Katıldığı savaşlardan dem vurunca&lt;br /&gt; Hiçbirini anlatamazdı net&lt;br /&gt; Karıştırırdı Sakarya'yı,Yemen'i&lt;br /&gt;Sevgili Nasuh ağabeyin de dedesi Koca Mehmet&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; BAYRAMLAR,SÜLEYMANLAR..&lt;br /&gt;Evinin önünde,söğüdün altında&lt;br /&gt; İçerdik ayranı&lt;br /&gt;Nasıl nasıl unuturum ben&lt;br /&gt;Daha önce bir yazıyla anlattığım Göbekli Bayram'ı&lt;br /&gt; Tekrar uzun uzun anlatmaya gerek var mı&lt;br /&gt;Yine bir akraba Hala oğlu Bayram Ünlütürk&lt;br /&gt; Ufak tefek esmer bir adam&lt;br /&gt; Köpeğinden çok korkardık onun&lt;br /&gt; Büyüklerimizin söyleyişiyle Elif karının Bayram&lt;br /&gt; Ne güzel sohbet ederdi&lt;br /&gt; Alişen emminin bakkal dükkanında&lt;br /&gt; Kalaslara oturunca "Yaniye komşular..." diyerek&lt;br /&gt; Topal'ın Bayram amca&lt;br /&gt; Geri kalan Bayramlar mı&lt;br /&gt; Onlar o zaman çocuk yaştaydı&lt;br /&gt;Kara Bayram,Sarı Bayram Ve Bayram Köse&lt;br /&gt; ......&lt;br /&gt;İki Süleyman yukarı mahalleden&lt;br /&gt;Birini hayal meyal hatırlarım&lt;br /&gt; Turgut kardeşimin bir başka amcası Kekecin Süleyman&lt;br /&gt;Öbürü mü&lt;br /&gt; Yaşlılığında  Ankara'da da gördüm onu&lt;br /&gt; İrfan'ın babası Süleyman amca&lt;br /&gt;Hani bazılarının çocukları alınır diye&lt;br /&gt;Lakapları yazamıyorum ya&lt;br /&gt; Yine bir başka Süleyman'ı adıyla anmam gerek&lt;br /&gt; Rahmetli Bekçi Abdullah'ın babası&lt;br /&gt; Süleyman Akyürek .&lt;br /&gt;......&lt;br /&gt;Yer var daha Hüseyinleri de anlatalım bu yazıda&lt;br /&gt; Hasan Hüseyin olmalı çoğunun adı herhalde&lt;br /&gt; "Hassiyin" diye anılırlar köyde&lt;br /&gt; "Hacı Ağa" diye anılırdı&lt;br /&gt;Kayalardan Hüseyin dede&lt;br /&gt; Ufak tefek,sarışın,sakallı bir adam&lt;br /&gt;Hikayelerini dinlerdim&lt;br /&gt;Arkadaşım Yağmur Kaya'dan&lt;br /&gt; Kol gücüyle hiç yorulmadan çalışan&lt;br /&gt; Mercimekli pilavı da çok seven&lt;br /&gt;Bir adam Hüseyin Dayıoğlu(Hassiyin emmi)&lt;br /&gt;Çok az kişi tanır onu&lt;br /&gt; Adıyla&lt;br /&gt; Keşke tanıtabilseydim lakabıyla&lt;br /&gt;Yine onun yakın komşusu Elif karının Hüseyin amca&lt;br /&gt;İki komşunun komik bir hikayesini&lt;br /&gt; Sık sık anlatırdı Feyzullah Kaya&lt;br /&gt; O hikayeyi ben buraya&lt;br /&gt;Yazamam&lt;br /&gt; Ben doğduğum yıl kaymakam vurulmuş&lt;br /&gt; Köyün muhtarıymış Hüseyin(Hassiyin) Çavuş&lt;br /&gt;Kaymakamı vuransa bir başka Hüseyin&lt;br /&gt; Çobanmış o zaman&lt;br /&gt; Hapishaneden geldiğini hatırlarım Hüseyin dayımın&lt;br /&gt; Çok kibar konuşurdu&lt;br /&gt;Yoksulluğun,mahpusluğun çökerttiği omuzunda&lt;br /&gt;Ceketi,paltosu giyilmemiş&lt;br /&gt; Dururdu&lt;br /&gt; Sesi kalın, elmacık kemikleri çıkık&lt;br /&gt; Bir başka Hasan Hüseyin amca&lt;br /&gt; Elinde bastonuyla hatırlarım&lt;br /&gt;Hasan Hüseyin Karakaya&lt;br /&gt; Onu da bu kadar anlatalım &lt;br /&gt;O zamanın genç Hüseyinleri:&lt;br /&gt; Hüseyin Kaya,Hasan Hüseyin ve Hüseyin Deveci&lt;br /&gt;Bu sonuncu Hüseyin ağabey&lt;br /&gt;"O..o..twiste gel.." diye oynardı&lt;br /&gt; Davul,zurna eşliğinde düğünlerde&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;.....................................................(Devam edecek.) &lt;br /&gt;                                                                                                                                                                                                                                    Numan Kurt&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2374893240585951756-1440089731016386410?l=numankurt.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://numankurt.blogspot.com/feeds/1440089731016386410/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://numankurt.blogspot.com/2010/01/koyumden-isimler-destani-4.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2374893240585951756/posts/default/1440089731016386410'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2374893240585951756/posts/default/1440089731016386410'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://numankurt.blogspot.com/2010/01/koyumden-isimler-destani-4.html' title='KÖYÜMDEN İSİMLER DESTANI (4)'/><author><name>Numan Kurt</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02004156882769949389</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0o89TbA7EI/AAAAAAAAAAU/WnCLY9bXgPQ/S220/untitled.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0wUXgZOf7I/AAAAAAAAAE4/10nZV0CduV8/s72-c/turgutzaim2fx1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2374893240585951756.post-7699128635307395977</id><published>2010-01-10T09:24:00.000-08:00</published><updated>2010-03-17T00:23:30.380-07:00</updated><title type='text'>KÖYÜMDEN İSİMLER DESTANI (3)</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0wUp99cj-I/AAAAAAAAAFA/1n18iNSc8BA/s1600-h/0010.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5425734362314084322" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 227px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0wUp99cj-I/AAAAAAAAAFA/1n18iNSc8BA/s320/0010.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://numankurt.blogcu.com/koyumden-isimler-destani-3/5840873" rel="bookmark"&gt;KÖYÜMDEN İSİMLER DESTANI (3)&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SIRA GELDİ AHMETLERE&lt;br /&gt;Bakalım Ahmetler de Mehmetler kadar var mı&lt;br /&gt;Onlarla da bir sayfa dolar mı&lt;br /&gt;Şöyle bir dolaştım yukarı mahalleyi&lt;br /&gt;Kara Mustafa'nın Ahmet'ti&lt;br /&gt;İlk aklıma gelen&lt;br /&gt;Hala kızı Naciye bacının kocası&lt;br /&gt;Elim bir kazaydı&lt;br /&gt;Onu da genç yaşta götüren&lt;br /&gt;Epey yürüdüm hayalimde oradan&lt;br /&gt;Yola doğru&lt;br /&gt;Ruslara esir düştüğü anlatılan Kocaali dedenin oğlu&lt;br /&gt;Babamın da teyzeoğlu&lt;br /&gt;Vatan cepheli Hacı Ahmet emmi geldi aklıma&lt;br /&gt;Fadime ebenin gözlerine benzerdi&lt;br /&gt;Gök gözleri&lt;br /&gt;Hemen aşağıda Zekeri'nin Ahmet ağabey&lt;br /&gt;Genç sayılırdı o zamanlar&lt;br /&gt;Şimdi yaşlandı&lt;br /&gt;Daha daha kim vardı&lt;br /&gt;Diye düşünürken&lt;br /&gt;Topal'ın Ahmet amca geldi aklıma&lt;br /&gt;Alilerden söz ederken anmıştım&lt;br /&gt;Yüz yaşındaki amcamı&lt;br /&gt;Rahmetli anamın amcası da yaşıyor&lt;br /&gt;Kim mi&lt;br /&gt;Bizim Ahmet dede dediğimiz Cafar'ın Ahmet&lt;br /&gt;Allah bilir&lt;br /&gt;Bu kadar yaşamakta da vardır&lt;br /&gt;Bir keramet&lt;br /&gt;Var daha bir iki kişi&lt;br /&gt;Onları da bulmam gerek&lt;br /&gt;Bizim halaoğlu Ahmet&lt;br /&gt;Sonra da Ahmet Akyürek&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MUSTAFALAR UNUTULUR MU&lt;br /&gt;Elmacık kemikleri çıkık&lt;br /&gt;Ufak tefek bir adam&lt;br /&gt;Turgut hep "köyde ilklerin adamı" der amcasına&lt;br /&gt;Köyümün eğitmeni Öğretmen Mustafa&lt;br /&gt;Kara Mustafa dedeyi hayal meyal hatırlarım&lt;br /&gt;Sakarya'da kalan dedemin cephe arkadaşı&lt;br /&gt;Diye duyarım&lt;br /&gt;Yine yukarı mahallede Süleyman'ın Mustafa amca&lt;br /&gt;Daha aşağıda Tahir'in Ali'nin Mustafa&lt;br /&gt;Yakınında Solali (Solak)'nin Mustafa&lt;br /&gt;Evleri köyün içindeydi&lt;br /&gt;Şimdi en uçta&lt;br /&gt;Memiğin Salif'in Mustafa&lt;br /&gt;Kaç köylüm bilir Kürt emminin adının Mustafa olduğunu&lt;br /&gt;Alişen emminin dükkanında&lt;br /&gt;Çok oturduğunu&lt;br /&gt;Bir gün pancar tarlasında çapayı fırlattı&lt;br /&gt;Mıstılı namıyla Mustafa&lt;br /&gt;"Bir gidersem Alamanya'ya!" dedi&lt;br /&gt;Gitti ve oldu Almancıların&lt;br /&gt;İlk tercümanı&lt;br /&gt;Devecilerden bir Mustafa daha&lt;br /&gt;Hacı Aziz dayımın oğlu&lt;br /&gt;Çok dürüst gelirdi bana&lt;br /&gt;Az kalsın unutuyordum&lt;br /&gt;Çöldeki iyi tarlasıyla anılan Mustafa Ünsal amcayı&lt;br /&gt;Ne yalan söyleyeyim&lt;br /&gt;Bir mahsuru yok ama&lt;br /&gt;Uygun görmedim onun lakabını yazmayı&lt;br /&gt;Bu kadar köyümün o zamanki Mustafaları&lt;br /&gt;Şimdi arayalım başka adları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;..............................................(Devam edecek.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;21 Temmuz 2009&lt;br /&gt;Numan Kurt&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2374893240585951756-7699128635307395977?l=numankurt.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://numankurt.blogspot.com/feeds/7699128635307395977/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://numankurt.blogspot.com/2010/01/koyumden-isimler-destani-3.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2374893240585951756/posts/default/7699128635307395977'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2374893240585951756/posts/default/7699128635307395977'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://numankurt.blogspot.com/2010/01/koyumden-isimler-destani-3.html' title='KÖYÜMDEN İSİMLER DESTANI (3)'/><author><name>Numan Kurt</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02004156882769949389</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0o89TbA7EI/AAAAAAAAAAU/WnCLY9bXgPQ/S220/untitled.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0wUp99cj-I/AAAAAAAAAFA/1n18iNSc8BA/s72-c/0010.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2374893240585951756.post-4994366477812665208</id><published>2010-01-10T09:19:00.000-08:00</published><updated>2010-01-24T13:49:27.322-08:00</updated><title type='text'>KÖYÜMDEN İSİMLER DESTANI (2)</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0wU1f4aJmI/AAAAAAAAAFI/8AiYaUVs7jU/s1600-h/1001b.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5425734560398321250" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 317px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0wU1f4aJmI/AAAAAAAAAFI/8AiYaUVs7jU/s320/1001b.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://numankurt.blogcu.com/koyumden-isimler-destani-2/5839298" rel="bookmark"&gt;KÖYÜMDEN İSİMLER DESTANI (2)&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ŞİMDİ DE MEHMETLER&lt;br /&gt;Aliler,Hasanlar derken&lt;br /&gt;Köyümün o zamanki Mehmetleri&lt;br /&gt;Girdi sıraya&lt;br /&gt;O kadar çok Mehmet var ki&lt;br /&gt;Yazı da uzayıp gidecek galiba&lt;br /&gt;Okula yakın evlerde&lt;br /&gt;Halamın kocası Memiğin Mehmet&lt;br /&gt;Onun hemen yanında&lt;br /&gt;Yine Ünlütürklerden Küçük Mehmet&lt;br /&gt;Allah sağlıklı ömürler versin&lt;br /&gt;Kendisi hayatta&lt;br /&gt;Aşağılara doğru&lt;br /&gt;Lakabı kendine uygun bir Tonbak Mehmet emmi&lt;br /&gt;Vardı&lt;br /&gt;Torunu Zabit'e dedesinin lakabını söylediğimizde&lt;br /&gt;Çok kızardı&lt;br /&gt;Hemen karşı tarafında&lt;br /&gt;Gülen yüzüyle Patacı'nın Mehmet&lt;br /&gt;Köye vardığımızda&lt;br /&gt;"Hoş geldin yeğenim!" der&lt;br /&gt;Hal hatır sorardı&lt;br /&gt;Köyün diğer yönünde&lt;br /&gt;Hep "Bozoğlan" diye andığımız&lt;br /&gt;Kişinin adı da Mehmet'ti&lt;br /&gt;Geçenlerde köye gittiğimde&lt;br /&gt;Tesadüf gördüğüm Mehmet Ünsal da&lt;br /&gt;O zamanlar epey gençti&lt;br /&gt;Niye Damadın Mehmet demişler&lt;br /&gt;Bilmiyorum&lt;br /&gt;Anamın amcası Cafar'ın Mehmet dedeye&lt;br /&gt;Sorarım bir ara&lt;br /&gt;Anlatırlar herhalde&lt;br /&gt;Yanındaki evde onun hısımı Kaye Mehmet emmi&lt;br /&gt;Onu da sırtında paltosuyla hatırlarım&lt;br /&gt;Yine Devecilerden Uzun Mehmet&lt;br /&gt;Köyün bir ucundaydı evi&lt;br /&gt;Sanki insanoğlunun devi&lt;br /&gt;Köyümün iyi şoförü&lt;br /&gt;Muhtar Alişen dayının Mehmet&lt;br /&gt;Çok genç gitti o uzun boylu yakışıklı adam&lt;br /&gt;Onu güzel gülüşüyle anarım&lt;br /&gt;Erken ölümüne de hala yanarım&lt;br /&gt;Ve köyün en aşağısından iki Mehmet&lt;br /&gt;Bozdağlardan biri baba,biri oğul&lt;br /&gt;Oğul Mehmet de ağabeyi ile birlikte&lt;br /&gt;Feci bir kamyon kazasında&lt;br /&gt;Yani ekmek teknesinde&lt;br /&gt;Geçti gitti bu dünyadan&lt;br /&gt;Gençliğine bile doymadan&lt;br /&gt;Başka hangi Mehmetler kaldı diyorum&lt;br /&gt;Birden aklıma geliyor&lt;br /&gt;Emmimin oğlu Mehmet&lt;br /&gt;Onun evine yakın olan biri daha&lt;br /&gt;Gözel'in(Güzel'in) Mehmet&lt;br /&gt;Nasıl da unuttum&lt;br /&gt;Bir yazımda ıslığı ile andığım&lt;br /&gt;Köyümün belki en uzunu&lt;br /&gt;Şıh Mehmet&lt;br /&gt;Sonra düşünüyorum aşağıdan yukarıya&lt;br /&gt;Unuttuysam da&lt;br /&gt;Mehmetlerden birini&lt;br /&gt;Siz hatırlatın bana&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;..............................................(Devam edecek.) 20 Temmuz 2009&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Numan Kurt&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2374893240585951756-4994366477812665208?l=numankurt.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://numankurt.blogspot.com/feeds/4994366477812665208/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://numankurt.blogspot.com/2010/01/koyumden-isimler-destani-2.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2374893240585951756/posts/default/4994366477812665208'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2374893240585951756/posts/default/4994366477812665208'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://numankurt.blogspot.com/2010/01/koyumden-isimler-destani-2.html' title='KÖYÜMDEN İSİMLER DESTANI (2)'/><author><name>Numan Kurt</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02004156882769949389</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0o89TbA7EI/AAAAAAAAAAU/WnCLY9bXgPQ/S220/untitled.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0wU1f4aJmI/AAAAAAAAAFI/8AiYaUVs7jU/s72-c/1001b.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2374893240585951756.post-2398742992715139979</id><published>2010-01-10T09:04:00.000-08:00</published><updated>2010-01-11T22:21:59.580-08:00</updated><title type='text'>KÖYÜMDEN İSİMLER DESTANI (1)</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0wVAhlyRLI/AAAAAAAAAFQ/_gXFUDk_2Sc/s1600-h/imageHandlerBeta.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 270px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0wVAhlyRLI/AAAAAAAAAFQ/_gXFUDk_2Sc/s320/imageHandlerBeta.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5425734749835642034" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://numankurt.blogcu.com/koyumden-isimler-destani-1/5838348" rel="bookmark"&gt;KÖYÜMDEN İSİMLER DESTANI (1)&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;20/7/2009 &lt;br /&gt;  Uzun zamandır aklımdaydı.1960-1970'li yıllarda köyümüz yüz elli hane  iken köyümün yaşayan insanlarını yani Alileri,Ahmetleri,Mehmetleri,Mustafaları,Hasanları ve de diğerlerini yukarı mahalleden başlayıp anmayı hep kafamda planladım,düşündüm.Yazarken bu da benden o kişilerin çocuklarına,torunlarına -sadece onların isimlerini bile ansam- bir hatıra kalsın  diyordum.Kendi bloguma yazdıklarımın hepsini köy sitemize de aktardım.O bozkırın ortasındaki köyün kırk-elli yıl önceki kültürünü,yaşantısını aktarmaya çalıştım.Okuma oranının çok yüksek olduğu köyümde yüksek okul bitirenlerin bile bu siteye bir katkıda bulunmaması üzüntü kaynağı oldu benim için.Kimse ne eski yeni fotoğraf gönderdi ne de köyünü,yakınlarını anlatan yazı.  Şunu da belirtmek isterim ki burada adı geçen ve büyük çoğunluğu rahmetlik olan bu saygıdeğer insanların çoğunu adlarının başına gelen lakaplarıyla da anacağım.Elbette hoş karşılanmayan lakapları yazmayacağım.Yine de yanlışım,hatam olursa şimdiden bağışlayın.Onların hepsi benim için saygıdeğerdir,elleri öpülesi insanlardır.  &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;       ÖNCE ALİLER   &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;       Yukarı mahallenin ilk binası   &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;       Taştan yapma okul  &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;       Orada öğrendim ben okumayı yazmayı   &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;       Orası olmasaydı  &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;       Şimdi nasıl yazacaktım bunları   &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;       Sonra sağ tarafta bir ev   &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;       Evin sahibi okula da emeği geçen &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;       Hoyla'nın Ali emmi   &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;       Hep hatırlarım onun temiz,yoksul yüzünü   &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;       Sağa sola yatar gibi yürüyüşünü   &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;       Okuldan aşağı doğru    &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;       Başka bir evde kırmızı yüzlü, şişmanca   &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;       Bir güleryüzlü adam:Kekecin Ali    &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;       Onu düşününce hemen aklıma gelir   &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;       Tarlasındaki elmanın dalı   &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;       Daha sonra mı   &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;       Yüzünü bile hatırlayamadığım  &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;     Cüme'nin Ali   &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;      Sırım Ali   &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;    Esmer,sessiz bir adam:Ramazan'ın Ali   &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;      Hep de sessiz olmaz ya Aliler    &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;     Babamın teyzesinin,anamın dayısının oğlu   &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;    Hasan Savran'ın Ali  &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;     Diğer adıyla Tarihçi Ali dayım   &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;    Onu da herkesin yaşını bilmesiyle,tatlı sohbetiyle  &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;   Ölmeden kazdığı mezarıyla  &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;    Anayım    &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;   Köyün diğer tarafında   &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;     Esmer,uzun boylu,genç denecek yaşta ölen  &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;     