7 Mayıs 2026 Perşembe

UZUN BİR YOL ÖYKÜSÜ (2)




 “Bir yanım gündelik şeyler evdir, ekmektir.

Bir yanım olmadık türküler söyler yoldur, özlemdir. “

Severim yol öykülerini anlatmayı. İçimde gideceğim yerin özlemi varsa o yolculuğu anlatmak isterim. “Yol hikâyesi” olarak birkaç yazım var.
Yazdığım üç yüze yakın yazımın birinin başlığı şöyle idi: “İNSANIN ARKADAŞI OLMALI”. İşte bu yazımda bir arkadaşımı anlatmıştım. Kim mi bu arkadaş? Nesli tükenmeye yüz tutmuş kelaynak kuşları misali şu geçip giden hayatta az rastlayabileceğiniz biri. Onun üzerine, onun kahramanı olduğu beş altı yazım var. O yazıları okuyanlar tahmin etmiştir: Hayrullah Yılmaz.
On iki yıldır ilkbahar, yaz, sonbahar aylarında Didim'deyiz. O güzel ilçede küçük bir evimiz var. Kış aylarında Ankara'da kalıyorduk. Son iki yılda kışı da Didim'de geçirdik.
Bir yıl önce yine bu zamanlarda bir kaç gün için Ankara'ya döndüm. Geleceğimi bilen Hayrullah telefonda “Gel, sana bir sürprizim var!” dedi. “Nedir sürprizin?” dedim. “Söyleyince sürpriz olur mu?” diyerek bastı kahkahayı.
O üç günün iki gününde beni ve iki okul arkadaşımızı aldı, Ankara'dan Avanos'a yol boyu dolaştık. Bu yolculuğu “UZUN BİR YOL ÖYKÜSÜ” başlığı ile anlatmıştım.
Bir hafta için yine Ankara'dayım.O, benim memleket özlemimi biliyor ya bu sefer ikimiz 25 Nisan sabahı düştük yola.
Ne deniz ne de orman var memleketimde
Onlar yok ama
Çocukluğumu, gençliğimi yaşadığım köyüme, yöreme
Özlem var içimde
Baharda güzeldir benim köyüm
Ekinler yemyeşil halı gibi serilmiştir
Berketli topraklar üzerinde
Biz yoldaydık sabahın yedisinde. Hayro'yla yola gidilir de sıkılır mı insan? Anlatır ballandıra ballandıra. Hız yapmaya kalkışınca da elimi aşağı doğru indirerek “Yavaş, yavaaaş!” demek istediğimi anlar. Anlar ama; yine de “Beni kaptanlıkta tek rakibim Türk Hava Yolları!” esprisini yapmaktan da geri kalmaz. Ara sıra “Evlerinin önü boyalı direk” türküsünü arkasını getirmeden söylemeyi de ihmal etmez.
Kırşehir'e yaklaşırken TŞOF'ta kahvaltı ve Hayrullah'ın “Ver elini Çimeli, bizim köy!” sözüyle yola devam.
Çiçekdağ yoluna girip biraz ilerleyince şaşırmamak elde değil. O içi boşalmış köylerde çok sayıda mandıra. “İstanbul'un eti buralardan gider.” dedi Hayro. Bu yıl da yağmur çok yağdı. Baharın güzel ayı nisanda otlar diz boyu. İştahla otlayan koyun, büyükbaş hayvan sürüleri gördüm. O mandıralar bölgesine girince değişik bir koku da sizi karşılıyor.
Bir zamanlar bağlık bahçelik olduğunu söylediği Çimeli'de koyun sürüsü çobanı bir kişiden başkasına rastlamadık. Hayrullah'ın babasının 1952'de açtığı küçük bakkal binası yerinde duruyor. Köye girerken bana bir tepeyi gösterdi: ”Bu tepe altın aramak için o doğa düşmanlarının kazacağı tepe.” dedi. Köydeki eski evlerini gösterdi.
Köy mezarlığında rahmetli babası Ethem amcaya duasını gönderdikten sonra Boztepe üzerinden düştük yola.