Marta'nın Ali    &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;     Ve de bugün perişan da olsa    &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;    Yüz yaşına merdiven dayayan &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;     Benim amcam Kezbe'nin Ali   &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;    Daha genç yaştakiler  &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;    Kaye'nin Ali,Ali Akyürek diyelim  &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;    Henüz genç olanları anmadan &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;   Başka isimlere geçelim       &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;   İkinci sıraya Hasanları koydum    &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;   Hasan, babamın da adı ya   &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;   Kezbe'nin Hasan ya da daha çok &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;   Hasan Çavuş diye anılırdı  &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;  Köyün de kooperatif memuru olan   &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;    Benim babam    &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;   Diğer bir Hasan   &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;   Babamın da arkadaşı olan  &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;  Yukarı mahalleden Kulaklı'nın Hasan   &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;   Uzun boylu,hep traktörün üstünde     &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;  Çalışan   &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;   Biz çocukken de yaşlı bir adam  &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;    Bayram ağabeyimin babası   &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;    Çiftçiumar'ın (Ömer) Hasan    &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;   Aşağı mahallede evleri birbirine yakın   &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;    Ali Çavuş'un Hasan    &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;   Ve karlı bir havada yaya köye &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;  "Bekleme"den birlikte gittiğim   &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;    Nefesini almakta zorlanan Marta'nın Hasan   &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;    Ben daha yedi sekiz yaşlarında çocukken  &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;   Köye cenazesi gelen    &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;   Karadayı Osman dedemin    Oğlu Hasan   &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;    Bunlar Aliler ve Hasanlar    &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;  Çoğunu anlatım gereği    &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;  "Emmi, dayı" diye    &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;  Anamadığım için yakınları    &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;   Kusura bakmasınlar  &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;  ...........................................................(Devam edecek)    &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;  NOT: Köyümüzde o zaman yaşayan tüm isimleri yukardaki biçimde yazacağım.Sırada Ahmet,Mehmet,Hüseyin ve başka isimlerde olanlar var.İncitici olmayan lakaplarla yazdıklarım için lütfen hoş görünüz.Ayrıca yukarıda o yıllarda yaşayıp da adı Ali ya da Hasan olan varsa lütfen sitede adıma mesaj yollayıp hatırlatınız.Saygılar.    &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;                                                                                                                       &lt;br /&gt;20 Temmuz &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;2009                                                                                                                          &lt;br /&gt;Numan Kurt&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2374893240585951756-2398742992715139979?l=numankurt.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://numankurt.blogspot.com/feeds/2398742992715139979/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://numankurt.blogspot.com/2010/01/koyumden-isimler-destani-1.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2374893240585951756/posts/default/2398742992715139979'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2374893240585951756/posts/default/2398742992715139979'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://numankurt.blogspot.com/2010/01/koyumden-isimler-destani-1.html' title='KÖYÜMDEN İSİMLER DESTANI (1)'/><author><name>Numan Kurt</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02004156882769949389</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0o89TbA7EI/AAAAAAAAAAU/WnCLY9bXgPQ/S220/untitled.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0wVAhlyRLI/AAAAAAAAAFQ/_gXFUDk_2Sc/s72-c/imageHandlerBeta.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2374893240585951756.post-3097847313098865981</id><published>2010-01-10T07:24:00.000-08:00</published><updated>2010-01-11T10:55:46.405-08:00</updated><title type='text'>KÖYÜMDE DÜĞÜN VAR(DI)</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0sPtp-vNRI/AAAAAAAAACo/Yg1wVdOUkSc/s1600-h/DSC01449.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5425447453135418642" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 238px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0sPtp-vNRI/AAAAAAAAACo/Yg1wVdOUkSc/s320/DSC01449.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://numankurt.blogcu.com/koyumde-dugun-var-di/5656341" rel="bookmark"&gt;KÖYÜMDE DÜĞÜN VAR(DI)&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;11/6/2009 &lt;br /&gt;"Hem ağlar hem giderim." dermiş gelin giden kızlar.Gelin arabasına binmek için baba evinden yaşlı gözlerle ayrıldıklarına göre, arabaya da binmek için can attıklarına göre, bu söz de boşuna söylenmemiş canım.Ben de oturdum bugün şu ağlayıp giden köyümün kızlarının nasıl bir düğünle gelin gittiklerini aklımda kaldığı kadarıyla anlatayım dedim. Azım,fazlam olursa yazımı okuyan değerli hemşehrilerimin yazı altına not düşerek bunları bildirmelerini isterim.&lt;br /&gt;Köylünün düğünü harman kalkınca başlar.Ne zaman ki buğdayın parası cebe atılır,artık güz mevsiminde kesilmez davulun,zurnanın sesi.En başta da gençler bekler dört gözle bu düğünleri.Hem eğlenecekler hem de yeni düğünler için ancak böyle görebileceklerdir gönlünde geçen köy kızını. Dört gün sürerdi o yıllarda köyümde bütün düğünler.Bir cuma günü öğleden sonra bayrak kaldırılır dualarla.Çatısız damların çarpısına bir uzun sopayla ilştirilir aysız,yıldızsız al bayrak.Tepesinde irice bir soğan ya da elma vardır bayrak sopasının.&lt;br /&gt;"Ve 'Dom!' der davulun&lt;br /&gt;Uzaktan hoş gelen sesi&lt;br /&gt;Ona eşlik eder köyün öbür ucundan duyulan&lt;br /&gt;Zurnanın nefesi&lt;br /&gt;Düğün başlamıştır artık&lt;br /&gt;Ama henüz ilk gün&lt;br /&gt;Ortalıkta yakın akraba&lt;br /&gt;Bir de çocuklar&lt;br /&gt;Düğün odasında da&lt;br /&gt;Cümemmi'nin çayı&lt;br /&gt;Hüseyin Usta'nın cümbüşü&lt;br /&gt;Haydar Usta'nın kemanı&lt;br /&gt;Adını unuttuğum köçeğin eteği ve zilleri&lt;br /&gt;Biz bekleriz ki oynayacak köçekler&lt;br /&gt;Düğün sahibi de gelecek konukları&lt;br /&gt;Bekler"&lt;br /&gt;Okuntu önceden dağıtılmıştır.Köydeki her eve,çevre köylerdeki tanıdıklara birer akide ya da sormuk şekeri verilmiştir.Ne gezer o zamanlar düğün kartı.Bayrak kalktıktan sonra allı pullu giyinmiş genç kızlar toplanırlar düğün evinde,dolaşırlar yüz elli hane köyü,ev ev baştan ayağa."Düğünümüz var Ayşe Bacı,Fatma Bacı!" diye diye davet ederler tüm haneleri.Biz çocuklar da hiç eksik olmayız,onların peşlerinden köyü dolaşırız. Düğün boyunca konuklar gelecektir çevre köylerden.Köylüye,konuklara verilecek yemeklere katılacak et için,hazırlanacak köfte için hayvan kesilir.Düğün boyunca gelen konukların dışında iki-üç sefer de toplu olarak tüm köylüye ve o anda bulunan konuklara yemek verilir.Bu ziyafetlerin baş yemeği ise sulu köftedir. Bir sofra etrafına oturan altı kişiye bu köfteden, kaşığı ilk daldıranların dışında sona kalanlara düşerse tabii.Her yemeğin sonunda da bir dua okunur.&lt;br /&gt;"Önce çorba gelir sofraya&lt;br /&gt;Sonra pek de sevmediğimiz&lt;br /&gt;Bamya&lt;br /&gt;Sanki tabak kıtlığı var memlekette&lt;br /&gt;Aynı tabağa dalar,çıkar kaşıklar&lt;br /&gt;Dolma gelir,patlıcan gelir&lt;br /&gt;Hiçbirinin önemi yok&lt;br /&gt;Sırada pilav,hele de köfte&lt;br /&gt;Var ya!"&lt;br /&gt;Her düğünde,düğün sahibinin evinden başka erkek misafirlerin ağırlandığı,ustaların çalıp söylediği bir de düğün odası vardır.Burası girişte küçük bir bölme ve büyükçe bir odadan oluşur.Özellikle Hacıbektaş'ın Engel köyünden gelen yukarıda ismlerini belirttiğim ustalar burada çalar,her konuk gelişinde köçek burada oynar.Köçek oynarken para atanları gıptayla seyrederiz.Hele büyüklerimiz bize de köçeğe atmamız için para vermişse onu yere atmak,köçeğin zillerle şakır şakır oynarken parayı sırtüstü yatıp ağzıyla almasını seyretmek zevkten dört köşe eder bizleri.Bu odanın girişi çayın kaynadığı yerdir.Gaz ocağının başında da genellikle Cümemmi (Cuma Coşkun) vardır.O rahmetli bağırdı mı biz çocuklar çil yavrusu gibi dağılırız.Bardakların bir leğende,aynı suda yıkanması o zamanlar dikkatimizi bile çekmezdi; ama şimdi düşününce öyle tuhaf geliyor ki...&lt;br /&gt;Köyümün o zamanki düğünlerini anlatırken elbette halayı ve sinsini de anlatacağım.Şimdi hepsini unuttuğum halaylar davul-zurna eşliğinde "ağırlama" ile başlar,"mavilim ile biterdi.Giterek hızlanan tempoyla beş-altı halay peş peşe çekilirdi.Düğünün ikinci,üçüncü günlerinde öğleden sonraları kurulurdu bu halaylar.Hepsi de rahmetli olan Öksüz Haceli Emmi,Şıh Emmi,Göbekli Bayram ağabey gibi kişiler iyi halay çeken kişiler olarak kalmış aklımda.&lt;br /&gt;"Ağır ağır başlar halay&lt;br /&gt;Önce ağırlama&lt;br /&gt;Sonra sırayla diğer halaylar&lt;br /&gt;Adını unuttum çoğunun&lt;br /&gt;Bir 'hoşbilezik' bir de'mavilim'&lt;br /&gt;Kalmış aklımda&lt;br /&gt;Bazen biz de dururduk halaya&lt;br /&gt;Gözümüz halaybaşının&lt;br /&gt;Ayağında&lt;br /&gt;Ara sıra karşıya bakarız&lt;br /&gt;Köyün bizi seyreden genç kızlarına&lt;br /&gt;O zaman dolaşır ayaklar&lt;br /&gt;Birbirine&lt;br /&gt;Davul 'dum' deyince hızlıca&lt;br /&gt;Atar biri elini cebine"&lt;br /&gt;Düğün dört gün sürer de düğünde konuk eksik olur mu? İkinci gün başlar çevre köylerden gelmeye konuklar.Köyün dışında traktörlerle,silah atılarak karşılanırlar.O zamanlar halaylar çekilirken de gelin alındıktan sonra da çok silah atılırdı.Düğüne gelen konuklar çoğu zaman "Sen götüreceksin,ben götüreceğim!" diye kavgayla paylaşılır.Onlar "aziz misafir"dir artık düğün boyunca.Komşu köyden gelen konukları biz götüremedik, diye ağladığmı da bilirim ben. Akşamları da "Sinsin" oynanır.Daha çok ikinci ve üçüncü gün akşamları.Varil eskilerinin üstüne içi külle dolu bir sac konur.Külün üzerine yanık yağ dökülür.Bu kül ateşlendiği zaman uzun süre yanar.&lt;br /&gt;"Çevrilir ateşin etrafı&lt;br /&gt;Davul-zurna duvarın dibinde&lt;br /&gt;Çalarlar sinsin havasını&lt;br /&gt;Ve de şapkası geriye kaykılmış delikanlım&lt;br /&gt;Eller arkada,baş dik,gözler fıldır fıldır&lt;br /&gt;Uyar davul-zurnanın havasına&lt;br /&gt;Dizlerin biri kalkar,biri iner&lt;br /&gt;'Var mı bana yan bakan!'&lt;br /&gt;Havasıyla&lt;br /&gt;Köy yiğidim&lt;br /&gt;Döner de döner&lt;br /&gt;Tam bu sırada&lt;br /&gt;Halkalanmış, ateşin etrafında&lt;br /&gt;Seyredenlerden biri&lt;br /&gt;Kurşun gibi&lt;br /&gt;Fırlar ileri&lt;br /&gt;Yetişirse dönen yiğidin sırtına&lt;br /&gt;Olanca gücüyle indirir yumruğu&lt;br /&gt;Kendisi başlar dönmeye&lt;br /&gt;Devam eder gider sinsin oyunu&lt;br /&gt;Ne zaman mı biter&lt;br /&gt;Ateş ne zaman yüz tutarsa&lt;br /&gt;Sönmeye"&lt;br /&gt;Düğünün üçüncü günü ikindi üzeri kız evine "yenge" gidilir.Kız evi köyün içinde de dışında da olsa bu değişmez.Orada halaylar çekilir,silahlar atılır.Yenge grubundan birkaç kadın o akşam kız evinde kalır.Bu herhalde gelini ertesi güne hazırlamak içindir.Kız evi de yanlış hatırlamıyorsam orada bir yemek verir. Ertesi sabah güneş yükselirken,daha çok kuşluk vakti tüm köylü toplanır kız evinde.Kız evi başka bir köydeyse traktörlerle,minibüslerle yola düşülür.Kız evinin kapısına kıza verilecek çeyiz yığılmıştır.Gelenler ilgiyle seyrederler bu eşyaları.Sonra eli kalem tutan biri kız ve erkek tarafıyla birlikte bu çeyizleri değerlerini de belirterek bir kağıda yazar.Bu bir senettir.Ola ki ayrılma durumunda damat tarafı kız tarafına bu miktarı ödeyecektir.Eşyalar vagonetlere yüklenir.Hemen aynayı kapar bir genç ya da çocuk.Bahşiş alacaktır oğlan evinden.&lt;br /&gt;"Sonra mı&lt;br /&gt;Sonra kapıdan görünür al duvaklı gelin&lt;br /&gt;Babasının ya da&lt;br /&gt;Kardeşinin kolunda&lt;br /&gt;Öyle dertli vurur ki&lt;br /&gt;Gelin havasını&lt;br /&gt;Davul ve zurna&lt;br /&gt;Akraba da olmasanız&lt;br /&gt;Siz de ağlarsınız&lt;br /&gt;Orada"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Gelin silah ata ata eve indirilir.Hayırlı olsun dilekleriyle düğün biter.Ayrıntılı anlatacak olsam bu düğünleri bu yazı bitmez. O akşam "güvey giydirme", ertesi gün "duvak açma" gibi damat ve gelinle ilgili törenler olsa da biz burada keselim,yazımızı da eski kültürümüzü merak edenlere armağan edelim.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Numan Kurt&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2374893240585951756-3097847313098865981?l=numankurt.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://numankurt.blogspot.com/feeds/3097847313098865981/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://numankurt.blogspot.com/2010/01/koyumde-dugun-vardi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2374893240585951756/posts/default/3097847313098865981'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2374893240585951756/posts/default/3097847313098865981'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://numankurt.blogspot.com/2010/01/koyumde-dugun-vardi.html' title='KÖYÜMDE DÜĞÜN VAR(DI)'/><author><name>Numan Kurt</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02004156882769949389</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0o89TbA7EI/AAAAAAAAAAU/WnCLY9bXgPQ/S220/untitled.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0sPtp-vNRI/AAAAAAAAACo/Yg1wVdOUkSc/s72-c/DSC01449.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2374893240585951756.post-978495060982993850</id><published>2010-01-10T07:04:00.000-08:00</published><updated>2010-01-12T00:42:03.014-08:00</updated><title type='text'>GÜL YÜZLÜ ANAYA MEKTUP</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0w11V1V74I/AAAAAAAAAFg/2TVh_PU0YGw/s1600-h/kalbimizdesiniz.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 197px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0w11V1V74I/AAAAAAAAAFg/2TVh_PU0YGw/s320/kalbimizdesiniz.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5425770841584824194" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://numankurt.blogcu.com/gul-yuzlu-anaya-mektup/5486882" rel="bookmark"&gt;GÜL YÜZLÜ ANAYA MEKTUP&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;10/5/2009 &lt;br /&gt; Önce&lt;br /&gt; Son on yılın gelir aklıma&lt;br /&gt;Çektiğin zorlukları,ağır yükü&lt;br /&gt;Düşündükçe&lt;br /&gt;"Ne olurdu,&lt;br /&gt;Babamdan sonra birkaç yıl daha yaşasaydı"&lt;br /&gt;Derim&lt;br /&gt;Bize&lt;br /&gt;Ana sevgisini fazlasıyla&lt;br /&gt;Tattırsan da&lt;br /&gt;Yine seni özlerim&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçenlerde rüyamda seni gördüm&lt;br /&gt;O toprak rengi yüzün&lt;br /&gt;Küçük gözlerinle&lt;br /&gt;Yine bizleri soruyordun&lt;br /&gt;Hani hep engellerdin ya&lt;br /&gt;Salı günleri&lt;br /&gt;Yola çıkmamızı ya da&lt;br /&gt;Sana göre önemli olan&lt;br /&gt;Bir işe başlamamızı&lt;br /&gt;Soramadım&lt;br /&gt;Görüşebildin mi orada&lt;br /&gt;Geçen ekimde bir salı günü&lt;br /&gt;Kayseri'den&lt;br /&gt;Yanına yolladığımız sevgili ortanca&lt;br /&gt;Oğlunla&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seni sevgiyle yad eder&lt;br /&gt;Hep&lt;br /&gt;Çoğuna bakıp büyüttüğün&lt;br /&gt;Torunların&lt;br /&gt;"Babaannemiz bize ne güzel çörekler yapardı"&lt;br /&gt;Diye&lt;br /&gt;Seksen yıllık ömründe&lt;br /&gt;Her ana gibi&lt;br /&gt;Düşünmedin kendini&lt;br /&gt;Hiç&lt;br /&gt;Hele son yıllarında&lt;br /&gt;Yaptığın iki şey vardı&lt;br /&gt;Biri gece gündüz babama hizmet etmek&lt;br /&gt;Biri de&lt;br /&gt;Belki bir değişiklik olur diye&lt;br /&gt;Kasaba pazarına gitmek&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üç yıl önce&lt;br /&gt;Yine bir "Anneler Günü"nde&lt;br /&gt;Yazı yazmıştım&lt;br /&gt;Anam&lt;br /&gt;Senin adınla&lt;br /&gt;Tüm Anadolu'daki cefakar&lt;br /&gt;Anaları anlatmıştım&lt;br /&gt;Şimdi hala&lt;br /&gt;Yurdumun pek çok yerinde&lt;br /&gt;Gözyaşı döküyor analar&lt;br /&gt;"Dinsin anaların acıları,gözyaşları"&lt;br /&gt;Diyoruz&lt;br /&gt;Her şehidi gönderirken&lt;br /&gt;Biz de ağlıyoruz&lt;br /&gt;Onlar&lt;br /&gt;Bayrağa sarılıp ağıt yakarken&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yanına gönderdiğimiz sevgili oğlun&lt;br /&gt;Dışında&lt;br /&gt;Tüm çocukların,torunların&lt;br /&gt;Şimdilik sağlık içinde&lt;br /&gt;Yaşayıp gidiyoruz&lt;br /&gt;Sağlığında hep söylediğin&lt;br /&gt;"Kurban olurum" sözünle&lt;br /&gt;Bir de&lt;br /&gt;Yüzün gibi yumuşak&lt;br /&gt;Çöreğinle&lt;br /&gt;Anarak seni&lt;br /&gt;Ellerinden öpüyoruz&lt;br /&gt;.........................&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elleri öpülesi tüm anaların,kadınların "Anneler Günü" kutlu olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10 Mayıs 2009&lt;br /&gt;Numan Kurt&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2374893240585951756-978495060982993850?l=numankurt.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://numankurt.blogspot.com/feeds/978495060982993850/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://numankurt.blogspot.com/2010/01/gul-yuzlu-anaya-mektup.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2374893240585951756/posts/default/978495060982993850'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2374893240585951756/posts/default/978495060982993850'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://numankurt.blogspot.com/2010/01/gul-yuzlu-anaya-mektup.html' title='GÜL YÜZLÜ ANAYA MEKTUP'/><author><name>Numan Kurt</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02004156882769949389</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0o89TbA7EI/AAAAAAAAAAU/WnCLY9bXgPQ/S220/untitled.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0w11V1V74I/AAAAAAAAAFg/2TVh_PU0YGw/s72-c/kalbimizdesiniz.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2374893240585951756.post-1259873533076751510</id><published>2010-01-10T06:54:00.000-08:00</published><updated>2010-01-12T00:44:33.431-08:00</updated><title type='text'>AKLIMA GELENLER (Okul Öyküleri)</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0w2bK99ZJI/AAAAAAAAAFo/0LjvIm1eqtg/s1600-h/turgutzaim3pe2.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 266px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0w2bK99ZJI/AAAAAAAAAFo/0LjvIm1eqtg/s320/turgutzaim3pe2.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5425771491503203474" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://numankurt.blogcu.com/aklima-gelenler-okul-oykuleri/4939179" rel="bookmark"&gt;AKLIMA GELENLER (Okul Öyküleri)&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;15/2/2009 &lt;br /&gt;               "Yirmi iki yıl bir Anadolu kasabasında  &lt;br /&gt;                 Çıplak tepelerin,dağların çevirdiği  &lt;br /&gt;                 Bozkırın ortasında    &lt;br /&gt;                 Güzel dilimin şiirlerini, öykülerini     &lt;br /&gt;                 Okudum    &lt;br /&gt;                 O solgun yüzlü    &lt;br /&gt;                 Köy, kasaba çocuklarına"      &lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;        Hiç unutmuyorum.Dersleri tekdüzelikten kurtarmak için , işte sözlük, metin çalışmaları ,dilbilgisi konularını işlerken okuma parçası hangi türdeyse o türde yazılmış yazıları okurdum öğrencilerime. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;           Bir "Havva" öyküsü vardı Vüsat O.Bener adındaki yazarımızın. "Benim saçlarım yumuşak, Havva'nın saçları keçe gibi..."diye başlayan bu öyküde evin küçük kızının gözüyle yakın bir köyden getirilen "besleme" kız Havva anlatılıyordu. Öyle sessiz, ilgiyle dinlerlerdi ki öyküyü teşekkürleri gözlerinden anlaşılırdı."Öğretmenim bir öykü daha..."diye bağrışırlardı. O dinleyen beyinlere neler okumazdım ki...Ömer Seyfettin öyküleri, Cahit Kulebi, Fazıl Hüsnü, Orhan Veli şiirleri, başka seçme öyküler, masallar hatta Necip Fazıl'dan "Kaldırımlar".Şimdi değişik mesleklerde, işlerde çalışan öğrencilerimden mesajlar alıyorum."Bize dilimizin zevkini tattırdınız." diyenler var, minnet duygusunu ifade edenler var. Ee ne yaparsın bizim gibi öğretmen eskilerinin azığı da bu. Herkes yerinde, işinde sağ olsun. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;.........&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;         Sınıfa girdim.Günün ilk dersi.Ön sıradan bir kız öğrenci parmak kaldırıyor."Söyle Üstün" diyorum, "sabah sabah bu heyecanın ne?" "Öğretmenim" diyor bu Gümüşkümbet köyünden ilçenin ortaokuluna yeni gelmiş saf, temiz köylü kızı "cık, nasıl yazılır?" Ben bunu yazıyla tam anlatamıyorum. Hani bizim yörede bir şey sorulduğunda ağızla "Hayır!" anlamına gelen bir ses çıkarılır ya, Üstün onu soruyor işte. Ne diyeceğimi şaşırıyorum. Biraz kem kümden sonra "Cık" diye yazılır herhalde Üstün!" diyorum. Üstün o sesi ağzıyla çıkarıyor, deftere "cık" yazıyor; ama bir türlü kafasına yatmıyor bu.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; ................  &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;        Okul yeni açıldı. O zaman ilköğretim okulları yok. Ortaokul olarak adı geçiyor. Aflak (Altınyazı) köyünden beş altı öğrenciyi peş peşe kaydoldukları için aynı sınıfa vermişler, 6/E sınıfına. İlk ders genellikle yeni öğrencileri tanımakla geçer. Onları hem konuşturur hem de aile yapısıyla tanırız. Tahtaya kaldırdığım ilk öğrenciye soruyorum:  &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;       -Adın ne?   &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;       -Evet öğretmenim,Metin...   &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;       -Hangi okuldan geldin?  &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;       -Evet öğretmenim Altınyazı ilkokulundan.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;      Numaraları da art arda olan bu öğrencilerin hepsi, her söze "Evet..."ile başlıyor. Bu benim tuhafıma gitti. Daha sonra o köyü bilen öğretmen arkadaşlara sorduğumda bunun nedenini öğrendim. Köyün ilkokulunda bu çocukları beş yıl okutan öğretmen her söze "Evet.." diyerek başlarmış. Bu olay da bize anlatıyor ki insan eğitiminde en önemli kişi ilkokuldaki öğretmenidir.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; ....................  &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;                 "Sevgiyi gözler belli eder    &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;                  İçinde pırıltı&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;                  İçinde ışık   &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;                  İçinde gözyaşı  &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;                  Yoksa    &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;                  Neye yarar o gözler" &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;       Dün "Sevgililer Günü"ydü. Tüketim düzenlerinin kurulduğu toplumlarda sayısı her geçen gün çoğalan o "günler"den biri işte. Sevgi her zaman içindir, öyle senede bir gün hatırlanmaz.Birkaç kez bıkmadan seyrettiğim bir film var. Ünlü Kırgız yazar Cengiz Aytmatov'un eserinden uyarlama: "Selvi Boylum, Al Yazmalım".O filmde en hoşuma giden cümle şudur: "Sevgi emektir, sevgi paylaşmaktır...". Neymiş efendim, ilk görüşte aşık olmuşmuş.Laf bunlar. Sen karşındakini tanımadan, emek vermeden, paylaşmadan onu nasıl seversin, ona nasıl aşık olursun? "Sevgili" sevgi duyulan demektir. Bu hep karşındaki bayan ya da erkek olmaz ya! Ana, baba, kardeş,evlat, arkadaş, eş...sevilen herkes sevgilidir.Sevginiz hiç eksilmesin efendim. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;              "Elbette özlüyorum    &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;                Sabahları bir öğrencimin &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;               'Günaydın!' deyişini   &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;                Ama her şeyin    &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;                Bir sonu var    &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;                Yeni başlangıçlar bulup   &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;                Paylaşarak&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;                Anlamlı kılacaksın bu tekdüze hayatın&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;                Gidişini"&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;              &lt;br /&gt; Numan Kurt    &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;                                                                                                              &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2374893240585951756-1259873533076751510?l=numankurt.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://numankurt.blogspot.com/feeds/1259873533076751510/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://numankurt.blogspot.com/2010/01/aklima-gelenler-okul-oykuleri.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2374893240585951756/posts/default/1259873533076751510'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2374893240585951756/posts/default/1259873533076751510'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://numankurt.blogspot.com/2010/01/aklima-gelenler-okul-oykuleri.html' title='AKLIMA GELENLER (Okul Öyküleri)'/><author><name>Numan Kurt</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02004156882769949389</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0o89TbA7EI/AAAAAAAAAAU/WnCLY9bXgPQ/S220/untitled.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0w2bK99ZJI/AAAAAAAAAFo/0LjvIm1eqtg/s72-c/turgutzaim3pe2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2374893240585951756.post-2448874791021366091</id><published>2010-01-10T06:46:00.000-08:00</published><updated>2010-01-16T02:04:32.049-08:00</updated><title type='text'>MÜDÜR KOLTUĞUNDA YATAN FARE (Okul Öyküleri)</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S1GPK4K_b6I/AAAAAAAAAHI/gtCR3Oy1HMo/s1600-h/images.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 129px; height: 94px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S1GPK4K_b6I/AAAAAAAAAHI/gtCR3Oy1HMo/s320/images.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5427276442998108066" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S1GOmd4vxHI/AAAAAAAAAHA/3MG0gp0TAP4/s1600-h/image.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 111px; height: 100px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S1GOmd4vxHI/AAAAAAAAAHA/3MG0gp0TAP4/s320/image.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5427275817466971250" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://numankurt.blogcu.com/mudur-koltugunda-yatan-fare-okul-oykuleri/4800689" rel="bookmark"&gt;MÜDÜR KOLTUĞUNDA YATAN FARE (Okul Öyküleri)&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;23/1/2009 &lt;br /&gt;      -Öğretmenim, ben koymuştum o ölü fareyi müdire hanımın koltuğuna, dedi Nihal.   &lt;br /&gt;      -Neden Nihal? Neden bu akla gelmez hareketi yaptın? &lt;br /&gt;      -Anlatayım da dinleyin. Geçtiğimiz 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı günü sabahı okulun kapısındaydık.Biliyorsunuz ben bando takımındayım. Arkadaşlarla bir iki tıngırdatıp güya prova yapıyorduk. Bu sırada okul müdiremiz Nadire Hanım geldi. Hiçbirimize "günaydın" bile demeden  benim kulağımı tuttu ve "Sen bir öğrencisin, nasıl böyle saçlarına fön çektirir, süslenirsin?" diyerek hakaret içeren sözlerle beni azarladı. Arkadaşlarımın içinde çok aşağılanmıştım. "Ben bunun acısını çıkarırım!" dedim içimden. İşte iki aydır aradığınız öğrenci benim. Şimdi hakkımda istediğiniz işlemi yapabilirsiniz.   &lt;br /&gt;      Öğretmen, şaşkınlıkla dinledi Nihal'in bu samimi itirafını. İki ay önce okulda olanları düşündü ve gülümseyerek "Teşekkür ederim kızım, otur yerine!" dedi.    Peki nasıl gelinmişti bugüne?&lt;br /&gt;       ...............  &lt;br /&gt;       Öğretmenler odasında birkaç öğretmen oturmuş sohbet ediyor. Bunlardan Suzan Hanım ve Ayşe Hanım o gün okul nöbetçisi. Odanın kapısı hızla açılıyor.Müdire hanımın zaten kırmızı olan suratı iyice kızarmış, bağırıyor: &lt;br /&gt;      -Siz nasıl böyle oturursunuz? Aşağıda olanlardan haberiniz var mı?  &lt;br /&gt;      -Hele oturun, sakin olun, diyor okulun en kıdemli öğretmeni Mehmet Bey.  &lt;br /&gt;      -Nasıl sakin olurum hocam, aşağıda odama inin de bakın neler olduğuna. Bunun hesabını bu nöbetçi öğretmenlerden soracağım. Kesin onlar yaptırmıştır.  &lt;br /&gt;      -Aman müdire hanım, peşin karar vermeyin. Bir bakalım odanıza. &lt;br /&gt;      Müdirenin değer verdiği,anlamadığı gelen yazıları bile danıştığı Mehmet Bey'le diğer öğretmenler koşar adımlarla müdür odasına iniyorlar. İçerdeki manzara şu: Müdür koltuğunun üstünde bir fare yan gelmiş yatıyor. Keyfi de çok yerinde diyeceğiz; ama bu bir ölü fare. Öğretmenler şaşkınlık içinde; ama bir yandan da pek belli etmeden bıyık altından gülüyorlar. Müdire hanım köpürüyor iki nöbetçi öğretmene:  &lt;br /&gt;     -Biliyorum siz yaptırdınız bunu, ben size bunun hesabını soracağım! &lt;br /&gt;     -Olur mu müdire hanım, diyor Mehmet Öğretmen, bir öğretmen böyle bir davranışı nasıl yapar? Eski anlaşmazlığınıza dayanıp sinirle hemen karar vermeyin. Biz bunu yapanı zamanla ortaya çıkarırız.&lt;br /&gt;     Herkes şaşkınlık içindeyken müstahdem Hüseyin'i çağırıyor Mehmet Bey:&lt;br /&gt;    -Hüseyin, temizle şunu! Müdire hanım, siz de sakinleşin. Bunu öğrencilerden biri yapmıştır, biz araştırır, bulur, disiplin kurulu olarak cezasını veririz. Başka yere haber verdiniz mi?&lt;br /&gt;    -İlçe milli eğitime telefon ettim.&lt;br /&gt;    -Önemli değil, üstelemeyin, kısa zamanda çözeriz. &lt;br /&gt;    Bu arada müdire hanımla araları zaten bozuk olan nöbetçi öğretmenler bir taraftan suçlandıkları için ona kızarlarken bir taraftan da olayı düşünüp kıs kıs gülüyorlar. Mehmet Bey işaret parmağını dudaklarına götürerek "Sus!"işareti yapıyor onlara. Bu arada fare ölüsünü atıp gelen Hüseyin gülerek:&lt;br /&gt;     -Hocam, şeytanın aklına gelmez, kim yapmış bunu?&lt;br /&gt;     -Aman Hüseyin, diyor Mehmet Bey, bir de sen yangına körükle gitme, diye kulağına fısldıyor Hüseyin'in. Sen ellerini sabunla, çay getir de içelim.&lt;br /&gt;      ............. &lt;br /&gt;      İşte olay bu. Daha önce Marmara'da bir ilçeye atanmak için dilekçe veren müdire hanım iki ay içinde okuldan ayrılıyor. O ayrıldığı gün de Nihal sınıfta Mehmet Bey'in dersinde bu tuhaflığı kendisinin yaptığını itiraf ediyor. &lt;br /&gt;      İnsan bazı olaylara gülsün mü ağlasın mı bilemiyor. Okulun bu yaştaki en güzel kızlarından birine arkadaşlarının içinde hakaret etmek böyle bir cezayı gerektirir miydi, diye düşünür bazen Mehmet Öğretmen. Kötü niyetli olmayan; ama bunun yanında da becerikli, işini bilen biri de olmayan müdire hanımı da düşündükçe üzülür. Üç yıl boyunca öğretmeninden, öğrencisinden çok saygı gördüğü okulu aklına gelir bazen. İnsanın eğitimi gerçekten zordur;  ama zorluğu yanında çok da keyiflidir.&lt;br /&gt;.........                                                                                                       &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Not: Bu olayda öğretmen isimleri değiştirilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;   Numan Kurt&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2374893240585951756-2448874791021366091?l=numankurt.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://numankurt.blogspot.com/feeds/2448874791021366091/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://numankurt.blogspot.com/2010/01/mudur-koltugunda-yatan-fare-okul.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2374893240585951756/posts/default/2448874791021366091'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2374893240585951756/posts/default/2448874791021366091'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://numankurt.blogspot.com/2010/01/mudur-koltugunda-yatan-fare-okul.html' title='MÜDÜR KOLTUĞUNDA YATAN FARE (Okul Öyküleri)'/><author><name>Numan Kurt</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02004156882769949389</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0o89TbA7EI/AAAAAAAAAAU/WnCLY9bXgPQ/S220/untitled.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S1GPK4K_b6I/AAAAAAAAAHI/gtCR3Oy1HMo/s72-c/images.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2374893240585951756.post-3079157981585501883</id><published>2010-01-10T06:36:00.000-08:00</published><updated>2010-06-06T20:45:47.472-07:00</updated><title type='text'>OTUZ ALTI YILDAN KALANLAR (Okul Öyküleri)</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S022eozdzjI/AAAAAAAAAF4/Nx2XlX7-1p8/s1600-h/untitled.bmp"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5426193763516927538" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 120px; CURSOR: hand; HEIGHT: 90px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S022eozdzjI/AAAAAAAAAF4/Nx2XlX7-1p8/s320/untitled.bmp" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://numankurt.blogcu.com/otuz-alti-yildan-kalanlar-okul-oykuleri/4769705" rel="bookmark"&gt;OTUZ ALTI YILDAN KALANLAR (Okul Öyküleri)&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;17/1/2009&lt;br /&gt;O gün yazılı sınav yapacaktı öğretmen. Okulda şimdiki gibi ne baskı ne fotokopi makinesi vardı. Sınavda sorular okuma parçalarından alınan bir metne dayandığı için ilk dersin yarısına kadar tahtaya yazdığı metni, sınav kağıdına yazdırır; sonra da soruları sıralardı. Öğrenci, alınan okuma parçasına dayalı soruları yanıtlarken okuma, anlama gücünü de geliştirmeliydi.&lt;br /&gt;İlk dersin ortalarına doğru sorular bitti, öğrenciler sessizlik içinde yanıtlamaya başladılar soruları. Birbirlerine bakmanın dışında kopya çekmek de mümkün değildi. Ayakta yorulan öğretmen, masasına oturdu, öğrencileri de bakışlarıyla kontrol altına aldı.&lt;br /&gt;Sınıfın en arkasında sağ taraftaki sırada, duvardan yana oturan Orhan terlemiş, kıpkırmızı olmuştu. Eğilip bakışlarını sıranın altına yöneltmiş, tedirgin bir haldeydi. Öğretmen, yerinden yavaşça kalktı. Sınıfın içinden bir tur attıktan sonra arka sıraya, Orhan'la Erdal'ın oturduğu sıraya geldi. Orhan, bacaklarını birleştirmiş, süveterini de pantolonunun önüne doğru iyice çekmişti. Kopya olacağı tahminiyle eğilip süveteri yukarı çeken öğretmen, o bölgenin ıpıslak olduğunu görünce yavaşça doğruldu. Utançtan kıpkırmızı olan öğrencisinin kulağına eğilerek:&lt;br /&gt;-Sen sakin ol, kağıdını herkes çıkınca ver, ben hallederim.&lt;br /&gt;Orhan'ın yanındaki Erdal'a da:&lt;br /&gt;-Bu olayı kimse duymayacak.Yalnız ikimiz biliyoruz. Sen de sınıftan herkes çıkınca çıkacaksın, dedi.&lt;br /&gt;Yerine oturdu öğretmen. Biraz da kendisi suçluydu bu işte. İki ders saati yazılı sınav yaptığına göre "İhtiyacı olan dışarıya çıkabilir." demeliydi. Ne yapmalıydı şimdi. Orhan çok onurlu, utangaç bir öğrenciydi. Babası, ilçede bir kuruluşun müdürüydü, böyle son derece olağan durumları anlayışla karşılayacak biri değildi. Öğrencinin de diline düşerse bu olay, Orhan çok ezilir, iyice içine kapanırdı. İkinci dersin sonuna doğru öğrenciler sınav kağıtlarını tek tek vererek okul bahçesine çıktılar. Erdal da kağıdını verdi. Öğretmen, onu bir kez daha ağzını sıkı tutması konusunda uyardı. Sınıfta yerinden kalkmayan Orhan'a:&lt;br /&gt;-Kalk oğlum, bu olayı Erdal'dan başka kimse duymayacak. Ben koridordaki öğrencileri de bahçeye çıkaracağım. Sen tuvaletin kabinlerinden birine gir. Sonrasını zil çalıp öğrenci sınıflara girince hallederiz. Bu durumdan dolayı da hiç eziklik duyma. Son derece normaldir. Benim de kusurum var.