***
-Bak, sana bir şey diyeceğim.
-Söyle bakalım.
-Sen bir yazında Muzaffer Yıldırım öğretmenin Şatıroğlu'ndaki bahçesinden övgüyle söz etmiştin. Oraya görmek istiyorum.
-Emrin olur kaptan, ben kendisini hemen arıyorum.
-Ara bakalım.
Aradım, aradım ama; karşıdan değişik bir ses geldi. Hastaymış Muzaffer Bey. “Üç gündür yatıyorum.” dedi. “Geçmiş olsun!” dedim, Ankara'dan çocukları gelen Sadi Köksal'a ayak üstü merhabadan sonra yola devam...
Yol üzerinde Büyükburunağıl köyü muhtarı Naki Can'ın lokantasında çay molası ve ver elini Sadık köyü.
Masa üstü gibi düz arazide köye doğru ilerlerken tarlalara yeşil halı gibi serilmiş ekinleri görmek beni çocukluğuma götürdü. Köyün girişinde muhtarlık binası önünde oturan köylülerimizi görünce “Kır direksiyonu bina önüne.” dedim. İndik, on beş yirmi dakikalık sohbetten sonra yöneldik köy mezarlığına. Köylerinin toprağında rahat yatan, üç buçuk ay arayla dünyaya 1999'da veda eden, mezarları da yan yana olan anama, babama duamızdan sonra mezarlığa bakıma öncülük eden Oğuzhan Deveci ve Murat Bozdağ kardeşlerimize ve rahmetli eşi Sevim abla adına mezarlık içine çeşme yapyıran Musa Lale ağabeye minnet duyarak ayrıldık oradan.
Hayrullah, arabanın önünü dönüş yoluna çevirince “Bak Hayro, “dedim, “biraz sonra bir evin önünde duracağız. Hem akrabam hem de Mucur Ortaokulu'ndan öğrencim Nihat Deveci'yi göreceğim.”
Nihat; ortaokul yıllarında çalışkan, saygılı bir öğrencimdi. Öğretmenlikten sonra emekli olduğunu, köyde babası Hacı Ali dayımın evine yerleştiğini, orada sakin bir hayat sürdürdüğünü duymuştum.
Korna sesinden az sonra Nihat evden çıktı. Bizi içtenlikle karşıladı. Davranışlarıyla çok takdir ettiğim Nihat görüntüsü ve konuşmasıyla tam bir beyefendi olarak karşıma çıkmıştı. Demlediği nefis çayı içerken bir saat kadar söyleştik. Uzun süredir görmek istediğim sevgili Nihat'la da öğretmen-öğrenci olarak meslektaş olarak özlem gidermiş olduk.
Köyümüzün yolundan ana yola, Kayseri-Ankara yoluna çıkınca Hayro bastı gaza, aldı sözü:
-Ne dersin dönelim mi Ankara'ya?
-Hayır, olur mu öyle şey, sen kardeşin Emrullah'ın evinede ben de kız kardeşimin evinde bu gece kalıyoruz. Buralara kadar gelmişken uğramamak olur mu?
-Tamam, yarın 11.00'de öğretmen evinde buluşuruz.
Buluştuk, öğretmen evi lokalinin kapısından girince ilk gördüğüm kişi öğretmen okulundan müzik öğretmenimiz Selahattin Yaldız oldu. Ben tanımıştım; ama Hayrullah “Ooo Erdoğan hocam!” diye eline sarılırken, “İyi bak, müzik öğretmenimiz Selahattin Yaldız.” dedim.
Öğretmenimizle uzun süre sohbet ettik. Ortak konu okul yıllarıydı. Yetmişini geçmiş bizler, seksenini geçmiş öğretmenimizle sanki bin dokuz yüz altmışlı yıllarındaki Kırşehir Erkek İlköğretmen Okulu'ndaydık.