&lt;br /&gt;Koridora çıktı, oradaki birkaç öğrenciyi de aşağıya yolladı öğretmen. Bu arada Orhan da hızla tuvalete girdi.Zilin çalmasını bekleyecekti. Hemen okul hademesi Eşref'i çağırdı öğretmen:&lt;br /&gt;-Eşref, yangın kovasıyla su al, şu sınıfı toz kalkmasın diye iyice sula. Sıraların üzerine de yalandan dök.Sebebini sonra anlatırım sana.&lt;br /&gt;Eşref, denileni yaptı. Sınıfı sulamakta amaç arka sıradaki ıslaklığı öğrencilerin fark etmemesiydi. Sınıf sulanırsa o da arada kaynar giderdi. Giriş zili çaldı. Bütün öğrenci sınıflara girdi. Öğretmenler de girip ortada kimse kalmayınca Orhan'ın yanına giden öğretmen:&lt;br /&gt;-Sana taksi çağırayım Orhan.Eve kadar gidersin.&lt;br /&gt;-Hayır hocam. Babam fark etmesin. Ben sessizce eve giderim. Yeter ki okuldan çıkayım.&lt;br /&gt;-Peki, bahçe kapısına kadar ben de seninle gelir, başkalarının görmelerini önlerim.&lt;br /&gt;-Her şey için teşekkür ederim hocam.&lt;br /&gt;Öğretmen, onu bahçe kapısına kadar götürdü. Minnet duygusu içindeki Orhan evlerine doğru gitti. Artık eve mi, başka bir yer mi gitti bilinmez. Çünkü onu evde şefkatle karşılayacak bir anne de yoktu, analık vardı. Bu basit gibi görünen; ama o yaştaki öğrenciler için çok üzücü olan olayı öğretmen, Orhan ve Erdal'dan başka kimse duymadı.&lt;br /&gt;Orhan şimdi nerelerdedir.Öğretmeni onu okul bittikten sonra hiç görmedi. Erdal ise şu anda sanıyorum yarbay veya albay rütbesinde bir subay. Onun ağzı sıkılığını da çalışkanlığı kadar takdir etmiştir öğretmeni. Yaşamda bazen çok basit gördüğümüz olaylar , yönümüzü öyle etkiler ki...&lt;br /&gt;Diyor ki Necati Cumalı bir öyküsünde: "Hikaye mi istiyorsun yazmak için. Aç şu kapıyı, gir. Anlatılacak ne hikayeler vardır." Emekli olduktan sonra da "Günaydın öğretmenim!" seslerini özleyenlerin anlatacakları çoktur. O zaman anlatmak gerek . Orhanlar, Erdallar sizi hep anımsayacak öğretmeniniz. Yeter ki ona gördüğünüzde bir merhaba diyesiniz.&lt;br /&gt;............&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Not: Bu yazıda olayı yaşayan öğrencilerin adları değiştirilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Numan Kurt&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2374893240585951756-3079157981585501883?l=numankurt.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://numankurt.blogspot.com/feeds/3079157981585501883/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://numankurt.blogspot.com/2010/01/otuz-alti-yildan-kalanlar-okul-oykuleri.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2374893240585951756/posts/default/3079157981585501883'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2374893240585951756/posts/default/3079157981585501883'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://numankurt.blogspot.com/2010/01/otuz-alti-yildan-kalanlar-okul-oykuleri.html' title='OTUZ ALTI YILDAN KALANLAR (Okul Öyküleri)'/><author><name>Numan Kurt</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02004156882769949389</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0o89TbA7EI/AAAAAAAAAAU/WnCLY9bXgPQ/S220/untitled.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S022eozdzjI/AAAAAAAAAF4/Nx2XlX7-1p8/s72-c/untitled.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2374893240585951756.post-3544354914503202096</id><published>2010-01-10T06:29:00.000-08:00</published><updated>2010-01-11T10:52:54.486-08:00</updated><title type='text'>EL ELE GEZMEK İSTERİM</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0r8aCuVcqI/AAAAAAAAAB4/Ea4FwGX75f4/s1600-h/untitled.bmp"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5425426225459196578" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 130px; CURSOR: hand; HEIGHT: 97px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0r8aCuVcqI/AAAAAAAAAB4/Ea4FwGX75f4/s320/untitled.bmp" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0r735rcpPI/AAAAAAAAABw/1_T3q1uR3kM/s1600-h/untitled.bmp"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5425425638915613938" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 103px; CURSOR: hand; HEIGHT: 130px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0r735rcpPI/AAAAAAAAABw/1_T3q1uR3kM/s320/untitled.bmp" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://numankurt.blogcu.com/el-ele-gezmek-isterim/4772984" rel="bookmark"&gt;EL ELE GEZMEK İSTERİM&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;17/1/2009 &lt;br /&gt;"Amca" diyor&lt;br /&gt;Sevgili yeğenim Selçuk&lt;br /&gt;Yazılarıma yaptığı yorumda&lt;br /&gt;"Hep eskileri anlatma!&lt;br /&gt;Biraz da torunu yaz."&lt;br /&gt;Bu benim de her zaman aklımda&lt;br /&gt;Hani yazmadım da değil&lt;br /&gt;Dedim ki daha önce bir fotoğrafının altına&lt;br /&gt;"Torun yeni bir hayatmış&lt;br /&gt;Tomurcukmuş bir ağaçta yeni patlayan&lt;br /&gt;Hani baharda çiçekler nasıl açar&lt;br /&gt;Açtı bizim de çiçeğimiz&lt;br /&gt;Yeni çiçekler açsın bahçemizde&lt;br /&gt;Mutluluğu su gibi içelim biz"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Orhan Veli diyor ya bir şiirinde&lt;br /&gt;"Bir yer var, biliyorum&lt;br /&gt;Her şeyi söylemek mümkün&lt;br /&gt;Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum&lt;br /&gt;Anlatamıyorum"&lt;br /&gt;İşte sevgili yeğenim&lt;br /&gt;Gerçek şiirdir o anlatılamayanlar&lt;br /&gt;Ben de istiyorum&lt;br /&gt;Pek çok duyguları anlatmayı&lt;br /&gt;Ama anlatamıyorum&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğuştan altı aylık olana dek&lt;br /&gt;Onun doyulmaz&lt;br /&gt;Bebek kokusu&lt;br /&gt;Sonra gülücükler gülücükler&lt;br /&gt;Şimdilerde söylediği&lt;br /&gt;Anlaşılmaz sözcükler&lt;br /&gt;Üç gün görmesek&lt;br /&gt;Özlüyoruz onu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Derim ki ben&lt;br /&gt;Aşık Veysel'in "İki kapılı han"&lt;br /&gt;Diye anlattığı bu hayatta&lt;br /&gt;Yaşasın herkes bir gün bu mutluluğu&lt;br /&gt;Gelecek günlerde iki torunumla&lt;br /&gt;Parklarda&lt;br /&gt;Gezmek isterim&lt;br /&gt;Onların ellerinde balonlar&lt;br /&gt;Benim elimde onların elleri&lt;br /&gt;"Tanrım sana şükürler olsun"diyerek&lt;br /&gt;O mutluluğu&lt;br /&gt;Yaşamak isterim&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Numan Kurt&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2374893240585951756-3544354914503202096?l=numankurt.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://numankurt.blogspot.com/feeds/3544354914503202096/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://numankurt.blogspot.com/2010/01/el-ele-gezmek-isterim.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2374893240585951756/posts/default/3544354914503202096'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2374893240585951756/posts/default/3544354914503202096'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://numankurt.blogspot.com/2010/01/el-ele-gezmek-isterim.html' title='EL ELE GEZMEK İSTERİM'/><author><name>Numan Kurt</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02004156882769949389</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0o89TbA7EI/AAAAAAAAAAU/WnCLY9bXgPQ/S220/untitled.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0r8aCuVcqI/AAAAAAAAAB4/Ea4FwGX75f4/s72-c/untitled.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2374893240585951756.post-6908559208749351854</id><published>2010-01-10T06:06:00.001-08:00</published><updated>2010-01-11T10:52:13.758-08:00</updated><title type='text'>BİR DEĞİŞİK AĞIT</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0r6Y72yNRI/AAAAAAAAABg/0gJuNWwzpzM/s1600-h/s1093905590_171250_8523.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5425424007412462866" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 130px; CURSOR: hand; HEIGHT: 98px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0r6Y72yNRI/AAAAAAAAABg/0gJuNWwzpzM/s320/s1093905590_171250_8523.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://numankurt.blogcu.com/bir-degisik-agit/4999816" rel="bookmark"&gt;BİR DEĞİŞİK AĞIT &lt;/a&gt;(Yakınlarıma)&lt;br /&gt;Bilmem ki ne düşünüp ne desem&lt;br /&gt;Ne yazıp ne söylesem&lt;br /&gt;Aylardır her sabah&lt;br /&gt;Bilgisayarın başında&lt;br /&gt;Elimde senden hatıra tespih&lt;br /&gt;Ne varsa geçmişe dair&lt;br /&gt;Bir bir hepsini&lt;br /&gt;Dizelerle kağıda döksem&lt;br /&gt;Her telefonda "Ben iyiyim,ilaçlarımı alıyorum"&lt;br /&gt;Diyen sesi&lt;br /&gt;Nereden bilirdik ölümün&lt;br /&gt;Ensesindeymiş hep nefesi&lt;br /&gt;Hani ne diyor şair&lt;br /&gt;Herkesin ezberinde olan dizesinde:&lt;br /&gt;"Her ölüm erken ölümdür."&lt;br /&gt;O da bize acı sürpriz yaptı&lt;br /&gt;Bir ekim gecesinde&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Umutla bekledik hastahane kapısında&lt;br /&gt;İyileşecek&lt;br /&gt;Torunlarını sevecekti daha&lt;br /&gt;Birden&lt;br /&gt;"Babam! Babam!" sesleri&lt;br /&gt;Sevgili yeğenim Alper'in&lt;br /&gt;Senin acınla yandı, ağladı&lt;br /&gt;Sevdiklerin&lt;br /&gt;Der ki Yunus Emre&lt;br /&gt;Bir dörtlüğünde:&lt;br /&gt;"Bir garip ölmüş diyeler&lt;br /&gt;Üç gün sonra duyalar&lt;br /&gt;Soğuk su ile yuyalar&lt;br /&gt;Şöyle garip bencileyin"&lt;br /&gt;Öldükten sonrasını&lt;br /&gt;Ne kadar alçakgönüllü&lt;br /&gt;Anlatıştır bu&lt;br /&gt;Ama seni sevenler&lt;br /&gt;Senin sevdiklerin hiç yalnız bırakmadılar&lt;br /&gt;Hatıralarınla dolup taştı&lt;br /&gt;Günlerce evin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi çocukluk,gençlik,okul yıllarımızla&lt;br /&gt;Anıyorum seni&lt;br /&gt;Hani yaşlarımız da yakın ya&lt;br /&gt;Her ne kadar üç yaş büyük olsan da&lt;br /&gt;Benden zayıf görünüyorsun&lt;br /&gt;Güreş tuttuğumuz&lt;br /&gt;O fotoğrafında&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendini suçlamayasın&lt;br /&gt;Sevgili yeğenim Mete&lt;br /&gt;"Benim yüzümden&lt;br /&gt;Bana üzüldü de böyle oldu" diye&lt;br /&gt;Ölüm her fani içindir&lt;br /&gt;Erken de olsa&lt;br /&gt;Tanrı'nın yazgısıdır bu&lt;br /&gt;"Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler&lt;br /&gt;Bilmez ki, giden sevgililer dönmeyecekler"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimse "Niye yazdın böyle ?"&lt;br /&gt;Diye kızmasın&lt;br /&gt;Neye yarar&lt;br /&gt;Yazılmayan, söylenmeyen&lt;br /&gt;Duygular&lt;br /&gt;Benim ağlayışım da bu&lt;br /&gt;Daha anlatacak ne çok şey&lt;br /&gt;Var&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Numan Kurt&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2374893240585951756-6908559208749351854?l=numankurt.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://numankurt.blogspot.com/feeds/6908559208749351854/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://numankurt.blogspot.com/2010/01/bir-degisik-agit_10.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2374893240585951756/posts/default/6908559208749351854'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2374893240585951756/posts/default/6908559208749351854'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://numankurt.blogspot.com/2010/01/bir-degisik-agit_10.html' title='BİR DEĞİŞİK AĞIT'/><author><name>Numan Kurt</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02004156882769949389</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0o89TbA7EI/AAAAAAAAAAU/WnCLY9bXgPQ/S220/untitled.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0r6Y72yNRI/AAAAAAAAABg/0gJuNWwzpzM/s72-c/s1093905590_171250_8523.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2374893240585951756.post-2643642565828650697</id><published>2010-01-10T05:57:00.000-08:00</published><updated>2010-01-11T10:51:12.292-08:00</updated><title type='text'>AMAN TANDIR</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0sQvLHJqqI/AAAAAAAAAC4/zgXa_Yci8ho/s1600-h/images.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5425448578720574114" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 142px; CURSOR: hand; HEIGHT: 94px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0sQvLHJqqI/AAAAAAAAAC4/zgXa_Yci8ho/s320/images.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0sQTNftw8I/AAAAAAAAACw/6hMjbSQhzjo/s1600-h/images.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5425448098324136898" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 124px; CURSOR: hand; HEIGHT: 94px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0sQTNftw8I/AAAAAAAAACw/6hMjbSQhzjo/s320/images.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://numankurt.blogcu.com/aman-tandir/5045732" rel="bookmark"&gt;AMAN TANDIR&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;4/3/2009 &lt;br /&gt;Büyük ressam, şair,yazar Bedri Rahmi Eyüboğlu "TEZEK" adlı kitabında anlatıyor: "Bakanlıklardan birine yeni gelen toy bir memur, çeşitli yakıtlar üzerine bir çizelge hazırlamakla görevlevdirilmiş.Vilayetlerden birinde "Hangi yakacağı kullanıyorsunuz?" sorusuna yanıt olarak boyuna "tezek" lafı gelirmiş.Ömründe tezek nedir bilmeyen toy memur bir soru açmış o vilayetin görevlilerine: "Tezek nedir, miktarı, kalorisi?" Vilayetten şöyle yanıt gelmiş: "Tezek b.ktur, miktarı çoktur, kalorisi yoktur." Sonra devam ediyor Bedri Rahmi, Anadolu izlenimlerine şiirsel anlatımıyla:&lt;br /&gt;"Ah gözünü sevdiğim aydın kişi&lt;br /&gt;1952 senesinde Anadolu'da&lt;br /&gt;Hala tezektir her işin başı&lt;br /&gt;Amma burnumuzun dibindeki dağda linyit varmış&lt;br /&gt;Kara kömür çıkarmış on parmağını topraktan&lt;br /&gt;Damar damar&lt;br /&gt;Yüzümüze bakarmış&lt;br /&gt;Onun yanıbaşında başı boş bedava&lt;br /&gt;Kızılırmak akıp gidermiş&lt;br /&gt;Kimin umurunda...gelsin tezek,gitsin tezek&lt;br /&gt;Öyle tiryakileri var ki mübareğin&lt;br /&gt;Nerede ise iri kıyım sarıp tüttürecek"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok sevdiğim bu ressam ozanın satırlarını okurken benim de anlatacaklarım var bu tezekle ilgili diye düşündüm. "Yahu biz hangi devirdeyiz, şimdi tezekle ne işimiz var?" diye düşünenlere şunu hatırlatmak isterim: Bugün bile yurdumun doğusunda tezek çok önemli bir yakacaktır. Ayrıca geçmişin yaşayışı, kültürü bugünün gençlerine ancak dil yoluyla kalıcı olarak anlatılır.&lt;br /&gt;...........................&lt;br /&gt;Adamın adı Mustafa&lt;br /&gt;Ufacık bedende kocaman kafa&lt;br /&gt;Köyün sığırını güder&lt;br /&gt;Niye demiş ona köylü&lt;br /&gt;"Kazgüden"&lt;br /&gt;Kulakları da az duyan bu adam&lt;br /&gt;Komşu Avuç köyünden&lt;br /&gt;Üstelik de sığır güden&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öğle sıcağında yazın&lt;br /&gt;Getirir sığır sürüsünü Kazgüden amca&lt;br /&gt;Mezarlığın altındaki boşluğa&lt;br /&gt;O gün sığırın yattıktan sonra bıraktıklarını&lt;br /&gt;Yani b..larını&lt;br /&gt;Toplamak sırası kimdeyse&lt;br /&gt;Sığır kalkar kalkmaz&lt;br /&gt;Toplanır yaş yaş tezekler&lt;br /&gt;Sırası gelen de ertesi günü bekler&lt;br /&gt;Kazgüden amca da bu işin&lt;br /&gt;Sıraya koyanı&lt;br /&gt;Kolay mı olmak bu sürünün&lt;br /&gt;Baş çobanı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akşama doğru&lt;br /&gt;Devrilirken gün&lt;br /&gt;Sığır sürüsünü karşılarız&lt;br /&gt;Biz köy çocukları&lt;br /&gt;Köye dönen ineklerden&lt;br /&gt;Bir yaş, dumanı tüten&lt;br /&gt;Tezek düşecek de yere&lt;br /&gt;Biz de dolduracağız gözerlere&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kış ahırlarda biriken&lt;br /&gt;Hayvan dışkıları&lt;br /&gt;Her sabah&lt;br /&gt;Kadınlarımız tarafından&lt;br /&gt;Atılırlar temeğe&lt;br /&gt;Zamanı gelince kazarız biz onları&lt;br /&gt;Hepsi olur&lt;br /&gt;Kış için yakılacak kerme&lt;br /&gt;Ekmek yapılacaktır&lt;br /&gt;Aman tandır, gözüm tandır&lt;br /&gt;Tütme, yan da bizi&lt;br /&gt;Utandır&lt;br /&gt;Bizim gözümüz ekmekte değil çörekte&lt;br /&gt;Biter mi anaların, bacıların işi&lt;br /&gt;Ekmekten sonra kuru fasulye&lt;br /&gt;Vurulacaktır tandıra&lt;br /&gt;Çömlekte&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kermesiyle,yapmasıyla gıhıyla&lt;br /&gt;Tezeği andık&lt;br /&gt;Bedri Rahmi kadar güzel anlatamasak da&lt;br /&gt;Elimizden geldiğince&lt;br /&gt;Köyümüzün bir yönünü&lt;br /&gt;Daha yazdık&lt;br /&gt;...........&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Numan Kurt&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2374893240585951756-2643642565828650697?l=numankurt.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://numankurt.blogspot.com/feeds/2643642565828650697/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://numankurt.blogspot.com/2010/01/aman-tandir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2374893240585951756/posts/default/2643642565828650697'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2374893240585951756/posts/default/2643642565828650697'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://numankurt.blogspot.com/2010/01/aman-tandir.html' title='AMAN TANDIR'/><author><name>Numan Kurt</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02004156882769949389</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0o89TbA7EI/AAAAAAAAAAU/WnCLY9bXgPQ/S220/untitled.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0sQvLHJqqI/AAAAAAAAAC4/zgXa_Yci8ho/s72-c/images.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2374893240585951756.post-8566452323686368525</id><published>2010-01-10T05:46:00.000-08:00</published><updated>2010-01-16T02:10:17.450-08:00</updated><title type='text'>ÖYLESİNE BİR DENEME</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S1GQhE4PzbI/AAAAAAAAAHQ/oTsi0rlmYWo/s1600-h/nysakr4.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 240px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S1GQhE4PzbI/AAAAAAAAAHQ/oTsi0rlmYWo/s320/nysakr4.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5427277923877899698" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://numankurt.blogcu.com/oylesine-bir-deneme/5429906" rel="bookmark"&gt;ÖYLESİNE BİR DENEME&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;29/4/2009 &lt;br /&gt;   Boş kaldıkça Montaıgne'in  Denemeler'inden bölümler okurum. Çağlar ötesinden, beş yüz yıl öncesinden öyle seslenir ki bu aydınlanmacı bizlere,şaşar kalırsınız.Hayat,insan,dostluk,yalnızlık,mutluluk özgürlük,ölüm...üzerine yazdıkları insanın yaşam felsefesini bile değiştirir.   Bazen bir karamsarlık çöker üstüme.İstesem de kurtulamam bundan.Ne için?  Gelecek için, sağlık için,başka problemler için,yurdun hatta dünyanın geleceği için.Gençlerin bugünden yarına umutla,güvenle bakamadıklarını düşünürüm.Burada açıkça yazamadığım pek çok kaygı kemirir içimi. Sonra o konuyla ilgili bir Montaıgne denemesi okuyunca sanki dünyam değişir. Bu adamın dedikleri yüzde yüz doğruymuş gibi moralim yükselir.Oysa adı üzerinde bir "deneme"dir bu.&lt;br /&gt;    Herkesi korkutan,kaygılandıran "ölüm" üzerine bakın ne diyor Montaıgne:  "Başımıza bir kez gelen şey büyük bir dert sayılamaz.Bir anda olup biten bir şey için bu kadar uzun zaman korku çekmek akıl karı mıdır?"  "Bütün dertlerin bittiği yere gideceğiz diye dertlenmek ne budalalık!"  "Hayat, kendiliğinden ne iyi ne kötüdür.Ona iyiliği,kötülüğü katan sizsiniz.  Bir gün yaşadıysanız, her şeyi görmüş sayılırsınız.Bir gün bütün günlerin eşidir.Başka bir gündüz,başka bir gece yok ki!            &lt;br /&gt;    Babalarınız başka türlüsünü görmedi             &lt;br /&gt;   Torunlarınız başka türlüsünü görmeyecek"  &lt;br /&gt;   İşte bu adamı okudukça insanın ölüme bakışı bile değişiyor.Bu denemelerini Lucretius adlı bir şairin şiirleriyle de çok güzel süslüyor. Bu yazısında iki dize var ki gerçekten insana yaşam felsefesi aşılıyor:              &lt;br /&gt;   "İnsanlar yaşatarak yaşar birbirini                 &lt;br /&gt;    Ve hayat meşalesini,birbirine devreder koşucular gibi".&lt;br /&gt;    ............................ &lt;br /&gt;    Anadolu insanının hele de kendi bölgem olan Orta Anadolu insanının sıcaklığını, candanlığını,konukseverliğini iyi bilirim. Onların yeteri kadar eğitilmemişlikten kaynaklanan bazı davranışlarına hiç de tepeden bakmam.Biz çocukken çorba aynı tastan içilir, yemek aynı kapta yenirdi. Herkese ayrı ayrı tabak da yoktu,ayrı yemeyi düşünecek görgü de yoktu. İnsan neden kötümser, karamsar olur? Bu gün de insanımızın tuhaflıklarını anlatayım dedim.Bunları yazarken sakın yanlış anlaşılmasın. Doğrusu varken neden böyle eğrilerini yaparız, onu anlatmaya çalışacağım. Arkadaşlar benim bu davranışlar karşısında tavırlarıma alaycı yaklaştıkları için ben de alaycı bir dille anlatacağım.                                    &lt;br /&gt;               "Dersimiz Türkçe                &lt;br /&gt;                 Her yıl keyifle anlattığım bir konu:              &lt;br /&gt;                'Mektup Nasıl Yazılır?'                 &lt;br /&gt;                 Ali Ekber Çiçek türküsünün iki dizesiyle                &lt;br /&gt;                 Başlıyorum söze:             &lt;br /&gt;               "Mektup selam söyle benden sılaya                 &lt;br /&gt;                 Söyle benim için de eller ağlasın"                 &lt;br /&gt;                 Merakla dinliyorlar                &lt;br /&gt;                Anlatıyorum, anlatıyorum                  &lt;br /&gt;                Şuraya hitap,                  &lt;br /&gt;                Sonra giriş,gelişme, sonuç                  &lt;br /&gt;                Selamla başlamayın                  &lt;br /&gt;                Önce mektubun yazılış sebebini anlatın                  &lt;br /&gt;                Haberlerle,isteklerle geliştirin                  &lt;br /&gt;                Sonunda da kısaca selamınızı                 &lt;br /&gt;                İletin                &lt;br /&gt;                Şuna selam eder ellerinden,                 &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                 Diye uzatmanın                &lt;br /&gt;                 Var mı anlamı                 &lt;br /&gt;                 Dolmakalemle yazılmalı               &lt;br /&gt;                 Siyah ya da mavi mürekkepli                 &lt;br /&gt;                 Kağıt çizgisiz, beyaz olsun               &lt;br /&gt;                 Falan filan                &lt;br /&gt;                 Bir parmak kalkıyor arka sıralardan               &lt;br /&gt;               "Böyle her kurala uyarak                  &lt;br /&gt;                 Yazmazsak olmaz mı hocam?"                 &lt;br /&gt;                 Ben de diyorum ki               &lt;br /&gt;                 Hem ona hem sınıfa              &lt;br /&gt;               "Sen, tastaki çorbayı                  &lt;br /&gt;                 Tepene dikerek mi                &lt;br /&gt;                 Yoksa kaşıkla mı içersin                  &lt;br /&gt;                 İkisinde de çorba mideye gider                 &lt;br /&gt;                 Tepene dikersen elalem ne der?"               &lt;br /&gt;                 O zaman                &lt;br /&gt;                 Uyacaksın insana yakışana               &lt;br /&gt;                 Kurallara uygun olana                 &lt;br /&gt;                  .................... &lt;br /&gt;       Günlerden Pazar.Bugün kendimize kahvaltıda bir ziyafet çekelim diye sabah sabah pide fırınındayız. Sıcacık pideden iki tane istiyoruz.Fırıncı, sanki pideleri koyacağı gazete parçası çok temizmiş gibi bir de parmağıyla tükrüklüyor gazeteyi.Neden yaptığını soramıyorsunuz bile.Onun için bu o kadar doğal ki...      Yere tükürenlere, sümkürenlere sakın karışmayın.Dayak yiyebilirsiniz sonra. Sokak varken adam ağzını, burnunu niye evdeki lavaboda temizlesin(!)      Hani yazarken kullandığımız noktalama işaretleri var ya! Öyle alışmış ki bazıları, konuşurken küfür, olmuş onun cümlesinin noktası, virgülü.&lt;br /&gt;     Arkadaş grubu, oturuyoruz bir masaya. Salatası, mezesi, barbunyası, ezmesi geliyor sofraya. Beyefendi alıyor ekmeği, daldırıyor salataya. Dört parmak salatanın içinde. Canım tadı mı olurmuş böyle yemeyince.Biraz da kalender olmalıymış insan.   &lt;br /&gt;     Hangi devirde yaşıyoruz? Bir evde su içmek için tek bardak mı var? Yemek yerken, lokmayı çiğnerken ağzını açarsan elbete şapır şapır eder ağzın.      Böyle onlarca olumsuzluğu sıralamak mümkün. Eleştiri getirdiğinde size söylenen "İstanbul'da mı büyüdün kardeşim?" sözüdür.İnsan gibi davranmak, görgülü olmak için İstanbul'da mı büyümek gerekiyor? Gerçi şimdi o eski İstanbul da yok ya!&lt;br /&gt;     .................   &lt;br /&gt;      Önce  Montaıgne geldi aklıma. Sonra da insan gibi yaşamak.Kibarca davranmak varken kabalığın; temizlik varken pisliğin ne işi var yaşamımızda? Herhalde yanında nokta bile olamayacağım o büyük denemeciye özendim. Adı üzerinde deneme.İçinde de "ben" varım.&lt;br /&gt;.........&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         NumanKurt&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2374893240585951756-8566452323686368525?l=numankurt.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://numankurt.blogspot.com/feeds/8566452323686368525/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://numankurt.blogspot.com/2010/01/oylesine-bir-deneme.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2374893240585951756/posts/default/8566452323686368525'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2374893240585951756/posts/default/8566452323686368525'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://numankurt.blogspot.com/2010/01/oylesine-bir-deneme.html' title='ÖYLESİNE BİR DENEME'/><author><name>Numan Kurt</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02004156882769949389</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0o89TbA7EI/AAAAAAAAAAU/WnCLY9bXgPQ/S220/untitled.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S1GQhE4PzbI/AAAAAAAAAHQ/oTsi0rlmYWo/s72-c/nysakr4.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2374893240585951756.post-589815791073275096</id><published>2010-01-10T05:33:00.000-08:00</published><updated>2010-01-28T12:28:53.104-08:00</updated><title type='text'>BÖLÜK PÖRÇÜK (3)</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S2HzfSKT7AI/AAAAAAAAAH4/4b6fuE3AdiA/s1600-h/watermark.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5431890344362109954" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 214px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S2HzfSKT7AI/AAAAAAAAAH4/4b6fuE3AdiA/s320/watermark.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0r-fAKDyTI/AAAAAAAAACI/OLPnJ9ukQP4/s1600-h/untitled.bmp"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5425428509692774706" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 105px; CURSOR: hand; HEIGHT: 130px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0r-fAKDyTI/AAAAAAAAACI/OLPnJ9ukQP4/s320/untitled.bmp" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://numankurt.blogcu.com/boluk-porcuk-3/5446512" rel="bookmark"&gt;BÖLÜK PÖRÇÜK (3)&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;2/5/2009&lt;br /&gt;Utangacız,sessiziz ama&lt;br /&gt;O kadar da uysal değiliz&lt;br /&gt;Biz de&lt;br /&gt;Bazen elimizde kuş lastiği ya da&lt;br /&gt;Sapanla gezeriz&lt;br /&gt;Lastiği bulmak kolay&lt;br /&gt;Kesersin vagonetlerin eskimiş iç lastiğinden&lt;br /&gt;Peki ağaçtan çatalı nerde bunun&lt;br /&gt;Dikili ağaç yok ki köyde&lt;br /&gt;Kessek bu ağacın bir yerinden&lt;br /&gt;Satın alırdık herhalde&lt;br /&gt;Köye gelen çerçilerden&lt;br /&gt;..........&lt;br /&gt;Elimde kuş lastiği&lt;br /&gt;Dolaşıyorum ne yapacağımı bilmeden&lt;br /&gt;Birden bir serçe konuyor&lt;br /&gt;Teyzemgilin tandır damındaki bacaya&lt;br /&gt;Körün taşı denk gelir misali&lt;br /&gt;Lastikteki taşı salıyorum havaya&lt;br /&gt;Baktım bacaya konan o minicik serçe yok&lt;br /&gt;Korktu,uçtu gitti,diyorum&lt;br /&gt;Biraz sonra tandır damının&lt;br /&gt;Yanına varıp&lt;br /&gt;Küçük pencerenin camında&lt;br /&gt;Göğsü kanlı&lt;br /&gt;Çırpınan serçeyi görüyorum&lt;br /&gt;Kırlangıçları hiç vuramazdık ya&lt;br /&gt;Artık ne serçe ne de güvercin vuruyorum&lt;br /&gt;............&lt;br /&gt;İlkokul diplomalı da olsa&lt;br /&gt;O zamanlar&lt;br /&gt;Babam,köyün memuru&lt;br /&gt;İlçeden köye gelen&lt;br /&gt;Tapucusu,tahrirat katibi,bankacısı&lt;br /&gt;Öğle yemeğinde&lt;br /&gt;Bizim evde&lt;br /&gt;Haber gelir&lt;br /&gt;Yemek hazırlanacak&lt;br /&gt;Yumurta kırılacak&lt;br /&gt;Tereyağlı pilavın üstüne&lt;br /&gt;Tavuk da didilip konacak&lt;br /&gt;Şimdiki gibi hazır tavuk mu var&lt;br /&gt;Görev bize verilir&lt;br /&gt;Tavuk önde biz arkada koş babam koş&lt;br /&gt;Çok geçmez&lt;br /&gt;Bizim tavuk olur sarhoş&lt;br /&gt;Kanatlar düşer, ak tavuk koşamaz olur&lt;br /&gt;Biraz sonra kesilmiştir&lt;br /&gt;Kendini sıcak suda bulur&lt;br /&gt;Yerler, içerler, pantolon kemerleri göbek üstünde memurlar&lt;br /&gt;Evin çocukları da sıyrılmış kemiklere bakar&lt;br /&gt;............&lt;br /&gt;Bozkırın ortasında&lt;br /&gt;Düz ovada ağaçsız bir köy&lt;br /&gt;Toprak çok bereketli ama&lt;br /&gt;Yetişen buğday ve pancar&lt;br /&gt;Sebze,meyve ne arar&lt;br /&gt;Arada sırada ilçe pazarından gelen meyveler&lt;br /&gt;Onu da ev ahalisi&lt;br /&gt;Gıdım gıdım yer&lt;br /&gt;"Kömbe" denilen şehir ekmeği yani somun&lt;br /&gt;Ayda yılda bir kez kasabadan gelir&lt;br /&gt;Mübarek; pasta,börek niyetine yenir&lt;br /&gt;...........&lt;br /&gt;Bin dokuz yüz altmışlı,yetmişli yıllar&lt;br /&gt;Bir "Neşet Ertaş rüzgarı" esiyor&lt;br /&gt;Orta Anadolu'da&lt;br /&gt;Biz gençler de dinliyoruz&lt;br /&gt;Büyük zevkle&lt;br /&gt;Bu "Bozkırın Tezenesi"ni&lt;br /&gt;Radyoda ya da kırk beşlik plaklarda&lt;br /&gt;"Köprüden Geçti Gelin" türküsü&lt;br /&gt;En güzel ifadesini buluyor&lt;br /&gt;Halaylarda&lt;br /&gt;.............&lt;br /&gt;"Bölük Pörçük" anılarım&lt;br /&gt;Zaman zaman devam edecek&lt;br /&gt;Köyümün kırk elli yıl önceki&lt;br /&gt;Yaşam biçimi&lt;br /&gt;Bu tarz anlatımımla&lt;br /&gt;Köy sitemize&lt;br /&gt;Yine gelecek&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2 Mayıs 2009&lt;br /&gt;Numan Kurt&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2374893240585951756-589815791073275096?l=numankurt.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://numankurt.blogspot.com/feeds/589815791073275096/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://numankurt.blogspot.com/2010/01/boluk-porcuk-3.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2374893240585951756/posts/default/589815791073275096'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2374893240585951756/posts/default/589815791073275096'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://numankurt.blogspot.com/2010/01/boluk-porcuk-3.html' title='BÖLÜK PÖRÇÜK (3)'/><author><name>Numan Kurt</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02004156882769949389</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0o89TbA7EI/AAAAAAAAAAU/WnCLY9bXgPQ/S220/untitled.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S2HzfSKT7AI/AAAAAAAAAH4/4b6fuE3AdiA/s72-c/watermark.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2374893240585951756.post-8388736763689671635</id><published>2010-01-10T03:55:00.000-08:00</published><updated>2010-01-11T10:49:02.543-08:00</updated><title type='text'>BÖLÜK PÖRÇÜK (2)</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0sSBgT50vI/AAAAAAAAADA/hhEZ4ob87EA/s1600-h/s749652901_1328424_6941.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5425449993160479474" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 130px; CURSOR: hand; HEIGHT: 97px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0sSBgT50vI/AAAAAAAAADA/hhEZ4ob87EA/s320/s749652901_1328424_6941.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://numankurt.blogcu.com/boluk-porcuk-2/4852572" rel="bookmark"&gt;BÖLÜK PÖRÇÜK (2)&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;31/1/2009 &lt;br /&gt;Evler evler&lt;br /&gt;Toprak damlı evler &lt;br /&gt;Kış yaklaşıyor, kar, yağmur &lt;br /&gt;Bu evlerin damları&lt;br /&gt;Çorak ister &lt;br /&gt;Çorak dediğin iki köy ötede &lt;br /&gt;Güzyurdu'nda &lt;br /&gt;Traktörler getirmek için bu çorağı&lt;br /&gt;Yarışa çıkar &lt;br /&gt;Birbiri ardında &lt;br /&gt;Biz de iki emmi oğlu &lt;br /&gt;At arabasıyla &lt;br /&gt;Kaplumbağa ile tavşanın yarışı misali &lt;br /&gt;Düşeriz yollara&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bir göçmen köyü var &lt;br /&gt;İki saatlik yürüyüş mesafesi &lt;br /&gt;Adı Yurtyeri &lt;br /&gt;Onlar gelince, ben doğduğum yıl &lt;br /&gt;Kaymakamı vurmuş köylüm &lt;br /&gt;Yerleşirler de toprağımızı bölerler diye &lt;br /&gt;Köyüm medeniyeti onlardan öğrendi &lt;br /&gt;Tarlalar yine bölündü&lt;br /&gt;Kerpiç duvarımızı, sıvamızı onlar yaptı &lt;br /&gt;Pancar, ayçiçek ekmeyi onlardan öğrendik &lt;br /&gt;Bir de çatılı evi &lt;br /&gt;Çünkü onların hepsi işinin eri &lt;br /&gt;.............&lt;br /&gt;Akşam olur &lt;br /&gt;Çoluk çocuk yer sofrasında &lt;br /&gt;Çalarlar kaşığı bulgur pilavına&lt;br /&gt;Ya da ara sıra da olsa &lt;br /&gt;Patatese, patlıcana &lt;br /&gt;Daha sofra yeni kalkmıştır ki &lt;br /&gt;Duyulur dışarda &lt;br /&gt;Hakkı dayımın "Ben geliyorum" öksürüğü &lt;br /&gt;Tam da ne güzel sohbet olacak derken &lt;br /&gt;Uyuklamaya başlarlar Hacı dayı, Yaşar dayı, Ali Şükrü ağabey &lt;br /&gt;Her biri bir köşede &lt;br /&gt;...........&lt;br /&gt;Bir bayram sabahı &lt;br /&gt;Köyün aklı yeteni camide &lt;br /&gt;Gezici olduğunu söyleyen vaiz &lt;br /&gt;Konuşuyor o kutsal kürsüde &lt;br /&gt;Ama söyledikleri&lt;br /&gt;Çok tuhaf, saçma geliyor hepimize &lt;br /&gt;Dayanamıyor "Hatip" namıyla Hakkı Çavuş &lt;br /&gt;Bağırıyor vaiz bozuntusuna: &lt;br /&gt;"İn aşağı ordan dürzü!" &lt;br /&gt;Neye uğradığını şaşırıyor adam &lt;br /&gt;Allak bullak oluyor yüzü&lt;br /&gt;..........&lt;br /&gt;Kadınlarımız, kızlarımız &lt;br /&gt;Analarımız, bacılarımız&lt;br /&gt;Hele de yazın &lt;br /&gt;Durmadan çalışanlarımız, çalışanlarımız&lt;br /&gt;Az da olsa boş kaldığında&lt;br /&gt;Eline hemen kirman alanlarımız &lt;br /&gt;Şimdi ara sıra da olsa &lt;br /&gt;Aklıma gelir &lt;br /&gt;Düğünlerde &lt;br /&gt;"Su sızıyor, sızıyor taşların arasına &lt;br /&gt;Oğlan ben kurban olam kaşların arasına"&lt;br /&gt;Türküsüyle birlikte &lt;br /&gt;Def çalışınız &lt;br /&gt;.............&lt;br /&gt;Açarız uyumamışsak&lt;br /&gt;Akşam saat dokuzda radyoyu&lt;br /&gt;Dinleriz sanki huşu içinde &lt;br /&gt;"Mikrofonda Tiyatro"yu&lt;br /&gt;Bir de ramazan geceleri sahurda&lt;br /&gt;"Ah,Karagöz'üm" sesleri&lt;br /&gt;Köyde az bulunan radyodan &lt;br /&gt;Maç dinlemeye gelirlerdi bize &lt;br /&gt;Köyümün neredeyse tüm gençleri &lt;br /&gt;............&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Göllerinde kurbağalar öten &lt;br /&gt;Bacalarında Dadağı kömürü tüten &lt;br /&gt;Şimdilerde çoğu insanını&lt;br /&gt;Kentlere göçüren köyüm &lt;br /&gt;Anımsadıkça seni &lt;br /&gt;Hep anlatacağım &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Numan Kurt&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2374893240585951756-8388736763689671635?l=numankurt.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://numankurt.blogspot.com/feeds/8388736763689671635/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://numankurt.blogspot.com/2010/01/boluk-porcuk-2.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2374893240585951756/posts/default/8388736763689671635'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2374893240585951756/posts/default/8388736763689671635'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://numankurt.blogspot.com/2010/01/boluk-porcuk-2.html' title='BÖLÜK PÖRÇÜK (2)'/><author><name>Numan Kurt</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02004156882769949389</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0o89TbA7EI/AAAAAAAAAAU/WnCLY9bXgPQ/S220/untitled.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0sSBgT50vI/AAAAAAAAADA/hhEZ4ob87EA/s72-c/s749652901_1328424_6941.