Öğretmen evinde göremediğimiz, yine okulumuz mezunlarından Mustafa Bey'e (Cebecioğlu) telefon ettim, sağ olsun geldi, yarım saat kadar da onunla söyleştik.O da yaz aylarında Didim'de kalıyor.
Hayrullah'ın kardeşi Emrullah'ın Mehtap Tepesi'nde bahçesi varmış. “Kardeşim bizi bahçeye çağırıyor.” dedi Hayro. Bahçede, Emrullah'ın konukseverliği de sarı kırmızı laleler de çok güzeldi.
Pazar günü saat 15.00 sıraları ayrıldık Kırşehir'den. Yakın çevreden Ankara'ya pazar dönüşü ve yol yapımı nedeniyle Elmadağ'dan çevre yoluna çıkıla kadar adım adım gittik sanki.
Hayrullah arkadaşımın bu güzel sürprizleri yanında anlattığı ilginç yaşanmışlıklardan da büyük keyif alırsınız. Didim'e iki yıl önce geldiğinde akşam çöp konteynerlerinin yanına gelen domuzların fotoğrafını çekmiş, ben de o anda onun fotoğrafını çekmiştim. O fotoğrafı kızına göndermiştim. Rabia esprili bir dille aynen şöyle yazmıştı fotoğrafın altına: “Babamın işleri...”
Ankara'ya yaklaşırken Hayro bu ilginç işlerinden birini bana anlattı:
-Bak, sana ne anlatacağım.
-Eee, söyle bakalım, yine neler yaptın.
-Kırşehir Kale Ortaokulu'nda çalışırken karı koca iki arkadaş bize akşam gezmesine gelmek istediler.
-O yıllarda biz de arkadaşlarla birbirimiz çok gider gelirdik.
-Hele dinle! Ben böyle durumlarda konuklar gelmeden bir “akşam gezmesi gündemi” hazırlarım.
-Senin tuhaf; ama hoş işlerinden biri olmalı, sanki resmi toplantı yapıyorsun.
-Şimdi sana madde madde açıklıyorum o gündemi:
**Konuklar kapıda karşılanıp salona alınacak.
*Hoş beş edilerek, hal hatır sorulacak.
*Bu hanenin geçmişlerinin ruhu için bir dakikalık saygı duruşunda bulunulacak.
*Konuk Hamza yeni araba almış, acemilikten dolayı ailece arabayla Kılıçözü deresine düşmüşler, sağ salim kurtulmuşlar. Onlara geçmiş olsun denilecek, olay üzerine konuşulacak. “Yaptığınız iyilik karşı gelmiş.” denilecek. İnsanlar bu sözü çok sever.
*Müdür başta olmak üzere tüm öğretmenler sohbet konusu olacak.
*Varsa başka ilginç olaylar anlatılacak.
*Konuklar artık “Vakit geç oldu, bize müsaade, kalkalım.” diyecekler.
*”Müsade Allah'tan, çok iyi oldu, hoş vakit geçirdik, sağ olun.” denilecek.
*Onlar gittikten sonra arkalarından dedikoduları yapılacak.
İşte “gündem” böyle. Hayro'nun ünlü bir lafı var, hayret ettiği bir durum karşısında “Gördüm, gördüm de böylesini görmedim.” der. Ben de bu sözü onun “gündem”i için söylüyorum. Kızı boşuna mı diyor “Babamın işleri” diye.
Bir memleket yolculuğu da böyle bitti.
Bu vefalı, güzel arkadaşıma ailesiyle birlikte sağlıklı yıllar dilerim.
........................................................................................
Numan Kurt
4 Mayıs 2026

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

NASRETTİN HOCA'NIN KURBANI

  Bu bayramı Nasrettin Hoca'dan bir fıkrayı dizelerle anlatarak kutlamak istedim. Şu sıkıntılı günlerde, ekonomide, siyasette yaşanan z...