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2374893240585951756.post-1418225402834858349</id><published>2010-01-10T03:40:00.000-08:00</published><updated>2010-01-14T06:28:04.056-08:00</updated><title type='text'>BÖLÜK PÖRÇÜK (1)</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S08p7Pz8BEI/AAAAAAAAAGg/vnMchd-OEeU/s1600-h/Harman_Kaldirma6.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 222px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S08p7Pz8BEI/AAAAAAAAAGg/vnMchd-OEeU/s320/Harman_Kaldirma6.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5426602173838132290" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;BÖLÜK PÖRÇÜK (1)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne de ısıtır insanın içini&lt;br /&gt;Yaz günleri &lt;br /&gt;Ilık esen rüzgarla&lt;br /&gt;Sabah güneşi&lt;br /&gt;Komşu gelin Yeter bacının&lt;br /&gt;Transistörlü radyosunda&lt;br /&gt;"Şen ola düğün, şen ola"&lt;br /&gt;..........&lt;br /&gt;Çiy vardır erkenden&lt;br /&gt;Ağzını açmış bekleyen aslanlar gibi&lt;br /&gt;Ekinleri yutmayı bekler&lt;br /&gt;Biçerdöverler&lt;br /&gt;Hele bir kuşluk vakti gelsin&lt;br /&gt;Dinle o zaman&lt;br /&gt;Vagonete gürül gürül dökülen&lt;br /&gt;Buğdayın bereket sesini&lt;br /&gt;...........&lt;br /&gt;Sac kurulmuş dışardaki tandıra&lt;br /&gt;Ümüş ebem içli çörek yapıyor&lt;br /&gt;Çöreğin de kenarı kızarmış&lt;br /&gt;Hoş kokulu tereyağ akıyor&lt;br /&gt;Odanın kapısında&lt;br /&gt;Dedem&lt;br /&gt;Elinde peşkir&lt;br /&gt;Sinekleri kovalıyor&lt;br /&gt;Biraz gecikirse çörek&lt;br /&gt;Dövüşecek adam arıyor&lt;br /&gt;.............&lt;br /&gt;Bir telaş bir telaş köylüde&lt;br /&gt;Harman hasat zamanı&lt;br /&gt;Önce dökülür buğday kapıya&lt;br /&gt;Kamyoncular gelir, çinik çinik sayılır buğday&lt;br /&gt;Kışlık yiyecek, borç harç parası için&lt;br /&gt;Satılır "Yabanlı"ya&lt;br /&gt;Biter mi iş köy yerinde&lt;br /&gt;Sap çekilecek, patoza verilecek, saman yosulacak&lt;br /&gt;Biz üç kardeş kendi işimizle birlikte&lt;br /&gt;Koşarız yardıma&lt;br /&gt;Anamızın tek "gardaş"ı dayıma&lt;br /&gt;..............&lt;br /&gt;Güz yaklaşır&lt;br /&gt;Başlar köylünün tek eğlencesi düğünler&lt;br /&gt;Vursun davul, çalsın zurna&lt;br /&gt;Kurulsun sinsinler&lt;br /&gt;Öyle bir iki gün değil&lt;br /&gt;Dört gün sürer&lt;br /&gt;Komşu köylerden gelen gidenler&lt;br /&gt;Nasıl unutulur Haydar, Hüseyin ustaların&lt;br /&gt;"Gıy gıy" abdal havaları&lt;br /&gt;Atılan paraları sırt üstü yatıp alan köçeğin&lt;br /&gt;Zil şakırtıları&lt;br /&gt;Hele de peş peşe gelen&lt;br /&gt;Bu gün hepimizin unuttuğu&lt;br /&gt;Köyümün halayları&lt;br /&gt;En çok da gelin gideceği sabah&lt;br /&gt;Serilen çeyizi&lt;br /&gt;"Benim de olur mu bir gün?" diye&lt;br /&gt;Seyretmeyi severdim&lt;br /&gt;Gelin çıkarken evden zurnacının çaldığı&lt;br /&gt;Gelin havasıyla ben de bazen&lt;br /&gt;Gözyaşı dökerdim&lt;br /&gt;..............&lt;br /&gt;Çok severdi köyümün gençleri&lt;br /&gt;Futbol oynamayı&lt;br /&gt;Bir de o zamanın rüzgarıyla&lt;br /&gt;Devrim yapmayı&lt;br /&gt;Her yanı düzlük olan köyümde&lt;br /&gt;Filesiz direklerle kurulmuş&lt;br /&gt;Kireçle çizilmiş futbol sahası&lt;br /&gt;Bırakın çevre köyleri&lt;br /&gt;Yakın ilçelere de kafa tutardı&lt;br /&gt;Köyümün formasız futbol takımı&lt;br /&gt;...............&lt;br /&gt;İllerde, ilçelerde tutulan&lt;br /&gt;İki göz evlerde&lt;br /&gt;Üçümüz, beşimiz bir araya gelip&lt;br /&gt;Bazen başımızda bir ebemiz&lt;br /&gt;Okumaya çalışırdık&lt;br /&gt;Biz köy çocukları&lt;br /&gt;Ne de tatlı gelirdi haftada bir&lt;br /&gt;Altmış kuruşa sinemaya gitmek&lt;br /&gt;Ve de belki yılda bir&lt;br /&gt;Yüz yirmi beş kuruşa yarım ekmekle birlikte&lt;br /&gt;Bir tabak kuru fasulye yemek&lt;br /&gt;................&lt;br /&gt;Bugün de böyle&lt;br /&gt;Dizelerle anlatmak istedim köyümü&lt;br /&gt;Şimdi gidip de bulamadığım tatları&lt;br /&gt;Zaman zaman&lt;br /&gt;Anlatacağım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Numan Kurt&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2374893240585951756-1418225402834858349?l=numankurt.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://numankurt.blogspot.com/feeds/1418225402834858349/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://numankurt.blogspot.com/2010/01/boluk-porcuk-1612009-ne-de-str-insann.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2374893240585951756/posts/default/1418225402834858349'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2374893240585951756/posts/default/1418225402834858349'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://numankurt.blogspot.com/2010/01/boluk-porcuk-1612009-ne-de-str-insann.html' title='BÖLÜK PÖRÇÜK (1)'/><author><name>Numan Kurt</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02004156882769949389</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0o89TbA7EI/AAAAAAAAAAU/WnCLY9bXgPQ/S220/untitled.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S08p7Pz8BEI/AAAAAAAAAGg/vnMchd-OEeU/s72-c/Harman_Kaldirma6.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2374893240585951756.post-6715137937080327398</id><published>2010-01-10T03:37:00.000-08:00</published><updated>2010-01-12T20:57:25.558-08:00</updated><title type='text'>GÖBEKLİ'YE SEVGİYLE</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S01Sr0asAYI/AAAAAAAAAFw/ECPG7q3SExE/s1600-h/untitled.bmp"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 214px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S01Sr0asAYI/AAAAAAAAAFw/ECPG7q3SExE/s320/untitled.bmp" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5426084038809747842" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://numankurt.blogcu.com/gobekli-ye-sevgiyle/4754806" rel="bookmark"&gt;GÖBEKLİ'YE SEVGİYLE&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;14/1/2009 &lt;br /&gt;" Seni düşünürken aklıma&lt;br /&gt;Düğünlerde çalan davulun, zurnanın&lt;br /&gt;Sesi gelir&lt;br /&gt;Halaydaki kıvraklığın&lt;br /&gt;Adam gibi adamlığın gelir&lt;br /&gt;Boğazına düşkünlüğün yüzünden yaşadıklarımızı&lt;br /&gt;Anlatırım buluştukça çocuklarına&lt;br /&gt;Ve de koca göbeğini "&lt;br /&gt;Her insan gibi seveni de sevmeyeni de vardı. Genç sayılabilecek bir yaşta göçtü bu dünyadan. Benim ayrı bir sevgim, saygım vardı ona. Bunun için de anlatmak istedim yaşadıklarımızı. Şu gelip geçici dünyada sevgiden yüce duygu var mıdır ki? O zaman sevgiyle analım göçüp gidenlerimizi. Birkaç anımla yad etmek istedim Bayram ağabeyimi.&lt;br /&gt;Benim özel bir işim için geldiğimiz Ankara'dan Mucur'a dönüyoruz. Otobüsün ön taraflarında yer bulamadık, arka koltuklardayız. Ramazan ayındayız, otobüstekilerin çoğu oruç, yiyen çok az. Bayram ağabey şeker hastası olduğu için oruç tutmuyor, tutmuyor; ama on beş dakika geçmeden muavinden su istiyor. Bitirilen şişelerin sayısı arttıkça muavinin de suratı asılıyor. Akşam yaklaşıyor. İftar vakti gelince otobüs en yakın lokantada duracak. Duracak ama iftarı açmak isteyen yolcular su isteyecek. Sonunda yalvarıyor muavin: "Ağabey, ne olur, birkaç şişe su kaldı. Yolcular isteyince ben ne diyeceğim?"&lt;br /&gt;.............&lt;br /&gt;Mucur'da çalışırken ara sıra İlicek'e giderdik arkadaşlarla. Aşağı yukarı her gidişimizde orada olurdu bizim Göbekli. Yine böyle bir günde Haşim'in Yeri'nde bir tavuk yiyelim dedik. Lokantaya girip masaya oturduk. Yiyeceklerimizi söyledik. Haşim, tavuğu fırına verdi. Bu arada kocaman bir tepsi ile çoban salatasını da getirdi. "Aman ağabey, dur!" dedik ya tavuk gelinceye kadar salata da ekmek de bitmişti.&lt;br /&gt;Köye gittiğim zamanlar onu evinde ziyaret ederdim. Köyde az sayıda bulunan ağaçlardan bir ikisi de onun evinin önündeydi. O söğüdün altına oturur, ayranını içerdik.&lt;br /&gt;1957-58 yıllarında köyümüzde öğretmenlik yapan Balıkesirli İzzet Ernur, babamı ziyaret için Mucur'a gelmişti. Okuldan izin aldım ve bu saygıdeğer, köyümde okumayı başlatan idealist öğretmeni iki gün gezdirdim. Yağışlı, soğuk bir günde çamur içindeki köye vardık. Köy kahvesi ağzına kadar dolu. İzzet Hoca'yı tanıttım. Beklenen ilgiyi görmemek hocayı da üzdü sanıyorum. Çünkü birkaç kişi oturdukları okey masasından lütfen hoş geldiniz dedi. İçlerinde iyi ki Bayram ağabey vardı. Sevgili hocamızı kucakladı, bizi evine götürdü. Hocanın burukluğu da azaldı. Kayseri'de eski öğrencilerinden gördüğü ilgiyle daha da neşelendi.&lt;br /&gt;Mucur'dan köye gidiyorum. Köylümüzün eski söyleyişiyle "Bekleme"de indik, yanımda eşim de var. Otobüsten iner inmez Bayram ağabey, bir avuç anahtarı kucağıma attı, bizim indiğimiz otobüse binerek Kayseri'ye gitti. Ne yapacaktım bu anahtarları? Belli ki araba anahtarı bunlar. O sıra Dacıa marka bir araba vardı altında. Ona binip köye gitmemiz için bırakmıştı anahtarları. Ben de ehliyeti yeni almıştım; ama şoförlüğüm yok. Her neyse bindik arabaya. Araba çalıştı; ama hareket etmiyor. Sağa sola bakarken dışarıdan bir genç "Ağabey, el frenini indir!" dedi. Gülüşerek yola çıktık. Köye doğru ikinci vitesle yol alırken eşim "Bak, traktörle bir köylün geliyor, selam ver." dedi. Ben arabanın kornasını bulup "biip" sesini çıkarıncaya kadar traktör çoktan uzaklaşmıştı.&lt;br /&gt;...................&lt;br /&gt;Köyümüzün yolunda, suyunda, mezarlığında emeği olan sevgili Bayram ağabey, göbeğin kadar gönlün de genişti senin. Evime her gelişinde oturduğun o nazik sandalyeler kırılırdı; ama sen bizi hiç kırmadın. Toprağın bol olsun, nur içinde yat.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Numan Kurt&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2374893240585951756-6715137937080327398?l=numankurt.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://numankurt.blogspot.com/feeds/6715137937080327398/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://numankurt.blogspot.com/2010/01/gobekliye-sevgiyle.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2374893240585951756/posts/default/6715137937080327398'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2374893240585951756/posts/default/6715137937080327398'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://numankurt.blogspot.com/2010/01/gobekliye-sevgiyle.html' title='GÖBEKLİ&apos;YE SEVGİYLE'/><author><name>Numan Kurt</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02004156882769949389</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0o89TbA7EI/AAAAAAAAAAU/WnCLY9bXgPQ/S220/untitled.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S01Sr0asAYI/AAAAAAAAAFw/ECPG7q3SExE/s72-c/untitled.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2374893240585951756.post-2440258587944872243</id><published>2010-01-10T03:32:00.000-08:00</published><updated>2010-01-14T06:33:04.522-08:00</updated><title type='text'>DÜĞMECİK OTUNUN MAVİSİ</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S08rG-A2eWI/AAAAAAAAAGo/MxMXEcHIT0A/s1600-h/images.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 125px; height: 94px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S08rG-A2eWI/AAAAAAAAAGo/MxMXEcHIT0A/s320/images.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5426603474730514786" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://numankurt.blogcu.com/dugmecik-otunun-mavisi/4751890" rel="bookmark"&gt;DÜĞMECİK OTUNUN MAVİSİ&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;13/1/2009 &lt;br /&gt;    Ekinler biçilmeye iki üç ay kala sığırın karnı pek doymazdı köy yerinde. Otlayacak yer bulamazdı hayvanlar da ondan. Ekin tarlalarının arasındaki ot bürümüş boş tarlalara giremeyen, tırmandaki otları da yiyemeyen sığır sıpa aç dönerdi akşam üzerleri ahırlara.    Aç dönen sığırın karnını doyurmak bize düşerdi. O tırmanlardaki, boş tarlalardaki otlardan yolar, eşeklere şelekleri yerleştirir, sığır gelmeden önce eve dönerdik. İnekler doymalı ki süt vermeliydi. En çok getirdiğimiz ot da düğmecik otuydu. Biz köy çocukları için eşeğe yüklü şeleklerin ortasındaki otun üzerine kurulmak, koltuğa oturmaktan daha rahattı. Ben o koltuğa(!) oturmayı çok severdim. &lt;br /&gt;             "Hiç unutmadım düğmecik otunun mavisini  &lt;br /&gt;              Şimdi gidiyorum köyüme   &lt;br /&gt;              Bu güzelim ot da tükenmiş &lt;br /&gt;              Çakırdikeniyle pis kokulu üzerlik   &lt;br /&gt;              Dururken yerinde"  &lt;br /&gt;   İneklerin eve aç döneceği bir bahar gününde, akşama doğru eşekle getirdiğim bolca düğmeciği evle ahırın arasına serpiştirdik. Sığır, köye aşağı mahalleden girer, köyün yukarısına dek evlere dağılırdı. Bizim ev aşağı mahalledeydi. Evin önüne  serdiğimiz otları diğer hayvanlardan korumak için otun çevresinde yerimizi almıştık. Yine de aç dönen inekler, o taze kokulu düğmecik otuna saldırdı. Bunu gören ağabeyim onları kovalamak için eline bir taş alıp ineklere fırlattı. İneklerden birinin karnının altından geçen taş yere çarparak benim gözüme geldi. O anda gözümü kapattığım için göz altımda derin yara açtı. Köyde ne ilaç ne sağlıkçı var. Beni bağırta bağırta yaraya bir yerden güç bela bulunan tendürdiyotu sürdüler. Çektiğim acı anlatılmaz. Yaranın izi hiç kaybolmadı sağ gözümün altında. O izi gördükçe olayı ve de düğmecik otunun mavisini hatırlarım.&lt;br /&gt;  ..............  &lt;br /&gt;   Bunları yazarken yine yaraların o zamanki köy yerinde tedavi edilişi ile ilgili başka bir olayı anımsadım:   Pancar sökme mevsimi. İşçiler söküyor, kadınlar ve biz çocuklar da kırpıyoruz pancarı. Bıçağı indiriyoruz pancarın pürüne.  Yeşil yaprakları ayrılıyor kökten. Bıçak bir keresinde pancarı tuttuğum sol elimin işaret parmağını yan taraftan, tırnağa yakın yerden sıyırdı aldı. Kan durmuyor. Oradaki kadınlar: "Hemen parmağına işe!" dediler. Ben uzaklaşıp bu işi yaparken onlar da bir kağıt parçasını yakıp külünü yaraya bastırdılar. İki mikrop birbirini nötrleştirerek (!) bizim yaraya ilaç olmuştu anlaşılan. Kıfır Hacı Emmi'nin Boruklu Çökük'teki tarlasında başka hangi ilaçla hangi tedavi uygulanırdı ki(!)...&lt;br /&gt;              " Bugünün çocuklarına yapılan sünneti &lt;br /&gt;                 Küçücük yaralara atılan dikişi &lt;br /&gt;                 Görüyorum da  &lt;br /&gt;                 Nasıl sağlıkla ulaştığımıza  &lt;br /&gt;                 Bu günlere&lt;br /&gt;                 Şaşırıyorum"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                Numan Kurt&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2374893240585951756-2440258587944872243?l=numankurt.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://numankurt.blogspot.com/feeds/2440258587944872243/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://numankurt.blogspot.com/2010/01/dugmecik-otunun-mavisi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2374893240585951756/posts/default/2440258587944872243'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2374893240585951756/posts/default/2440258587944872243'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://numankurt.blogspot.com/2010/01/dugmecik-otunun-mavisi.html' title='DÜĞMECİK OTUNUN MAVİSİ'/><author><name>Numan Kurt</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02004156882769949389</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0o89TbA7EI/AAAAAAAAAAU/WnCLY9bXgPQ/S220/untitled.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S08rG-A2eWI/AAAAAAAAAGo/MxMXEcHIT0A/s72-c/images.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2374893240585951756.post-1522847393713519252</id><published>2010-01-10T03:26:00.000-08:00</published><updated>2010-02-10T08:44:47.975-08:00</updated><title type='text'>KÖYÜMDEN İLGİNÇ BİR KİŞİLİK: KIFIR HACI EMMİ</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S3LieN428FI/AAAAAAAAAIQ/ncFhkYaJHlk/s1600-h/F83DF22A8E86-3.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5436656708941705298" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 221px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S3LieN428FI/AAAAAAAAAIQ/ncFhkYaJHlk/s320/F83DF22A8E86-3.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S1GXGQSVqmI/AAAAAAAAAHY/fC16GIrBSOQ/s1600-h/pic0026db7.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5427285159665052258" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 230px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S1GXGQSVqmI/AAAAAAAAAHY/fC16GIrBSOQ/s320/pic0026db7.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://numankurt.blogcu.com/koyumden-ilginc-bir-kisilik-kifir-haci-emmi/4749673" rel="bookmark"&gt;KÖYÜMDEN İLGİNÇ BİR KİŞİLİK: KIFIR HACI EMMİ&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;13/1/2009&lt;br /&gt;Mavilim mavişelim&lt;br /&gt;Tenhada buluşalım&lt;br /&gt;Mavilim&lt;br /&gt;Güneş tepede.Boruklu Çökük'te pancar tarlasındayız. Hacı Emmi'nin elinde pembe yağlık. Kadın , çocuk halaya durmuşuz. Halay başı Hacı Emmi'nin öbür elinde de küçük, yuvarlak el aynası var. Diğer tarlalarda çalışan kadınlara ayna tutuyor. Bir taraftan da türküye devam...&lt;br /&gt;Mavilim yazık sana&lt;br /&gt;Bal koydum azık sana&lt;br /&gt;Mavilim&lt;br /&gt;Öğle sıcağında Hacı Emmi'nin neşesi de olmasa tarlada çalışmak çekilir gibi değil. Hacı Emmi dediğim kişi namı diğer "Kıfır Hacı". Bu lakabı nereden almış bilmiyorum. "Kıfır", ağaçlara zarar veren bir kurtçuk. Atalar "Yiğit namıyla anılır." demişler.Bizim köyün neşe kaynağı Kıfır Hacı Emm'yi de, çok ciddiye alınan biri olmasa bile namıyla, lakabıyla analım.&lt;br /&gt;Aslında hazırcevap bir adamdı; ama çok ve yerli yersiz konuşması ciddiye aldırmazdı onu. Köydeki pek çok kadına da kendince lakaplar takardı. Onun söylediklerinden kimse de alınmazdı. Yakıştırmalarına, küfürlerine çok gülerdik. Kendine göre pasaklı saydığı bir yeni gelin için "Saatini sütün içine düşürmüş de saat çökeleğin içinden çıkmış." yakıştırması herkesi güldürmüştü.&lt;br /&gt;Köyde çok sayıda traktör varken onun katırı ve arabası ünlüydü. İlçeye gelen amir, memurlarla çabuk tanışır; onlar da Kıfır Hacı Emmi'nin küfürlerinden keyif alırlardı.Yaşlılık yıllarında gözleri az görmeye başlamıştı.Mucur'dan birkaç arkadaşla İlicek'teki kahveye, Haşim'in kahvesine gitmiştik. Hacı Emmi de orada oturuyordu. Çaylarımızı içerken birisi beni göstererek "Hacı Emmi, bunu tanıyor musun?" dedi. Dikkatlice baktıktan sonra adımı söyledi. "Pekiii..."dedi o kişi "öbürleri kim?" Hacı Emmi baktı baktı, sonra: "Ne bileyim...........................,hepsi kalın bağırsaktan çıkmış gibi." dedi.( Tabi noktalarla belirttiğim yerde onun ünlü ayıp sözü var, yazmam mümkün değil.) Önce tuhaflaşan arkadaşlar sonra bastılar kahkahayı.&lt;br /&gt;Mucur'da çalıştığım ilk yıllardaydı. Bir komşuyla sinemaya gittik. Gece geç vakit karanlıkta eve dönüyoruz. Şimdi ilköğretim okulu olan eski ortaokulun yanına yaklaşınca karanlıkta güç bela yürüyen Hacı Emmi'yi gördüm. "Merhaba Hacı Emmi, nereye gece vakti böyle?" dedim. Şöyle bir baktı "Bizim Nasuh'un evine gidiyorum." dedi. "Gel, bize gidelim." dedim, kabul etmedi. Sonra duydum ki "Beni gördü de sahip çıkmadı." demiş. Hacı Emmi bu.&lt;br /&gt;" Seni çok ciddiye almasalar da&lt;br /&gt;Köyümün neşesiydin sen&lt;br /&gt;Kıfır Hacı Emmi&lt;br /&gt;Tek katırlı arabanla&lt;br /&gt;Ağzından düşmeyen sigaranla&lt;br /&gt;Ve de küfürünle&lt;br /&gt;Anarız seni "&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Numan Kurt&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2374893240585951756-1522847393713519252?l=numankurt.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://numankurt.blogspot.com/feeds/1522847393713519252/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://numankurt.blogspot.com/2010/01/koyumden-ilginc-bir-kisilik-kifir-haci.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2374893240585951756/posts/default/1522847393713519252'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2374893240585951756/posts/default/1522847393713519252'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://numankurt.blogspot.com/2010/01/koyumden-ilginc-bir-kisilik-kifir-haci.html' title='KÖYÜMDEN İLGİNÇ BİR KİŞİLİK: KIFIR HACI EMMİ'/><author><name>Numan Kurt</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02004156882769949389</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0o89TbA7EI/AAAAAAAAAAU/WnCLY9bXgPQ/S220/untitled.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S3LieN428FI/AAAAAAAAAIQ/ncFhkYaJHlk/s72-c/F83DF22A8E86-3.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2374893240585951756.post-7683446391329265006</id><published>2010-01-10T03:19:00.000-08:00</published><updated>2010-04-16T09:18:10.835-07:00</updated><title type='text'>YOKSULUN GÖNLÜ ZENGİN</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S3VrhnueKnI/AAAAAAAAAIg/sSHgzFgS8rc/s1600-h/19637_302228468606_609178606_3366252_771697_n.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5437370350463494770" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 276px; CURSOR: hand; HEIGHT: 204px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S3VrhnueKnI/AAAAAAAAAIg/sSHgzFgS8rc/s320/19637_302228468606_609178606_3366252_771697_n.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;YOKSULUN GÖNLÜ ZENGİN&lt;br /&gt;10/1/2009&lt;br /&gt;Bir poyraz eser ki el ayak şişer, bir kar yağar ki diz boyu.Evimiz aşağı mahallede. İçi yırtık, yıpranmış kitaplarla dolu, örgü çantalarımız omuzumuzda, ayaklarımızda soğukkuyular okula gideriz. Okul yukarı mahallede, köyün diğer ucunda. Toprak damlı, iki-üç göz evin önünden geçerken sert bir ses bizi durdurur olduğumuz yerde:&lt;br /&gt;-Gelin uşaklar! Isının da gidin.&lt;br /&gt;Bu ses, Cümemmi'nin (Cuma Coşkun) sesidir.Ellerimizi oğuşturarak gireriz içeriye. Dadağı kömürünün kızarttığı sobanın yanına bile yaklaşamadan ısınırız, benzimize kan gelir. Sonra da neşeyle okula koşarız. Bütün zavallılığı, sessizliği ile Ohulu teyzem de bir şeyler mırıldanır; ama ne söylediğini biz de anlayamayız.&lt;br /&gt;Ramazan ayında, kış-yaz hiç fark etmez, "tak tak" teneke sesiyle uyanır sahurda köylü. Pencerelerin altında sıtma görmemiş sesiyle bağırır Cümemmi:&lt;br /&gt;-Kalkııın, kalkın!&lt;br /&gt;Her evin penceresine yaklaşır, ışık yanıncaya kadar çalar tenekeyi. Otuz gün boyunca o kadar boş tenekeyi nereden bulurdu bilmiyorum. O zamanlar köy yerinde çok zordu bu. Her gün değnekle vura vura birini yamultur, atardı. Gecenin soğuğunda, karanlığında , peşinizde havlayan azgın köpeklerle kolay değildi bu iş.&lt;br /&gt;Köyde düğünler dört gün sürerdi. Cümemmi bu düğünlerin değişmez çaycısıdır. Düğün odası çoğu zaman bir giriş, bir odadan oluşan yerlerdi. Girişteki o küçücük yerde gazocağı üzerinde çay kaynar, bardaklar leğendeki kirli suda yıkanırdı. Musluk suyu yok, aynı suda bardaklar bir iki çalkalanırdı o kadar. Biz çocuklar o çaya bile ulaşamazdık. Bırakın çay içmeyi, her konuk gelişinde oynayan köçeği bile Cümemmi'nin korkusuyla titreyerek seyrederdik. Köçeğin oyunu bitince hepimizi dışarı kovalardı.&lt;br /&gt;Hiç de hak etmediği bir lakapla, "Deli Cüme" diye anılan bu adam köyümün bekçisi, çaycısı, ramazan tenekecisiydi. Köyün en yoksuluydu; ama gönlü zengindi. Alın teri ile kazanır, birkaç işi birden yapardı. Soyadı gibi hareketli, coşkundu.&lt;br /&gt;...................&lt;br /&gt;Adana terminalindeyim. Bir düğün için gittiğim Adana'dan, Ankara'ya dönüyorum. Otobüsün kalkış saatini beklerken gülümseyerek gelen birini gördüm. Yanıma geldi:&lt;br /&gt;-Merhaba ağabey nasılsın, burada ne işin var?&lt;br /&gt;-İyi de ben seni tanıyamadım kusura bakma!&lt;br /&gt;-Ben Gürsel'im, Cuma Coşkun'un oğluyum.&lt;br /&gt;Onun bu ilgisi beni mutlu etti.Yoksul Cümemmi'nin gönlü zengindi. Köylünün belki de küçümsediği bu adam soğukta bizi ısıtır, ramazanda uyandırırdı. Hem de elinde tüfekle muhtarın hep yanında olan köy bekçisiydi. Onu anarken aklıma gelen dizeleri de sıralamadan edemedim:&lt;br /&gt;"Poyrazın sesine&lt;br /&gt;Teneke sesini kattım&lt;br /&gt;Yoktu ki bir davulum&lt;br /&gt;Sesi hoş gelsin kulağınıza&lt;br /&gt;Kamyon kamyon ne buğday ne pancar sattım&lt;br /&gt;İşte yamuk teneke&lt;br /&gt;İşte demsiz çay&lt;br /&gt;İşte çalar almaz muhtarlık tüfeği&lt;br /&gt;Benim alın terim"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Numan Kurt&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2374893240585951756-7683446391329265006?l=numankurt.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://numankurt.blogspot.com/feeds/7683446391329265006/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://numankurt.blogspot.com/2010/01/yoksulun-gonlu-zengin.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2374893240585951756/posts/default/7683446391329265006'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2374893240585951756/posts/default/7683446391329265006'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://numankurt.blogspot.com/2010/01/yoksulun-gonlu-zengin.html' title='YOKSULUN GÖNLÜ ZENGİN'/><author><name>Numan Kurt</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02004156882769949389</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0o89TbA7EI/AAAAAAAAAAU/WnCLY9bXgPQ/S220/untitled.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S3VrhnueKnI/AAAAAAAAAIg/sSHgzFgS8rc/s72-c/19637_302228468606_609178606_3366252_771697_n.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2374893240585951756.post-4507332565902770790</id><published>2010-01-10T03:13:00.000-08:00</published><updated>2010-08-25T13:00:12.188-07:00</updated><title type='text'>ADI YAŞAR'DI,YAŞADI MI?</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S2nq1gucCXI/AAAAAAAAAII/ZZ9iQB9bWL4/s1600-h/tara0001.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5434132630437890418" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 212px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S2nq1gucCXI/AAAAAAAAAII/ZZ9iQB9bWL4/s320/tara0001.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://numankurt.blogcu.com/adi-yasar-di-yasadi-mi/4742383" rel="bookmark"&gt;ADI YAŞAR'DI, YAŞADI MI?&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;11/1/2009&lt;br /&gt;"Emmim kızı aç kapıyı gireyim&lt;br /&gt;Hasta mısın halin hatrın sorayım"&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Emmim kızı değildi; ama emmim oğluydu. Ölümünden bir iki hafta önce köye gitmiştim. Her gidişimde yaptığım gibi amcamın evine de uğrayayım dedim. Evin girişinde, mabeyin dediğimiz yerde somyaya oturmuştu Yaşar ağabey. Nefes almakta zorlanıyor, sık sık öksürüyordu. Zaten büyük olan göz akları daha da büyümüştü. "Üşütmüş de kurban olduğum böyle oldu kadersiz yavrum." dedi gözyaşlarını akıtarak koca anam. Köylük yerde büyük amcanın karısına "koca ana" derdik o zamanlar. Hastalığın verdiği çaresizlik yansımıştı Yaşar ağabeyin koca gözlerine.Öyle etkilendim ki onun çaresizliğinden, çıktım kapının önüne, duvarın dibinde ağladım, ağladım. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Adı Yaşar'dı; ama hep "Yaşa" derdi ona koca anam. "Ben ölürsem buna kim bakar, kim bunun peşinden gider?" diye göz yaşı dökerdi. Epilepsi yani sara hastasıydı Yaşar ağabeyim. Neden olmuş bilmezdik. Hele o zamanlar tedavisi de olmayan bu hastalığın ne sebeple oluştuğunu bilmek mümkün değildi. Sara nöbetleri sık gelirdi. Bizim eve de çok geldiği için o kriz anını çok görürdüm. Burada o durumu anlatmaya içim elvermez. Zavallı koca anama ya da amcama haber verirdik. Çoğu zaman koca anam telaşla gelir: "Kaderimiz böyleymiş, Allah'tan gelene ne denir?" diye alıp eve götürürdü. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Harman hasat zamanı da diğer zamanlarda da pek işle güçle uğraşmazdı.Yapacak dermanı, gücü yoktu. Kimseye zararı da yoktu. "Ölüsü olan bir gün, delisi olan her gün ağlar." demiş atalar. Deli değildi; ama köyün bazı kendini bilmezleri onu zıvanadan çıkardılar. Köyümün tek bakkalı ve oturma yeri Alişen Emmi'nin Bakkalı'nda "Yaşa, bak dayıların sana mal vermiyor.Ananın hakkını al. Baban senden küçüğü everiyor, seni evermiyor." diye diye onu saldırgan hale getirdiler. Bu yüzden anasına, babasına, o güzel insan Hacı Aziz dayısına olmadık eziyetler yaptı.&lt;br /&gt;Bu zararlı olmaya başladığı dönemlerde Elazığ'a akıl hastahanesine de götürdüler. Kim götürdü, nasıl gitti, şu an tam hatırlayamıyorum. Daha sonra ziyaretine giden ağabeyim onların ilaç verilerek uyuşturulmuş halde duvar dibindeki durumlarını görünce dayanamamış, almış getirmiş. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Çocukken aklımda kalan ilginç bir yönünü de anlatmadan edemeyeceğim. İlkokula kısa bir süre gitmiş, harfleri az çok tanımıştı. Değişik bir okuma biçimi vardı. Diyelim ki "Yaşar" sözcüğünü okuyacak. Başlardı kendince okumaya: "Y...y'den sonra a gelir, a...a'nın ardında ş...var, ş...ş...ş'den sonra gene a...gelir. Yaş...Yaş...Yaşar " derdi sonunda. O okurken biz gülerdik. Şimdi buruklukla hatırlıyorum gülüşümüzü. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Bütün aydınlanma çabalarına karşın Anadolu insanının cahilliği daha da fazlaydı o zamanlar. Hani büyük ozan F.Hüsnü Dağlarca diyor ya bir şiirinde "Öyle dalmış ki yüzyıllar süren uykusuna/ Uyandırmazsan/ Uyanacak değil" diye, çok doğru söylüyor Türkçemin ölümsüz ozanı. Yaşar ağabeyin hastalığının devası olmayınca üfürükçüye, hocaya başvurulmuştu. Ben adını sanını hatırlamıyorum; ama köye gelen hoca kılıklı, kara sakallı dolandırıcı, o yoksul amcam başta olmak üzere pek çoklarının altınlarını alıp gitmişti. Güya hasta olanları iyileştirecekti.Ne desek boş. Bugün bile böylelerinin peşinden koşanlar çok. Elli sene öncekilere ne diyebiliriz. En basit rahatsızlıklarda rapor alarak ya da düzmece raporlarla pek çok insan bugün askere gitmezken altı ay da askerlik yapmıştı Yaşar ağabey. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Koca anamı da amcamı da çok üzmüştü ya, bir yerde kırmadı onları. Onlar hayattayken (amcam henüz hayatta) çekti gitti bu dünyadan.Yoksulca, garibanca, kimsenin haberi olmadan. Hep anlatmak istedim onu. İçimdekileri dökmek için. Hani derler ya, dünyada iki türlü insan vardır: Oyuncular, seyirciler. O, seyirci bile olamadı. Günahı yoktu ki "Allah günahlarını affetsin." diyeyim. Toprağı bol, ruhu şad olsun. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;" Ne insanlar gelip geçti dünyadan&lt;br /&gt;Zengini, yoksulu&lt;br /&gt;Günahkarı, günahsızı&lt;br /&gt;Kimse varlığını duymadı senin&lt;br /&gt;Adın Yaşar'dı&lt;br /&gt;Ama yaşadın mı? "&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Numan Kurt&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2374893240585951756-4507332565902770790?l=numankurt.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://numankurt.blogspot.com/feeds/4507332565902770790/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://numankurt.blogspot.com/2010/01/adi-yasardiyasadi-mi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2374893240585951756/posts/default/4507332565902770790'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2374893240585951756/posts/default/4507332565902770790'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://numankurt.blogspot.com/2010/01/adi-yasardiyasadi-mi.html' title='ADI YAŞAR&apos;DI,YAŞADI MI?'/><author><name>Numan Kurt</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02004156882769949389</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0o89TbA7EI/AAAAAAAAAAU/WnCLY9bXgPQ/S220/untitled.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S2nq1gucCXI/AAAAAAAAAII/ZZ9iQB9bWL4/s72-c/tara0001.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2374893240585951756.post-5644348676043489080</id><published>2010-01-10T03:03:00.000-08:00</published><updated>2010-01-11T10:16:16.232-08:00</updated><title type='text'>BENİM ANAM</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0r3VO1NhBI/AAAAAAAAABI/VoI9BPUD3ys/s1600-h/2593_1105166504734_1093905590_336989_384886_s.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5425420645251777554" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 130px; CURSOR: hand; HEIGHT: 88px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0r3VO1NhBI/AAAAAAAAABI/VoI9BPUD3ys/s320/2593_1105166504734_1093905590_336989_384886_s.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://numankurt.blogcu.com/benim-anam/4739902" rel="bookmark"&gt;BENİM ANAM&lt;/a&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Unuttum, elleri nasıldı annemin&lt;br /&gt;Unuttum, gözleri nasıldı bakarken&lt;br /&gt;Kuru ot kokusu getirsin rüzgar&lt;br /&gt;Yağmur usulcacık yağarken&lt;br /&gt;Türkçenin ustası, şairlerin hası Ataol Behramoğlu böyle diyor anası için."Anneler Günü"nde okudum da duygulandım. Köy mezarlığında babamla yan yana yatan anamı düşündüm. Ben "ana" diyorum; çünkü o göçüp gittiğinde ben kırk sekiz yaşındaydım.O yaşa dek "ana" dedim hep, yine içimden öyle geliyor.&lt;br /&gt;Benim anamın elleri sıcaktan yanmazdı hiç.Niye mi? Nasırlaşmıştı da ondan. Çocukluğumda,gençliğimde bir köy kadını olarak yaşamıştı o. Şimdi sıcak bir tencereyi tutarken anamın ellerini hatırlarım. Onun bizi sarıp sarmalayan, tencereyi sofraya getiren, tarlada çapayı sallayan, ineği sağan, hamuru yoğuran, unu eleyip ocağı yakan öpülesi ellerini. O eller ne güzel "içli çörek" pişirirdi bilir misiniz?&lt;br /&gt;" Senin yanmayan öpülesi ellerin&lt;br /&gt;Duaya açılırdı bizim için&lt;br /&gt;Toprak kokulu yüzünde&lt;br /&gt;Küçük gözlerinde&lt;br /&gt;Sessizliği sevginin "&lt;br /&gt;Her köylü kadını, anası gibi benim anam da o ağır yaşam yükünden şikayet etmezdi hiç. Ömrünce de hep sessizdi. Babamın ağır yükünü çekti yıllarca. Kendi sıkıntısını yaşardı. Bize yansıtmazdı bunu. Anadolu'nun pek çok yerinde yine aynı devam ediyor kadının çilesi ama; otuz-kırk yıl öncesinde köyümün analarını bir günlük yaşamıyla anlatayım. Diyelim ki bu bir yaz günü olsun:&lt;br /&gt;Sabah gün doğmadan kalkılır.&lt;br /&gt;Ahırda hayvanların yanına gidilir, ahır atılır, inekler sağılır, hayvanlar sığır sürüsüne katılır.&lt;br /&gt;Çocukların ve kocanın çorbası, çayı hazırlanır, karınları doyurulur.&lt;br /&gt;Tarlaya gidilecekse günlük azık hazırlanır, tarla yoluna düşülür.&lt;br /&gt;Akşama dek tarlada çalışılır, öğle molasında da çalışanların yemeği verilir.&lt;br /&gt;Gün batarken eve dönülür.&lt;br /&gt;Akşam olmuştur,çocuklar,koca yemek bekler.&lt;br /&gt;Sığır sıpa gelmiştir.&lt;br /&gt;Onlar doymamışsa ot, saman verilir.&lt;br /&gt;Daha aklıma gelmeyen bir yığın iş. Çamaşırdı, bulaşıktı derken bu insan üstü varlığın yaşamı, uğraşı sürer gider.&lt;br /&gt;Bir ilkellik olan koca dayağı da vardır bazı analar için.&lt;br /&gt;En ağır işçidir analar sizin anlayacağınız.&lt;br /&gt;.............&lt;br /&gt;Karacaoğlan'ın koşmalarında, güzellemelerinde Anadolu köy kadınlarının adı çok geçer. Çeşme başında gördüğü her güzeli seven bu halk ozanının şiirlerinde Elif, Ayşe, Eşe,Döne, Zeynep,Hürü...vardır.İşte benim anamın adı da Hürü (Huriye)'dü. O köy kadınlarından biriydi.Yaşlılığında kentte yaşasa da ellerindeki nasır, yüzündeki toprak rengi, kokusu hiç gitmemişti. Biz onun "Anneler Günü"nü ancak yaşlılığında kutladık. Köydeyken böyle bir günden ne onun ne bizim haberimiz vardı.&lt;br /&gt;Rüzgarın kuru ot kokusu getirdiği köy mezarlığında yatıyor. Her ziyaretimde, ağabeyimin babamı defnederken söyledikleri aklıma gelir:"Biraz ara bırakın iki mezar arasında. Babam orada da bastonu çekip yürümesin!" Elbette bu bir şaka, bir espriydi. Rahmetli babamın hastalığında anam çok sıkıntı çekti, kimseyi üzmemek için sızlanmazdı bile.&lt;br /&gt;Bütün Anadolu anaları gibi, köy kadınları gibi ezilen, sessiz kalan, bizim mutluluğumuzla mutlu olan anam, nur içinde yat. Yükünü çok çektiğin o sert görünüşlü babam da sensiz kalamazmış ki dört ay sonra yanına gitti. İnsan onların değerini yaşlandıkça her geçen gün daha iyi anlıyor.&lt;br /&gt;"Tatillerde köye her gelişimde&lt;br /&gt;Benim çok sevdiğimi bilirdin de&lt;br /&gt;Hazır olurdu bir helke yoğurdun&lt;br /&gt;Yaşlılığında yüzüne yansımıştı&lt;br /&gt;Hep sıcak yedirdiğin çöreğin yumuşaklığı&lt;br /&gt;Seni hayırla anıyoruz hep&lt;br /&gt;Unutulmuyor hiç analığın&lt;br /&gt;Sevgin "&lt;br /&gt;.................................&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yazı 13 Mayıs 2007 Anneler Günü'nde yazılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Numan Kurt&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2374893240585951756-5644348676043489080?l=numankurt.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://numankurt.blogspot.com/feeds/5644348676043489080/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://numankurt.blogspot.com/2010/01/benim-anam.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2374893240585951756/posts/default/5644348676043489080'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2374893240585951756/posts/default/5644348676043489080'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://numankurt.blogspot.com/2010/01/benim-anam.html' title='BENİM ANAM'/><author><name>Numan Kurt</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02004156882769949389</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0o89TbA7EI/AAAAAAAAAAU/WnCLY9bXgPQ/S220/untitled.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0r3VO1NhBI/AAAAAAAAABI/VoI9BPUD3ys/s72-c/2593_1105166504734_1093905590_336989_384886_s.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2374893240585951756.post-8140868962026247509</id><published>2010-01-10T02:53:00.000-08:00</published><updated>2010-01-11T10:15:19.151-08:00</updated><title type='text'>ALİŞEN EMMİ'NİN DÜKKANI</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0sSNfAl3_I/AAAAAAAAADI/kqrlJiZd0GM/s1600-h/bakkal1.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5425450198969475058" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 234px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0sSNfAl3_I/AAAAAAAAADI/kqrlJiZd0GM/s320/bakkal1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://numankurt.blogcu.com/alisen-emmi-nin-dukkani/4750086" rel="bookmark"&gt;ALİŞEN EMMİ'NİN DÜKKANI&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;13/1/2009 &lt;br /&gt;Rahmetli dedem ilginç bir adamdı. Yaşar Kemal'in "Yer Demir Gök Bakır" adlı romanındaki Koca Halil gibi neredeyse köyün hepsine küserdi. Bazen biz torunlarından başka kimseyle konuşmadığını düşünürdüm ben. En yakın komşusu Bakkal Alişen Emmi ile uzun yıllar kavgalı yaşadı. Ne zaman bir yağmur yağsa onların kavgası da patlardı. Şimdi iyi anımsamıyorum ama iki evin arasındaki dar geçitten dolayı olmalı. Kısacası ceviz kabuğunu doldurmaz , eften püften, bugün hepimize gülünç gelen nedenler. Gerçi kavgalarında el, yüz çizikliğinden başka yaralama da olmazdı ya.Hani adam, karşısındakine "Hava da bulanıyor, yağmur yağacak herhalde." demiş. Karşıdaki de kaldırmış vurmuş. Adam "Ne vuruyorsun?" deyince de "Sen bana ördek dedin." demiş. "Yağmur yağacak, su birikecek, ördekler yüzecek." diye devam etmiş. İşte bizimkilerinki de böyle bir kavga. Anlayacağınız köylümün söyleyişiyle "kıl-kendir" sebeplerle olurdu kavgaları. Yaşlandığında dedemin en yakın dostu rahmetli Alişen Emmi'ydi. Onun bakkal dükkanından hiç çıkmazdı dedem.&lt;br /&gt;Alişen Lale'nin bakkal dükkanı, köylümün alışveriş yaptığı, ondan da önemlisi dükkandaki tahta kalaslara oturup "lafın belini kırdığı" yerdi. O sohbetleri, yakınmaları, atıp tutmaları çocuk ve yeni yetme gözlerimizle hayranlıkla izlerdik. Dükkan; içeriye girince karşıda tereklerin, tezgahın bulunduğu, tezgahtan sonra iki duvara dayanmış, bir de kapıya yanlamasına uzanan oturma kalaslarından oluşan bir göz yerdi. Oturmalıkların tezgaha yakın olanlarına büyükler, kapıya yakın yerlere de yer bulabilirsek biz çocuklar, gençler otururduk. Titiz adamdı Alişen Emmi. Ne satarsa ve sattığı da tartılması gereken bir şeyse gramı gramına denk getirirdi. Koyu sohbete giren büyüklerimizden biri "Alişen, ver ordan elli kuruşluk şekersucuğu!" der,o katı, cevizli, şimdikilere benzemeyen şekersucuğunu şapırtıyla, afiyetle, bizim de ağzımızın suyunu akıtarak yerdi. Biz çocuklar da bakardık öyle. "Bu Cafer de onca bisküvileri, lokumları, şekersucuklarını niye yemez." derdik çocuk aklımızla. Burası bizim olsaydı bakın nasıl yerdik biz. Alişen Emmi'nin dükkanını anlatırken o hararetli sohbetlerden iki kişi kalmış aklımda. Biri "Kürt Emmi" diye bildiğimiz, o zaman gerçek adını hiç duymadığımız Mustafa Amca'ydı. Her yıl yağmurun yağmadığından, ekinlerin bitmediğinden yakınır; ama hasat mevsiminde de en çok buğday onun tarlasında çıkardı. Anlatırken herhangi bir konuyu "Söze atiriyim (getireyim)" diye başlardı. Diğeri de "Topalın Bayram" olarak anılan yakın komşumuz Bayram Amca'ydı. "Yaniye" diye başladığı sohbetlerini severdim nedense. Alişen Emmi'nin dükkanı akşamları kapansa bile bir ihtiyaç için geç saatlerde vardığımızda ya kendisi ya da Nimet Ana hiç üşenmeden açarlardı dükkanı, bir kibrit de olsa verirlerdi.&lt;br /&gt;...........&lt;br /&gt;Ankara'da oturan köylüm Feyzullah Kaya, Alişen Emmi ile ilgili, benim çok hoşuma giden bir anısını anlattı. Onun ağzından buraya aktarıyorum: "Bir gün İstanbullu Amca'nın oğlu Hasan'la (Genç yaşta rahmetli oldu.) birer yumurta aldık, bakkala gidiyoruz. Ben elimdeki yumurtayı kulağıma yaklaştırıp salladım, yumurta cılk. Temiz, saf Hasan'a:&lt;br /&gt;-Sendeki yumurtaya bakayım, hangisi büyük?&lt;br /&gt;Hasan, yumurtayı verdi.Aynı renkteki yumurtaları değiştirdim. Bakkala varınca Alişen Emmi önce bendeki yumurtayı güneşe tutup baktı:&lt;br /&gt;-Senin yumurta sınıfı geçti, dedi.&lt;br /&gt;Sonra Hasan'daki yumurtaya baktı:&lt;br /&gt;-Oğlum, senin baban böyle hile bilmezdi. Sen nereden öğrendin?&lt;br /&gt;Yaptığımdan haberi olmayan Hasan'ın utancını düşündükçe bugün de üzülürüm."&lt;br /&gt;.............&lt;br /&gt;Geçenlerde Cafer'e takıldım."Senin tezgahta durup da hiçbir şey yemediğine hayret ederdik." dedim. Bu yazdıklarım yeni deyimle elbette ki "nostalji". O zamanlar gerçek bir Anadolu köyü olan köyümden bende kalanları gençler de okur, öğrenirse mutlu olurum.&lt;br /&gt;"Kimse cesaret edemezdi&lt;br /&gt;Aşır Emmi'nin yanına oturmaya&lt;br /&gt;Ne zaman vuracağı belli olmazdı yumruğu&lt;br /&gt;Yanına oturanın sırtına&lt;br /&gt;Ve ben unutamam hiç&lt;br /&gt;Köyümün uzun boylusu Şıh Mehmet ağabeyin&lt;br /&gt;Dişleri arasında çıkan tuhaf ıslığı&lt;br /&gt;Alişen Emmi'nin dükkanında"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Numan Kurt&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2374893240585951756-8140868962026247509?l=numankurt.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://numankurt.blogspot.com/feeds/8140868962026247509/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://numankurt.blogspot.com/2010/01/alisen-emminin-dukkani.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2374893240585951756/posts/default/8140868962026247509'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2374893240585951756/posts/default/8140868962026247509'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://numankurt.blogspot.com/2010/01/alisen-emminin-dukkani.html' title='ALİŞEN EMMİ&apos;NİN DÜKKANI'/><author><name>Numan Kurt</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02004156882769949389</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0o89TbA7EI/AAAAAAAAAAU/WnCLY9bXgPQ/S220/untitled.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0sSNfAl3_I/AAAAAAAAADI/kqrlJiZd0GM/s72-c/bakkal1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2374893240585951756.post-6565368800823305291</id><published>2010-01-10T02:38:00.000-08:00</published><updated>2010-01-11T10:14:48.607-08:00</updated><title type='text'>KÖYÜMÜ ANARIM</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0tTO3pOVMI/AAAAAAAAADY/CMjtHjnIAx8/s1600-h/2908_1139768809770_1093905590_411760_2655388_s.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5425521691018024130" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 130px; CURSOR: hand; HEIGHT: 93px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0tTO3pOVMI/AAAAAAAAADY/CMjtHjnIAx8/s400/2908_1139768809770_1093905590_411760_2655388_s.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://numankurt.blogcu.com/koyumu-anarim/4747767" rel="bookmark"&gt;KÖYÜMÜ ANARIM&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;12/1/2009 &lt;br /&gt;Edebiyatımızın çok yönlü yazarı Necati Cumalı'nın "Selim'i Anarım" adlı öyküsü beni çok etkilemiştir. O öyküde, bulunduğu ortamı üretkenliğiyle, temizliğiyle güzelleştiren bir Anadolu insanı çok güzel anlatılır. Selim'in bulunduğu her yerde çiçekler, ağaçlar, insan elinin doğaya dokunuşu vardır. Bu yazımda Selim gibi insanların pek elinin değmediği bozkırdaki köyümü anlatmaya çalışacağım. Anlatacaklarım 1960'lı, 1970'li yıllardaki köyümün yani benim çocukluk ve gençlik yıllarımdaki köyümün anımsayabildiğim bazı yönleri olacak. Bir toz bulutunun gerisinde kalan anılarımın önündeki bu bulutu kaldırmaya çalışarak köyümü, köyümün insanlarını hem anmak hem anlatmak beni hüzünlü de olsa mutlu edecek. Yurdumun uzak köyleri değişik resimlerde bir dağ yamacında, yeşillikler içinde, ortasında çeşmesi şırıl şırıl akan, bağlık bahçelik yerler olarak tanıtılır çoğu zaman. Köyüm bu saydıklarımın hiçbirinden nasibini almasa da özlemimde baş köşeye oturur. Yazın tozuyla, kışın çamuruyla, önünde dikili ağacı bulunmayan evleriyle, çocukluğumun değişik insanları ve yaşamıyla özlerim orayı. Çok az da olsa (belki yılda bir kez) uğradığım köyümde bugün için hiç bulamadığım tatlar, güzellikler nelerdi diye düşündüm. Aklıma gelenleri bugünün gençlerine tuhaf da gelse anlatmak istiyorum. ...............&lt;br /&gt;"Binmiş de traktöre&lt;br /&gt;Boynunda sarı yağlık&lt;br /&gt;Gelir toz duman içinde&lt;br /&gt;Ne deniz bilir bu insanlar ne balık"&lt;br /&gt;Ellili yılların sonunda bile yurdumun pek çok yerinde tarım atlarla, öküzlerle, karasabanla yapılırken benim köyümde yirminin üzerinde traktör vardı. Massey Harrıs, köylünün söyleyişiyle "Masaris" denilen bu traktörleri sürenler çocuk gözümüzde büyürdü bizim. Kaldırdığı toz, direksiyonundaki boşluk, yokuşlarda su kaynatışı ile çiftçinin ayrılmaz arkadaşı olan traktörler. Köyümün verimli toprağını, arkasına takılan bıçakla alt üst edişi bereketin de başlangıç noktasıydı. Onlarla tarla sürülür, sap saman çekilir, ilçeye pazara gidilir, komşu köylerdeki düğünler şereflendirilirdi. Okul ve selektör binaları dışında çatılı bina yoktu köyde. Bütün evler toprak damlı idi.Daha sonraki yazılarımda anlatmak istediğim köy düğünlerinde bu toprak damlı evlerin üstüne çıkar, çevre köylerden gelen misafirleri gözetlerdik. Bir toz bulutu gördüğümüzde "Geliyor! Misafir geliyor!" diye bağırıdık. O misafirler köyün dışında traktörlerle silah atılarak karşılanır, düğün evine getirilirdi.Vagonete sandalyeler atılmış, ağır misafirler oturmuş olarak gelirdi traktör. Düğün evinin kapısına duran traktöre kim önce atlar, kontağı kaparsa misafirler o akşam onun konuğudur. Şimdilerde köye gittiğinizde yakın akrabalarınız yoksa "Ben nerede kalacağım?" diye düşünüyorsunuz. Oysa o zamanlar düğüne gelip iki üç gün konuk olacak olanlar için kavga bile edilirdi.&lt;br /&gt;"Gelir kurulurdu köşedeki mindere&lt;br /&gt;Kıran köyünden Çolak Ali Emmim&lt;br /&gt;Cebinde kirli akide şekeri,kırık leblebi&lt;br /&gt;Ne tatlı gelirdi biz çocuklara&lt;br /&gt;Büyüklerin sohbetleri"&lt;br /&gt;..............&lt;br /&gt;Oyun deyince aklıma hep teğme (tame) dediğimiz değnek oyunu gelir. Saatlerce bıkmadan oynadığımız bu oyunda kırılmaz meşe değnekler kullanırdık. Peki, nereden gelirdi bu değnekler?&lt;br /&gt;"Meşe deyince aklıma&lt;br /&gt;Kara, uzun bir adam gelir&lt;br /&gt;Köylümün ilk yurdundan&lt;br /&gt;'Ölonun Derviş'&lt;br /&gt;Adını bilirim de&lt;br /&gt;Ne anlama gelir lakabı&lt;br /&gt;Hala bilemem"&lt;br /&gt;İşte bu adam satardı bize Tepesidelik köyünden getirdiği bu sert, kırılmaz meşe değneklerini. ...............&lt;br /&gt;Yaz günleri kuşluk vakti tozlu yollardan yaylımdaki koyun sürüleri girer köye çıngıraklarla, çoban köpekleriyle. O güzelim koyunlar sulaklara koşar meleyerek. Anadolu halk şiirinin erişilmez ozanı Karacaoğlan bir şiirinde der ki:&lt;br /&gt;"Koyun meler, kuzu meler&lt;br /&gt;Sular hendeğine dolar&lt;br /&gt;Ağlayanlar bir gün güler&lt;br /&gt;Gamlanma gönül gamlanma"&lt;br /&gt;Ne koyun, ne kuzu meliyor benim köyümde artık. Bırakın hendeğe dolmayı, eskiden üç metreden çıkan su, şimdi yüz metreden çıkmıyor. Bozkırın ortasındaki köyümün çevresinde çayırlıklar, onların içinde pınarlar vardı. Kumlu tulumba suyunu içemeyen midesinden ameliyatlı babama eşekle su getirirdik testileri heybelere denk yaparak. Gölyeri, Kuruhüyük kaldı mı şimdi?&lt;br /&gt;...............&lt;br /&gt;Köyüm masa üstü gibi düz bir arazide kuruludur. Bir tepeyi bile bulamazsınız. Bu nedenle bağ yetişmez.Bağ çubuklarını hemen soğuk alır. Bizim çocukluğumuzda köylü buğday ve pancarın dışında tarlasına bazen karpuz da ekerdi. Karpuz tarlalarında "huğ" dediğimiz , iki üç çatılmış sırıkla onları örten ottan oluşturulmuş gölgelikler vardı. Onun içine oturan bizler tarlayı beklerdik. O ufak karpuzları dizimize vurarak kırar, şırasını akıtarak yerdik. Karpuz tarlası bozulup karpuzlar toplandığında da tevekleri (karpuz yaprakları) birbirine bağlayıp köyün tozlu yollarında koştururduk. Çok gitmeden tevekler kopar dağılırdı.Yaz günleri yaptığımız bir muzırlık daha vardı ki bugün düşündükçe gülerim. Teneke kaplara su doldurur, tarlalara yakın, boş, kıraç arazide fare yuvası arardık. Bulunca da suyu farenin deliğine boşaltırdık.Aradan çok süre geçmez, suyu yutan fare fırlardı yuvasından. Biraz koşunca da düşer, ölürdü farecik.&lt;br /&gt;"Ayaklar yalın&lt;br /&gt;Parmaklar yara içinde&lt;br /&gt;Sırtımızda yakasız işlikler&lt;br /&gt;Kollarına silmişiz ağzımızı, burnumuzu&lt;br /&gt;Saldım çayıra, mevlam kayıra&lt;br /&gt;Biz köy çocukları"&lt;br /&gt;..............&lt;br /&gt;Anlatacak o kadar konu var ki en iyisi fazla uzatmadan onları da başka yazılara bırakmak. Ben çocukken yüz elli hane olan köyüm şimdi elli hane yok. Bozkırın ortasındaki köyüme selam olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Numan Kurt&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2374893240585951756-6565368800823305291?l=numankurt.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://numankurt.blogspot.com/feeds/6565368800823305291/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://numankurt.blogspot.com/2010/01/koyumu-anarim.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2374893240585951756/posts/default/6565368800823305291'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2374893240585951756/posts/default/6565368800823305291'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://numankurt.blogspot.com/2010/01/koyumu-anarim.html' title='KÖYÜMÜ ANARIM'/><author><name>Numan Kurt</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02004156882769949389</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0o89TbA7EI/AAAAAAAAAAU/WnCLY9bXgPQ/S220/untitled.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0tTO3pOVMI/AAAAAAAAADY/CMjtHjnIAx8/s72-c/2908_1139768809770_1093905590_411760_2655388_s.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2374893240585951756.post-687116978395138113</id><published>2010-01-10T02:35:00.000-08:00</published><updated>2010-01-11T10:14:22.203-08:00</updated><title type='text'>Merhaba</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0r1MpC6FeI/AAAAAAAAABA/JP9RucQSfNY/s1600-h/G%C3%B6r%C3%BCnt005.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5425418298646468066" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 256px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0r1MpC6FeI/AAAAAAAAABA/JP9RucQSfNY/s320/G%C3%B6r%C3%BCnt005.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://numankurt.blogcu.com/merhaba/4736533" rel="bookmark"&gt;MERHABA&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;10/1/2009 &lt;br /&gt;Kalıplaşmış cümlelerle anlatmayı hiç sevmem.Anlatacaklarım ne olursa olsun sıradanlıktan uzak, okuyanı bir yönüyle de olsa ilgilendirsin isterim. Bundan sonra "blog"umda göreceğiniz tüm yazılarda bunu elden geldiğince uygulamaya çalışacağım. Nereden çıktı bu "blog"? Otuz altı yıl ortaokul, lise ve dershanelerde Türkçe, Türk Dili ve Edebiyatı öğretmenliği yaptım.Yirmi altı yıl devlet okullarında, on yıl da özel okul ve dershanelerde çalıştım. Yazmaktan çok öğreticilikle geçti yıllarım. Ne zaman ki bir arkadaş doğup büyüdüğüm köyümle ilgili bir site kurdu, ben de emekliliğin verdiği boşlukla yazmaya başladım.Köy sitesine on kadar yazı gönderdim. Köyümü, yakınlarımı, köyümün ilginç insanlarını, çocukluk ve gençliğimdeki köy yaşamını anlatmak bana ayrı bir keyif verdi.Gelen yazılardan anladım ki okuyanların da epeyce ilgisini çekti. Köy sitemiz iki sefer çöktü. Yazılarım da kayboldu. Emeklerimin boşa gittiğini gören kızım "Baba, sana bir "blog" açalım." dedi. Ben de yeni bir hevesle yazmaya başlayacağım. İşte bu blogun hikayesi bu. Ne mi yazacağım bu blogda? Yukarıda sözünü ettiğim konular dışında başka yazılar, şiirler de ekleyeceğim. Belki köyümün insanlarını, yakın çevremi ilgilendirecek bu yazılar. Ama asıl önemli olan bana ayrı bir zevk verecek, benim için tatlı bir uğraşı olacak. Anlatımımı seven başka insanların da ilgisini çekebilirsem ne mutlu bana. Bu "blog"u facebook'ta da duyuracağım.İlgilenen herkesin yorumlarını beklerim. Saygılarımla.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Numan Kurt&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2374893240585951756-687116978395138113?l=numankurt.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://numankurt.blogspot.com/feeds/687116978395138113/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://numankurt.blogspot.com/2010/01/merhaba.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2374893240585951756/posts/default/687116978395138113'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2374893240585951756/posts/default/687116978395138113'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://numankurt.blogspot.com/2010/01/merhaba.html' title='Merhaba'/><author><name>Numan Kurt</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02004156882769949389</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0o89TbA7EI/AAAAAAAAAAU/WnCLY9bXgPQ/S220/untitled.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_v_AM6MWEat8/S0r1MpC6FeI/AAAAAAAAABA/JP9RucQSfNY/s72-c/G%C3%B6r%C3%BCnt005.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
